banner39

Divan-ı Lügat’it Türk’te Yörük kültürü

Divânu Lügati't-Türk; Türk kültürünün ilk Türkçe dilinde yazılan sözlük eseri, Kaşgârlı Mahmut tarafından yazımı 1074 tarihinde sona erdi. Peki, bu kitapta Yörükler nasıl anlatıldı?

Alıntı 10.02.2021, 13:46
Divan-ı Lügat’it Türk’te Yörük kültürü

Asil bir soya mensup bulunan Kaşgar’lı Mahmud ilmiye sınıfına mensup bir bilgedir. Bize büyük bir miras, büyük bir abide olarak bıraktığı Divan-ı Lügat’it Türk adlı eserini yazarken Türk ellerini (illerini), yaylalarını, kışlalarını, göçebe Kırgız, Kazak, Uygur v.s çadırlarını gezmiş, onlarla haşir neşir olmuş, deyeseklerini, atasözlerini, deyimlerini kaydetmiş ve yaşayışlarını incelemiştir. Bu yüzden onu okurken bugünkü Anadolu’nun Türkmenleri ve yörükleri arasında dolaşıyor gibi oluyoruz. İlkbaharın binbir renkli çiçeklerinin mis kokulu yaylalara doğru, ağır ağır ilerleyen yörüklerin göçüne katılıyoruz. Üzerlerine en güzel halıların ve kilimlerin atıldığı yüklü develerin en önünde, yeni elbiselerini giymiş, elindeki kirmenini çevire çevire, yününü eğire eğire giderken Onbeş’in Sunası’na şahitlik eden Kaşgarlı Mahmud’un; yörüklerin konalgalarında, konak yerlerinde onlarla eyleştiğini, çadırlarında yattığını; ocak başında odunları ölçere ölçere, közleri karıştıra karıştıra, o yılın gidişinden, malların bereketinden, tokluların oğlakların, erkeçlerin fiyatından konuşup dertleştiğini görür gibi oluyoruz.

İşte bu yazımızda, Divan-ı Lügat’it Türk’te geçen bazı kelimelerin anlamlarıyla Türkmenler’in arasında nasıl kullanıldığı ve günümüzdeki karşılıklarına değineceğiz.

Ala: İnsanın içindeki şey “Kişi alası içtin, yılkı alası taştın”: İnsanın alası içinde, hayvanın alası dışında” demektir. Yörükler de insanoğlunun gizli niyetini anlamanın imkânsız olduğunu belirtmek için aynı deyimi söylerler.

Alacu: Yörükler ve Türkmen’lerde (alaçuk, alaçığ) şeklinde söylenir. Birkaç çalı çırpı, eski çul ve kilimle yapılan derme çatma kulübeciğe bu isim verilirdi. Ayrıca keçe çadırlarına da verilen bir addır.

Basan veya yoğ basan: Ölü gömüldükten sonra üç ya da yedi güne kadar verilen yemeğe denir. “Ol ölüğge yogladı: O, ölü için yemek verdi.” demektir.  Yörüklere ve Türkmenlere yedirilen bu yemeğe, (üçüncü, yedinci, kırkıncı günü ve yılında verildiği için) üç hayrı, yedi hayrı, kırk hayrı, yıl hayrı derler. Davar kesilerek ve bulgur pilavı pişirilerek yapılır.

Bay ve bayut: “Zengin” ve “zengin etmek” manalarına gelir. “Tenği meni bayıttı: Tanrı beni zenginletti” gibi. Kırgız, Kazak, Uygur, Tatar, Oğuz gibi bütün Türk lehçelerinde bu kelime “zengin” anlamına geliyor. Toroslar’da, Işıklı Aşiretinde, bayıtmak; zengin etmek) şeklinde kullanılıyor. Zengin demek olan (bay) kelimesi, bugün (beğ) kelimesi yerine geçiyor.

Bozlamak: Devenin bağırması, demektir. Divan-ı Lügat’it Türk’te, “Ol botunı bozlattı” deniyor. Yani “O deve yavrusunu, dorumunu bağırttı” demektir. Yörükler de devenin bağırmasını aynı (bozlama, bozulama) kelimeleriyle ifade ederler. Hatta deve cinslerinin çıkardıkları seslere göre bu kelimeyi daha da zenginleştirirler, genişletirler: Deve bozular, lök öter, kirinci tırlar, beserek guğurur gibi.  Dede Korkut hikâyelerinde de (bunlatmak) şeklinde görüyoruz: “İvini çözdü, kaytabanın buzlattı, kara koçın kişnetti, dün katdı, köçdi” Yani, “Çadırını çözdü; devesini, kara koçunu bağırttı, dün göçüp gitti” demektir.

