banner39

"Cumhuriyet, Osmanlı'yı bir kenara koyma hareketiydi"

Yeni Akit gazetesinden Fatma Gülşen Koçak, Türkiye’nin yaşayan insan hazinelerinden biri olan Prof. Dr. Salih Tuğ ile konuştu.

Alıntı 28.11.2022, 22:18 28.11.2022, 22:28
"Cumhuriyet, Osmanlı'yı bir kenara koyma hareketiydi"

Prof. Dr. Salih Tuğ, 18 ve 19. asırlarda Osmanlı imparatorluğunun modernleşmek için reformlarla dolu bir politika izlediğini söylerken, Cumhuriyet Türkiye’sinde ise farklı bir yola girildiğine dikkati çekti. Prof. Tuğ, “Ama Cumhuriyet devrinin başlangıcından itibaren başlayan rejim ise bir slogan ile batılılaşma programını sadece benimsemiştir. Bu batı hayranlığı meselesidir. Toplumların birtakım psikolojileri vardır. Bazı hallerde, bazı zamanlarda toplumlar, kendi dışındaki birtakım toplumların gidişatına ayak uydurmaya çalışırlar. Bunu bir marifet sayarlar. Cumhuriyet devri böyledir” dedi.

Türkiye’nin yaşayan insan hazinelerinden biri olan ilim ve irfan dünyamızın kıymetli isimlerinden Muhterem Prof. Dr. Salih Tuğ Hocamız ile hayatının dönüm noktalarını, günümüz insanının yaşadığı buhranları ve çıkış yollarını konuştuk.

Üniversitede intisabınız nasıl oldu?

Ben hukuk fakültesinde okurken abimin ticarethanesi vardı. Fuat Sezgin oraya gelip giderdi. Abimle konuşurdu daha çok. Sezgin beni Zeki Velidi Togan hocaya götürdü. Ben hukuk fakültesini bitirmiştim.

O zaman ne yapayım, diye düşünüyordum. Zeki Velidi Togan tarafından edebiyat fakültesindeki İslam araştırmaları enstitüsü yeni kurulmuştu. Fuat Sezgin, hocamızın da gayretleriyle kurulmuş olan o müesseseye asistan olarak alınmamı uygun gördüler ve ben orada doktora çalışmalarına başladım.

Zeki Velidi Togan hocamızın kontrolünde ve onun himayesinde derslere başladık. Daha sonra 1960 senesinde Fuat Sezgin, darbelerin getirdiği bir akıbetle maalesef üniversiteden ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Bütün Türkiye’deki üniversitelerden ayrılan hocaların hocaları arasında o da ayrıldı. Ve üniversiteden atıldılar, tuhaf bir şey! İşine son verildi.

1960 darbesi onları da mağdur etti değil mi?

Menderes’e karşı yapılmış olan darbe çok kimseyi mağdur etti. O da Almanya’ya gitmek mecburiyetinde kaldı. Bu atılmadan sonra Türkiye’de iş bulamadı, bulamazdı. Kendisi tekrar üniversitelere giremezdi. Almanya’da doktorasını yapmış bir kimseydi. Eski hocalarına mektuplar yazdı. Ben onlara şahidim. O mektuplar üzerine kendisini davet ettiler ve Almanya’da Frankfurt Üniversitesi’nde doçent olarak vazifeye başladı.

Benimle irtibata ancak “eski hoca-talebe” ilişkisi şeklinde kaldı. Ben tabii İstanbul’dayım ve İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde asistanıyım. Öylece doktoramı, daha başka hocaların yanında olmak üzere onlardan da istifade etmek suretiyle edebiyat fakültesinde tamamladım.

Eskiden Kur'an öğretenler cezalandırılırdı

Çocukluk yıllarınızda dini eğitim alanında baskılara şahit oldunuz mu?

Var tabii. Kur’an-ı Kerim dersi tamamen devlet tarafından kontrol altında tutuluyordu ve yasaklanmış vaziyetteydi. Böyle tek tük Kur’an kursları da baskınlarla kapatılır ve kim eğer Kur’an-ı Kerim öğretiyor olsa onlar da cezalandırılırdı.

İlim hayatınızda hangi mücadeleleri verdiniz?

