banner39

Desem de öldüm, demesem de...

Madem dünya değişmiştir, hem vatanın geçmiştir madem hem de vatanların modası; daha onunla ne uğraşıp duruyoruz? Durun bakalım...

Alıntı 30.05.2014, 20:18 30.05.2014, 20:18
Desem de öldüm, demesem de...

Her ferdin hak ile bâtıl, hayır ile şer, günah ile sevap arasındaki farkı bizzat bilişi, bu farka bizzat erişi, onun bir fert sayılışının, addedilişinin gereğidir. İnsan olarak hesaba katılmanın ilk şartı bu. Modaya kapılmamak bir ruh bozukluğu değilse, modaya aldırmayıp modayı reddetmek devlet ve toplum laboratuarlarında üretilmiş uyku ilâcını yutmamak anlamına gelir. Hayatından modayı ve modacıları atıp çıkaracak dirayeti gösteremeyen kimselerden insanlık adına herhangi bir şey bekleyemeyiz. Demek ki, Türk ilinde dağlara, tepelerin bayırlarına teberrüken beyazlatılmış taşlarla nakşedilen ibareyi önsöz olarak seçmekteki ısrarımızın mânâsını kavramak bir gerekliliktir. Gereğini yerine getirirseniz, bilin ki, kavrayışın devamında kavga var. Biz bugün işlerinin tamamını gizli kimlikleriyle yürüten modacı kalpazanlara “vatan” diyerek başçavuşun katırı görüntüsü versek bile ısrarımızın mânâsına bigâne kalan herkesle son gülenin iyi güleceği bir kavgamız var.

“Önce Vatan” diyoruz ve bunun imânımızdan bir cüz olduğunu ifhâm ediyoruz. İmân nedir? İmânın cüz’ü değil de, tamamı denilince ne anlaşılmalıdır? El-cevab: İmânın külliyen tamamı Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’in kendisinin ölümünden sonra yeryüzünde Müslümanlığı devam ettirmek için mes’ûliyyet yüklenecek bizlere Kur’ân-ı Kerîm’i ve Sünnet-i Seniyye’yi bırakmışlığıdır. İmanın hepsi budur. İmâna efrâdını câmi‘, ağyarını mâni‘ bir tarif gerektiğinde elde Kur’ân ve Sünnet’ten gayri bir şey kalmadığı fark edilecektir. Münafık değil de mü’min olmayı ciddiyetle yaşamakta isek bunun siyasi bir rengi aksettirdiğini anlamamız şarttır.

Mü’min kimdir? Resul-ü Ekrem (s.a.v)’in irtihali akabinde onun bıraktığı mirası devralmış olanlara, devralmaktan memnun kalmış olanlara mü’min denilmişdir. Resul-ü Ekrem (s.a.v)’in irtihali akabinde sayıları hesap dışı tutulamayacak miktarda kimse irtidat etti. İşte böyle bir atmosferde mü’min kalmanın zaruretini ve vazgeçilmezliğini bize öğreten büyüğümüz Ebubekir (r.a.) oldu. Allah (c.c.)’ın inayetiyle bu çizgi silinmeden günümüze kadar geldi. Çünkü yine Allah (c.c.)’ın inayetiyle bir “emîr-ül-mü’minin” makamı ihdas ederek İslâm nizâmı fikrinin ruhumuzda yer etmesini Ömer (r.a.) sağladı. Küllî miras, külli imân...

Tarihten getirdiğimiz haklılık uyarınca Müslüman hayatının idamesine yarayacak çekirdeğin, tohumun ziyan edilmesine razı olunamaz. Allah (c.c.)’ın mahkûm ettiğini, kul olarak bizlerin beraat ettirmeye hakkı yoktur. İnansın da, neye inanırsa inansın diyen bizden değildir. İlmi imândan ayırarak bir ukalâlık kıyafetine büründüren fesat ehli bizden değildir. Allah (c.c.) indindeki dini imândan koparılmış bozuk birçok şekille nümayan kılan bizden değildir. O halde, biz kimiz? Biz Allah (c.c.)’ın öğrettiğini esas alanlarız. Biz esas diye Allah (c.c.)’ın meleklere secdeyi emrettiği Âdem aleyhisselâma öğrettiğine diyoruz. Sadakati esas alıyoruz. Sadakatin mücerret bir mefhum olmadığını biliyoruz. Sadakat müşahhastır. Sadıklar olmadan sadakat olmaz. Mü’min varsa sadakat vardır. Kur’ân-ı Kerîm’in nazil olduğu hakikatine şüphe düşürme gayreti gösterenlerle gözümüzü kırpmadan öldüresiye kavgayı göze aldık. Dikkatli ve titiz olmalıyız. Çünkü insanın macerası tuhaflıktan kasıtlı olarak arındırılmamıştır. Tuhaflıklardan biri şöyle: Kavgamız var ve fakat bu kavgayı can pazarı haline getirecek bir er meydanı yok. Bu yüzden, erlik göstermenin gösterişsiz yolunu keşfetmemiz zarureti var.