Börk: Başlık, külah demektir. Avşar’larda örme başlığın adı (börk) tür. Tarihi kaynaklarda, bütün Türkmen aşiretleri “siyah libaslı, kızıl börklü, ayakları çarıklı” olarak vasıflandırılır.

El: Memleket, ülke, sulh, yabancı manalarına gelen bu kelime, bütün Anadolu’da aynı manalarda yaşıyor. Sulh manasına gelen (el) den (elçi) kelimesi doğmuştur.

Em: İlaç demektir. “Erkeç eti em bolur: Erkeç eti ilaç olur.”  Yörüklerde bunu ilaç manasında kullanıyorlar. Bir de deyesekleri var: “Kelin emi olsa, önce kendi başına sürer.”

Etük: Yumuşak meşin çizme demektir. Ata binmek için çok iyidir. Yörükler “edik” derler. Kadınlar sarı renklisini giyerler. Vaktiyle “edik”siz gelin olmazmış.

İlenç: Beddua demektir. Günümüzde de aynen kullanılmaktadır.

Kargış: Divan-ı Lügat’it Türk’te, lanet manasına geliyor. Dinar Türkmenler’inde (yas, matem) olarak kullanılıyor.

Kımız: Kısrak sütünün mayalandırılması ile yapılan bir Türk içkisidir. Anadolu’da unutulmuştur. Yalnız Dinar Türkmenleri, Horzumlular, Bedikliler inek ve koyundan, doğuma müteakip aldıkları ve adına “ağız” dedikleri sütle, diğer sütü karıştırarak meydana gelen kıvamlı süte kımız derler.

Kutluğ: Mukaddes demektir. “Kışka etin kelse kalı kutluğ yay: Kutlu yaz geldiğinde kış için hazırlan.” deyiminde görülür. Bütün yörükler bu kelimeyi kullanır: Evin kutlu olsun, çadırın kutlu olsun, çocuğun kutlu olsun, silahın kutlu olsun. Bazı Türkmenler düğün başlarken bu kelimeyi şöyle kullanırlar:

“Peygambere salavat

Seyyidina Muhammed

Kutlu olsun, kutlu olsun, diyenin

Akibeti hayrolsun.”

Dede Korkut hikâyelerinde de bu kelime sık sık geçmektedir

Oğulcuk: Ana rahmi, oğulduruk demektir. Aydın’ın Bozdoğan ilçesi civarındaki yörük ve Türkmenler kardeş torunlarına (oğulduruk) derler.

Ok: Toprak hisselerini ve payları üleşmek için ok atılarak yapılan bir ananedir. Atılan ok, çekilen kura, mirastan düşen pay demektir. “Anga bir ok tegdi: Ona mirastan bir pay düştü.” Anlaşılıyor ki Kaşgarlı Mahmud’un yaşadığı devirde hatta daha öncesinde Türkler’de, örfe dayanan hukuk, mirasçıların mirası paylaşımında (ok atmalarını) gerektiriyordu. Ok atma ile miras paylaşımı şöyle yapılmaktadır: Kadın erkek ayırmaksızın miras kalan menkul ve gayrimenkul mallar eşit parçalara ayrılır. Misâl olarak dört mirasçı olsun. Ok adı verilen dört ağaç kazık hazırlanır, her birinin üzerine mirasçıların adı yazılır veya işaret konulur. Yabancı, tarafsız bir ihtiyar bu dört oku bakmadan alır, iki avucunun içinde tutar ve ellerini arkasına kavuşturur. Görmeksizin, okları menkul ve gayrimenkul hisselerin üzerine bırakır. Böylece paylaşım gerçekleşir, herkes kaderine razı olur.

Eski Türkler’de ok, aynı zamanda bir davetiye sembolü idi. Hun, Göktürk ve diğer Türk devletleri; hakanları, kabileleri savaş veya başka nedenle toplamak istediklerinde onlara davet manasına gelen ok gönderirlerdi. Prof. Osman Turan’ın verdiği bilgiye göre, Göktürk Kitabeleri’nde Bilge Kağan’ın 714 senesindeki Beş-Balık Seferi’nden bahsolunurken “Okığlı ketli”, yani okunmuş, ok gönderilmiş olanlar, çağrılan imdat kuvvetleri geldi, denilmektedir. Kaşgarlı Mahmud’un eserinde de (okumak) davet etmek manasına geliyor. Anadolu’da yörük, Türkmen ve bütün köylüler, düğüne daveti; “okumak” kelimesi ile ifade ediyorlar. (Günümüzde genelde davetiye denilmektedir.)  “Falan okundu; falan davet edildi”, denmektedir.  Kendisine “oku” denen, bir mendil, çevre, yazma, poşu, yağlık gönderilmiş kimse, okunmuş yani düğüne davet edilmiş demektir. Zamanla ok, oku kelimesine dönüşmüştür.