Mesleki hayatımda karşılaştığım birtakım zorlukları veyahut merhaleleri hep yene yene ilerledim.

İleri ki senelerde de hukuk fakültesindeki çalışmalarımda yüksek derece almak benim için önemli değildi. Sınıfı geçmek önemliydi. Normal kâh orta, kâh iyi, kâh da peki iyi almak suretiyle bazı derslerden başarılı oldum. Diplomayı almaya hak kazandım.

Hukuk fakültesinde okurken ve İslam hukuku üzerinde bir çalışma yapmak için Türkiye’de imkanlar yoktu. İmam Hatip liseleri açılma sürecindeydi, galiba İstanbul’da bir tane vardı. Fatih’in Çarşamba semtinde ve onun dışında bir de Ankara’da ilahiyat fakültesi vardı. Doktora yapma imkânı çok yoktu.

Fuat Sezgin Hoca Mısır'a gitmem için destekliyordu

Yurt dışına çıkmayı düşünmediniz mi?

Bu yokluk sebebiyle yurt dışına çıkmaya karar verdim. Bu doktoranı yapılabileceği en yakın yer Mısır olmak üzere El-ezher diye de bir adı olan eski klasik devirden kalma ve modern tarafları da olan bir müessesenin talebesi olmaya karar verdim. Bunun için gerekli hazırlıklara başladım, Arapça öğrenmeye çalıştım. Beni destekleyen Fuat Sezgin ile Ankara’dan bir hocamız vardı. Bana Mısır’da çalışmak üzere doktora vizesi çıkarmak istiyordu, öğrencilik vizesi çıkarmak istiyordu. Beni bakana kadar götürdü.

Yurt dışına okumak, üniversite ve sonra doktora yapmak üzere gidenlerin vize dairesine götürdü, tanıştırdı. “Memnuniyetle gönderirdim, memnuniyetle bu vizeyi verirdim kendisine, bu vizeyi alması için bütün muameleleri ben yapardım ama şu anda Mısır’da savaş var” dedi. Batılılar Mısır’daki iktidarı devirmeye çalışıyorlar. Abdülnasır’ın siyasi iktidarına son vermek üzere İngilizler Süveyş Kanalı’nı işgal etmişler ve Mısır’a doğru girmek istiyorlardı. Belki eski idarenin benzeri bir idare kurmak istiyorlardı. Buna benzer birtakım hareketlerin içine girmişlerdi. Görevli, savaş hali olduğundan vize vermedi.

Sonra Fuat Sezgin bir gün bana telefon etti. Sultanahmet’te oturuyorduk. “Salih İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde (benim daha sonra doktoramı, doçentliğimi ve profesörlüğünü yapacağım müessesede) bir asistan kadrosu elde ettik. Burada çalışmak ister misin?” dedi. “Mısır’a gitmeye çalışıyorum ama bu savaş sebebiyle vize vermedikleri için şu anda beklemedeyim” dedim. “Sen, yarın gel konuşalım” dedi ve gittim. Anlattı bana nasıl olacağını imtihana gireceğimi nasıl hazırlanacağını söyledi. Hakikaten 5-6 kişiyle biz imtihana girdik. Bu imtihandan ben başarılı olmuşum, öyle söylediler. Diğer arkadaşlar başka yerlere gitmişler. Böylece ben İslam Araştırmaları Enstitüsüne, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde akademik hayatım başladı.

Cumhuriyet, Osmanlı’yı bir kenara koyma hareketiydi

Kıymetli hocam, 1930 yılında doğdunuz. Bir devre şahitlik ettiniz. Osmanlı sonrası hangi bocalamaları yaşadık?

Şimdi Cumhuriyet devrini konuşuyorsak, Osmanlı’yı bir kenara koymak suretiyle -daha ağır kelimelerle de söylemek mümkün ama ben öyle kibarca söylemeye çalışıyorum, Osmanlı’yı bir kenara koymak suretiyle yeni bir sosyal yapılaşmaya geçme hareketidir. Cumhuriyet idaresi, Osmanlı devletinden ve toplumundan farklı bir yapıdadır. Bir kere hukuki yapısı değişmiştir. Sanat anlayışı değişmiştir. İnsan ilişkileri değişmiştir. Müesseseleri, her alandaki sosyal müesseseleri değişmiştir. Bu değişiklik “modern dünyaya ayak uydurma meselesi” olarak takdim edilmiştir topluma. Ama bu konuda fazla halka danışılmadan veyahut ta ilmi araştırmalar yapılmadan bazı adımlar atılmıştır.

