banner39

"Buti ne söyledi, beyler ne anladı?"

"Buti'nin söylem ve eylemleri şunu göstermektedir: O, Müslümanların zarar görmesinden korkarak ayaklanmaya karşı çıkmamıştır. Esed ailesine olan derin sevgisi ve sahip olduğu konumu itibariyle bunu yapmıştır. Hafız Esed'in cenazesindeki gözyaşları, işkence gören Sünni Müslümanlara yönelik duyarsızlığı ve hakaretleri, Esed'in şebbihalarını sahabelere benzetmesi bunun tanıklarıdır." Mahmut Cemil İnce yazdı...

Alıntı 20.08.2022, 00:33
"Buti ne söyledi, beyler ne anladı?"

Mahmut Cemil İnce'nin yazısı şöyle:

Ramazan el Buti, uzun süredir Türkiye'deki İslami çevrelerin gündemini en çok meşgul eden isimler arasında.

Elbette Buti konusunda birçok farklı şey söylenebilir. Fakat bu yazıda biraz daha farklı bir meseleye eğilmeye çalışacağım. Bu da kendi söylemek istediklerini söylemeye cesareti olmayıp, Buti isminin arkasına sığınarak bunu yapmaya çalışan kimseler.

Üstelik bunu, Buti'nin meramını dahi çarpıtarak yapmaya çalışanlar.

Esasen tüm bu durum, maalesef Türkiye'deki İslami camianın halen, olayların ve şahısların ismini koyarak yoluna devam edebilme konusundaki büyük ve hayati derecedeki yetersizliğini ortaya koyuyor. Ancak biz buna da derinlemesine temas etmeden sadede gelelim.

Bazı kimselerin alışıldık söylemleri

Esasen uzun süredir böyle söylemlere şahitlik etmekteyiz. Bunlar özellikle Suriye'deki savaşın muhalifler aleyhine seyretmeye başlamasıyla, bazı kimselerin dillerine pelesenk oldu.

Nedir bu söylemler?

Efendim, özetle şudur: Ayaklanmanın yanlış ve beyhude oluşu, muhalifleri başkalarının kışkırttığı, yaşananların Müslümanlara bir fayda sağlamadığı, Buti ve benzeri kimselerin haklı olduğu (ki konumuz bunun üzerina bine edilecek), bu isyanın Müslümanların yöntemi olmaması gerektiği...

Tüm bu söylemlerin İslami, siyasi, ahlaki, stratejik, taktik, askeri vesaire bilumum cihetlerden yanlışlığını izaha girişecek halim yok. Bunun da ötesinde bu tarz sözlerin dar ufuklu, pratik bir mücadele düşüncesine karşı cehaleti izhar eden sözler olduğunu da uzun uzadıya açıklamaya çalışacak değilim. Zaten bu yazıyla maksadım bunlar da değil. Kaldı ki niyeti Müslümanların mücadele sürecinde bir yere sahip olmak olan kimseler, tamamı herkesin gözleri önünde yaşanan Suriye savaşından makul hisseler çıkarabilirler düşüncesindeyim.

Kastım nedir öyleyse?

Buti ne söyledi, beyler ne anladı?

Kastım, bu söylemleri Buti'nin arkasına sığınarak söyleyebilme "cesareti" gösterilmesidir. Bu tavrın cehalet mi, kafa karışıklığı mı, kurnazlık mı olduğu sizlerin takdirine kalmış.

Sözüm, sanki Buti tüm bu ayaklanmaya ve savaşa "Müslümanlar zarar görecek" diye karşı çıkıyormuş, söylemleri bunun etrafında şekilleniyormuş gibi davrananlara. Sanki Buti, kendilerinin tezlerini ileri sürüyormuş gibi konuşup, insanların aklını bulandırmaya çalışanlara.

Oysa Ramazan el Buti ne Esed rejimini gayrimeşru görüyordu ne de Müslümanlara karşı "durun, isyan etmeyin, bu zalim sistem günün birinde zayıflayıp yıkılır, bizler tahribata uğramayalım" gibi bir pozisyon almıştı. Tam aksine Buti, rejimin askerlerini sahabelere benzetecek, rejime karşı ayaklananlara ise ajanlık, dinsizlik, ahlaksızlık gibi suçlamalar yöneltecekti. Esed ordusuna imrendiklerini, bu orduda savaşmak istediklerini, savaşanlara dua ettiklerini söyledi. Buti, rejime desteğine 1970'li yıllarda başlamış, ne Hama Katliamı, ne diğer katliamlar, ne Hafız Esed'in Müslümanlara zulmü, ne İsrail karşısındaki danışıklı dövüşleri, ne oğlu Beşar'ın katliamları ona geri adım attırmıştı.

Hal böyleyken Buti'nin rejim ordusunda askerlik arzusunu izhar etmeye dek varan tavrını, o sanki Müslüman halk kitlelerine şefkat gösteren ve zarar görmelerinden korkan bir baba imişçesine lanse etmek, tam da piyasada arz-ı endam eden beylere yakışacak bir tavırdır. Buti'nin söylem ve eylemleri şunu göstermektedir: O, Müslümanların zarar görmesinden korkarak ayaklanmaya karşı çıkmamıştır. Esed ailesine olan derin sevgisi ve sahip olduğu konumu itibariyle bunu yapmıştır. Hafız Esed'in cenazesindeki gözyaşları, işkence gören Sünni Müslümanlara yönelik duyarsızlığı ve hakaretleri, Esed'in şebbihalarını sahabelere benzetmesi bunun tanıklarıdır.

Hal böyleyken, kendilerine maruz kalma talihsizliğini Türkiye'deki İslami camiayla paylaştığımız kimselerde şu iki kusurdan biri vardır: Ya gördüğünü, duyduğunu, okuduğunu anlamayacak kadar kısıtlı bir ufuk ve siyasi tahlil yetersizliği, veya marjinal düşüncesini cesurca ve meşhurların ismi ardına sığınmadan ifade edememe hali. Her iki hal de üzücü ve acınasıdır.

Maksatları, yolları, pratikleri ve gerçek gündemleri olan bir camia olabilme temennisiyle...

Kaynak: Mepa News

Yorumlar (0)
16
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?