Pışmak, bişmek: “Er kımız pışdı” demek, ‘Pişbek, pişkek, bişek, bişşek’ denilen değnekle kımız dövdü” demektir. Saba denilen kocaman tulumda kımız pişirildiği gibi, yağ çıkarmak için sütte pişirilir. Yağ çıkarmaya yarayan, bir, bir buçuk metre uzunluğun da olup, ucunda daire şeklinde delikli bir parçası bulunan ve ağaçtan yapılan alete Yörükler, Türkmenler; “bişşek, bişek, fişek, fişşek” derler ki “bişmek” fiilinden gelmedir. Fakat bu fiil terk edilmiştir. Orta Asya’daki “saba” denilen büyük tulumun yerini de keçi derisinden “tuluk” olarak çıkarılan “yayık-yannık” almıştır.  Deri tulukların yanında, günümüzde aynı işlevi gören, ağaçtan yapılanlar ise testilerde kullanılmaktadır.

Tutmaç: Kaşgarlı Mahmud bu yemeği şöyle anlatır: “Türklerin tanınmış bir yemeğidir. Bu yemek Zülkarneyn’in (Kehf suresinde geçmektedir. Peygamber mi yoksa velî mi olduğu hususunda ihtilâf vardır) yaptığı azıklardandır.

“Zülkarneyn, bizi tutma aç!..”

Halkı karanlıktan çıktıktan sonra azıkları azalmış; Zülkarneyn’e açlıktan yakınmışlardır, ona; “Bizi aç tutma” demek olan “Bizi tutma aç” diyerek “Yolumuzu aç, biz yurtlarımıza gidelim” anlamında sözler söylemişlerdir. Zülkarneyn, bilginlerle konuşmuş, bu yemeği çıkarmışlar. Bu yemek bedeni kuvvetlendirir, yüze kırmızılık verir, kolaylıkla sindirilmez. Tutmaç yendikten sonra suyundan da içilir. Türkler bu yemeği gördükten sonra “tutmaç” demişler. Aslı; “Tutma aç”tır. Tutmaç yapmak için kıyılan yufka parçalarının her birine, “tutma çöpi” denir. Yumurtalı hamurdan yapılmış yufka, et tereyağı ile yapılan güzel bir yemektir. Bulgar dağlarında yaylayan bütün yörükler ve Konya Ereğlisi’nde oturan Bekdik oymakları hâlen biliyor ve yapıyorlar. Orta Asya mutfak kültürünün vazgeçilmez yemeği olarak görülen tutmaç, bugün de Türk coğrafyasında sevilerek tüketilmeye devam ediliyor. Bekdik oymağında, analar; çocuklarına ata binip atın sağrısını sallandırsın yani kuvvetli olsun diye tutmaç yedirir. Mevlana’nın Mesnevi’sinde, “Senin için böyle güzel tutmaç pişirdim. Sen kibirleniyor, yemiyorsun… Tutmacın hamurunu istemezsen suyunu ye, kendine gıda et.” deniyor.

Ülüş ve üleşmek: Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lügat’it Türk’te, bu kelimelere, “pay, halk arasında taksim, paylaşmak” manasını veriyor. “Olar ikki tavarın üleşti: Onların ikisi mallarını üleşti” demek oluyor. “Oğuz boylarının (Türkmenler’in) ananesine göre içtimalarda her boyun, oturacak (işgal edeceği) yeri, damgası, ongunu ve hatta ziyafet için kesilecek hayvanın etinden alacakları paylar-ülüşler de Gün Han (Güneş) gibi aydınlık ve ışık saçan hükümdar) tarafından tayin edilmişti.”

Pay, müçe de denilen bu “ülüş” ananesi, Anadolu’da uzun süre yaşamıştır. “Alaaddin Keykubad devrinde bu ananenin bir kanun (Oğuz töresi) sıfatı ile uygulandığı rivayet edilmiştir”  

İkinci Kılıç Arslan da ülkesini (ülüş) usulüne göre oğulları arasında taksim etmiştir.

Günümüzde Anadolu yörüklerinde, Türkmenler’de “üleşmek” ve “ülüş” denilen yardımlaşma şuuru, dayanışma ruhu, komşu bağı yaşamakta ve uygulanmaktadır.

Divan-ı Lügat’it Türk’te geçen bu kültürün günümüzde bir kısmı yaşamakta, bir kısmı ise yaşamamaktadır. Ancak tarihi süreç içinde var olan maddi ve manevi kültürümüz her daim bilinmeli ve hatırlanmalıdır.

banner53
Yorumlar (0)
15
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?