Türkiye’nin Osmanlıdan gelirken 1923 senesine kadar olan devrede teşebbüsler yapılmamış mıdır? Modern toplum, Osmanlı yapısı ortaya çıkarmak üzere teşebbüsler yapılmamış mıdır? Yapılmıştır! Birçok teşebbüsler vardır.

18 ve 19. asırlar reformlarla doludur. Osmanlı zamanından bahsediyorum. Bilhassa askerlik alanında ve ticaret alanında ve yeni toplumsal müesseselerin, eğitim müesseselerinin açılması ve idaresi konusunda sıkı adımlar atılmıştır.

Batılılaşmak için değil ama modernleştirmek için bunlar tercih edilmiştir. Ama Cumhuriyet devrinin başlangıcından itibaren başlayan rejim ise bir slogan ile batılılaşma programını sadece benimsemiştir. Bu arada bir takım sosyal değerler maalesef geri plana itilmiştir.

Tanzimat fermanı, yeni sistemlere açılma hareketidir

Nesillerin kendi değerlerinden koparılması da projenin bir parçası mıydı?

Bu batı hayranlığı meselesidir. Toplumların birtakım psikolojileri vardır. Bazı hallerde, bazı zamanlarda toplumlar, kendi dışındaki birtakım toplumların gidişatına ayak uydurmaya çalışırlar. Bunu bir marifet sayarlar. Cumhuriyet devri böyledir. Dediğim gibi 18. asırda batılılaşma hareketlerinin birçok reformlarını görüyoruz. Mesela bu 1839’da yapılan Tanzimat fermanı bir nevi Cumhuriyet ilanı gibi bir şeydir.

O kadar ters bir şeydir. Padişahın otoritesi, sarayın otoritesi, eski geleneklerin yerine yeni geleneklere, yeni düşüncelere, yeni sistemlere açılma hareketidir. Tanzimat fermanının arkasından gelen daha başka birtakım reformlar yapılmıştır. İdari reformlar, askeri reformlar, iktisadi reformlar, eğitim alanında maarif reformları yapılmıştır. Hep o 1900’lerde 1800’lerde yapılmış, 18. asır başlarında itibaren yapılmış şeylerdir. Cumhuriyet devri ise biraz daha zorlamalarla, daha çok “batılılaşalım” derken biraz geleneklerimizden ve kendi sahip olduğumuz toplumsal değerlerden bizi uzaklaştırdı.

Türkiye’nin eğitim ve kültür politikası nasıl olmalı?

Nasılı açıklamak için her toplumun belli devirlerde birtakım teşebbüslerin içinde olmasına dikkat etmek lazım. Tarihte her milletin; bir kuruluş ve bir yükseliş halleri vardır. Tarihte yer almış büyük devletler olarak -Türkiye’nin de- devlet yapısı değişik zamanlarda kurulmuş, yürümüş ve yücelmiş ama bir müddet sonra indiğini gördük. Bu bütün toplumlara musallat olan bir hadisedir.

Türkiye’mizin de daha da yüce makamlara, mertebelere, zenginliklere, kültürel veyahutta iktisadi bakımdan ulaşabilmesi için talihinin ve kaderinin de rolü büyüktür. Bu kader, Allah’ın elindedir. Bu kader Allah’ın elindedir diye biz oturacak değiliz. Allah’ın rızasını kazanmak ve Allah’ın makbul insanları haline gelebilmek için bizim de yapacağımız çok şey vardır.

Bu donatmayı kim yapacak? İşte biraz evvel söylediğim gibi münevverler yapacak. Münevverlerin yetiştiren kim? Yine toplumun insanları.

Münevverler iyi olsa, dış düşmanlara müdafaa hattı kurup onları tesirsiz hale getirecekler

Münevverlerimizin toplumu toparlanması için çalışma yapması mı gerekiyor?