Bugün bizler emanete hıyanet etmeyenler olarak seyircilikten öte işlevi olmayanların gözüne tam tekmil görünmüyorsak, siperlerimizde beklediğimizdendir. Herhangi bir yerde değil, siperlerimizdeyiz. Emanete hıyanet eden herkesle kavgamız var. Aylaklık etmiyoruz. Şimdilik siperlerimizden düşmana sadece ateş edebiliyoruz. Emanete hıyanet eden hasımlarımız başarıyı çeşitlilikte arıyor. Hainler Türkiye topraklarının Türk toprakları olduğu inancını yok edebilirlerse çeşitlerden herbiri kendi zaferini kutlamakta gecikmeyecek. Hıyaneti çeşitlendirenlerle de kavgamız var. İyi ki, kavgamız var. Kavgaya gitmeseydik nereye darbe indireceğimizi anlayamazdık. İki yöneliş anlayışımızı zenginleştiriyor: Birincisi Vahyin bize ne mânâ ifade ettiği hususunu bulandıranları defetme yönelişimizdir. İkincisi ise Türk topraklarının ümmet hayatının teminatı olduğuna dikkat çekmeye yönelişimizdir. İki noktadan bir doğru geçiyor: Kur’ân ve Türkiye. İki noktadan geçen doğru biz Müslümanlara, ümmeti Muhammed’e bir mihver bahşediyor. Birinci nokta nüzul hadisesidir. Allah (c.c.)’ın rahmetinin Allah (c.c.)’ın gazabı fevkine ulaşışını Kur’ân-ı Kerim’in nâzil olmasından anlıyoruz. Elimizde kendisinden elde edeceğimiz faydanın haşre kadar eksilmeyeceği bir hidayet rehberi bulunuyor.

Kavga iki cephede cereyan ediyor. Öncelikle küfrün şartlandırmalarına boyun eğişten neş’et eden cehaletle savaşıyoruz. Onun yanı sıra, çetinlikte ondan geri kalmayan bir savaş içine dahi dalıyoruz: Topraklarımıza yani canımıza, cananımıza, bütün varımıza göz dikenlerin beynelmilel uzlaşı yedeğindeki azınlık hâkimiyetiyle savaş. Müslim, mü’min, muhsin olamadığımız takdirde bu girdiğimiz harbin mağlûp ilân edilmemizle biteceğini de biliyoruz. Allah (c.c.)’dan nasibimize İslâm, İmân, İhsân düşmesini dilemekteyiz. İslâmdan, İmândan, İhsândan nasibimiz var ise, daha artırmasını yalnızca Allah (c.c.)’tan dileriz. Allah (c.c.)’dan gayr-i müslim cephenin Müslümanmış gibi algılanan cenâhından bizi alenen ayırmasını dileriz.

Bu kitabın adı olsun diye müracaat ettiğim serlevhâ her ne kadar “Desem Öldürürler, Demesem Öldüm” ibaresi ise de, bu kitap dolayısıyla bir nihaî hakikat perdesinden bahsetmemiz mümkün değil. Ne ben burada söylediklerim sebebiyle hayatımı tehlikeye atmış oluyor, ne de hayatta kalışımı burada dile getirdiklerime borçlanıyorum. Altmış sekiz yıla baliğ ömrüm içinde biz Türklere ne yalanlar söylendiği, bize ne dolmalar yutturulduğu hususunda çok şey öğrendim. Yine öğrendim ki, Türkiye’ye kötülük yapanlar Türkiye’ye ne kötülükler yapıldığı konusunda benden daha çok bilgiye ulaşmış durumdadır. Bu yüzden ben konuştukça onlar bıyık altından gülüyor. Mel’unlar melanetin nerelere uzandığını benden iyi biliyor.

Desem Öldürürler, Demesem Öldüm, İsmet Özel, TİYO, İstanbul 2012

banner53
Yorumlar (0)
15
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?