İyi yetişmiş münevverler vasıtasıyla gelişimlerini gerçekleştiren toplumlar, yükselmeye doğru giden Müslüman olurlar. Yerinde sayanlar da var. Mesela bugün İngiltere yerinde sayıyor. Eskisi gibi değil. Eski İngiltere nerede? Orta çağdaki İngiltere yok. Ama yerinde sayıyor. Kaybettiği şeyler var ama sıfırlanmaz, sıfırlanmış değil. 40-50 milyon İnsan var orada.

Türkler Viyana'yı birkaç defa kuşattı

Türkler Viyana’yı kaç kere kuşattılar? Bir kere değil, yarım kere değil, birkaç kere kuşattılar. Demek ki oralara kadar gittiler. Oralarda at koşturdular. Balkanlar Viyana’dan itibaren olmasa bile. Trakya’ya kadar, Edirne’ye kadar merkezi bir hükümet orada vaktiyle var olduğu için öyle söyledim. Edirne’ye kadar, Müslümanların ekseriyeti ile yaşıyordu ahali.

Ama sonra bu yavaş yavaş kayboldu. Bir kere Viyana’dan yavaş yavaş geri geri çekilmeye başlandı. Belgrad’da kaldığı kadar dayandı. Ondan sonra daha geriye olmak üzere Edirne’ye kadar dayanmış oldu, orada durduk.

Allah’tan durdu daha fazla yukarıda dursaydı daha iyi olurdu. Ama tabi oraya siyasi meseleler girdi, toplumsal meselelerin ayarlanması idaresi gerekti. Müslüman Balkanlılar bu mübadele anlaşmalarıyla ve başka anlaşmalarla Türkiye’nin içine çekildiler. Edirne’den başlayan hududun birisine doğru bugünkü Türkiye topraklarına doğru göç ettirdiler. Buradaki gayrimüslimler de oraya gönderildiler. Mesela o ayrı bir mesele. Ama demek ki toplumlar bazen daralıyor, bazen genişliyor, büyüyor ve o orada çok büyük şeyler var. Çok farklı, çok çeşitli etkenler var. Bu gelişmeleri, değişmeleri, yükselmeleri için çok muhtelif etmenler var. Yücelmesi için olduğu gibi tereddi olması, bozulması ve düşmesi için de birçok sebepler var. Gene iş münevverlere geliyor. Münevverler iyi olsa, dış düşmanlara karşı yani kendi toplumuna yabancı olan düşmanlara karşı da müdafaa hattı kuracaklar ve onları tesirsiz hale tutacaklar. Belki hatta yenecekler veyahut kendilerini onlara kabul ettirecekler ve böylece yabancı tesiri altında ezilmekten kurtulmuş olacak Müslüman toplum. Birbirine bağlı şeyler.

Türkiye'nin büyük hamlelere ihtiyacı var

Yeniden nasıl ayağa kalkabiliriz?

Bütün bu konuştuğumuz şeylerin muhafazası ile ancak mümkün. Münevver de buna dahil. Kader de dahil. Birçok faktör sayabiliriz. Konuştuklarımızın arasında saydığımız dikkat çektiğim birçok şeyin tesiri, bir tek şeyle olması kabil değil.

Mesela sadece alfabeyi değiştirmek ile bu işler olmaz. Nitekim Türkiye kaç senedir batı Latin alfabesiyle idare ediliyor.

Neredeyse 100 sene olacak. Hangi büyük hamlesi var, Türkiye Cumhuriyeti’nin. Büyük hamleden bahsediyorum. Yaşayan bir Türkiye’den bahsetmiyorum. Sadece ayakları üstünde duruyor. Doğru eyvallah duruyor.

Duruyor da hamlesi nedir, hangi hamlenin içindedir? Bir atom bombamız var mı? Bizim kendi yaptığımız. Amerikalılardan emanet olarak alınmış bilmem nerede saklanan icabında kullanılacak olan atom bombası var diyorlar 5-10 tane.

Bu nükleer meselelerle ilgili bir çalışma var. Var da kendini kabul ettiren, bütün insan toplumlarına kendini kabul ettiren bir seviye tutturabildik mi? Tıpta çok büyük alimlerimiz var mı? Tek tek bazı alimlerimiz var. Ama yaygın olarak böyle bir hamlemiz var mı? Meselelere geniş perspektifli yaklaşmalıyız.

Kaynak: Yeni Akit

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?