banner39

Gerileme sürecinde İslâm'ı yaşama

Sapla samanı karıştırmadığımızı, Hazreti İsa’yı peygamber kabul etmezsek Müslüman sayılmayacağımızı söylediğimizde Loreena McKennitt çok şaşırdı.

Alıntı 23.10.2014, 21:37 23.10.2014, 21:37
Gerileme sürecinde İslâm'ı yaşama

Bir başka ‘Şaşmaz’ dostum Raci ve çevirmenlik yapacak arkadaşıyla birlikte Loreena McKennitt’ı Pera Palas’tan alıp sohbet etmeye gittik. Necip Fazıl’ın çok övdüğü tarihî Çırağan Sarayı’nın yıkıntısı üzerine aynı adla kurulan otelde, Türk mutfağının çeşnileri eşliğinde doğal diyetini pek bozamadık ama bazı konularda görüşlerini bir ölçüde etkilediğimizi sanıyorum.

Özellikle, Hazreti İsa’yı çok sevdiğimizi anlatırken sergilediği yadırgayış bize pek ilginç görünmüştü. Daha önce de, sıradan Hıristiyanların aynı yadırgayışı sergilediklerine dair duyumlarım vardı ama karşımızdaki gibi seçkin bir kültür ve sanat insanının Hazreti İsa’ya beslediğimiz sevgimizi neredeyse inanılmaz bulması benim için yeni bîr gözlemdi.

Haçlı Seferleri’ne rağmen sapla samanı karıştırmadığımızı, Hazreti İsa’yı peygamber kabul etmezsek Müslüman sayılmayacağımızı belirtirken Loreena McKennitt samimi bir heyecanla ‘bu mükemmel bir düşünce’ diyordu.

Batı önünde özellikle Haçlı saldırganlığı karşısında yüzyıllar boyu milyonlarca insan kaybettiğimiz halde, kilisenin dini olarak Hıristiyanlık ile Hazreti Meryem’in Oğlu’nu birbirlerinden ayrı değerlendirebildiğimizi, diğer peygamberler içinde nedense en çok sevdiklerimizden birinin Hazreti İsa olduğunu ifade ettik. Üstelik geniş halk kitlelerinin de bu duygular içinde bulunduğunu söyledik.
Kanaatimce bu vurgu önemliydi. Çünkü sözünü ettiğimiz tutum, sadece eğitimle kazanılmış, yalnızca özenli dindarlara özgü bir tavır değildi. Bunun bütün topluma şamil ortak bir yaklaşım olması, bir kültür çevresi için önemli derinlik ve enginlik belgelerinden biri sayılmalıydı. Herhalde bu tavrımız, şimdi de inandığım gibi gerileme süreci içinde Hıristiyanlara karşı beşerî anlamda hakiki bir üstünlük alanı oluşturmaktadır.

Bu noktada ‘üstünlük’ kavramı ile de hesaplaşmak gerekmektedir. Zira, bir ölçüde Kur’an-ı Kerim kültürüne sahip bir kişi daha ilk anda ‘Üstünlüğün izzetin tamamı Allah’a aittir’ anlamındaki ilahi hükmü bilirler. Tabii bu hükümden yola çıkarak ‘Madem üstünlüğün tamamı Allah’a aittir, Müslüman insan için böyle bir konumu hedef almak uygun olmaz’ denilebilir. Ancak, üstünlüğün tamamının Allah’a ait olması, o konumu kendisiyle sağlıklı iletişim kurup yakınlık edinebilmiş insanlardan esirgemesini gerektirmez. Zira Allah’a iyi duygu ve davranışlarıyla yakınlık edinebilmiş bir insanın üstün (= aziz) olması da, aslında yine Allah’ın üstünlüğüdür. Nitekim bir başka âyette seçilmiş bir Müslüman toplumun Özelliklerini sıralayan Allah şöyle bir ifade kullanmaktadır:

“...(onlar) müminlere karşı alçak gönüllü (= zelil) dururlar,
kâfirlere karşı ise üstün (= aziz) olurlar.”

Bu çalışma boyunca Müslüman insanın Müslüman olmayanlara karşı ‘üstünlük hali’ (= izzet) ile murat ettiğim anlam böyle bir konumdur. Yoksa meselâ bugünkü ABD’nin bütün diğer devletlere karşı yaşadığı güçlü ve hükmedici konumun ifade ettiği ‘üstünlük’ bize göre Kur’anî bir deyim olan ‘izzet’ halinin karşılığı değildir. Benimsediğim üstünlük, insanî değerler bakımından daha iyi olmaktır. Bu da, daha adil, daha merhametli, daha cömert ve daha hoşgörülü olma halidir.

Onca gelişmişliklerine rağmen Batı toplumlarında bugün bile kitlelerin, yukarıda işaret ettiğimiz Müslümanlara özgü (Hazreti İsa ile ona mensubiyet iddia edenlerin vahşetlerini birbirine karıştırmama bilinci) gibi ince ayar bir ayıklama duyarlılığı edinemeyeceklerini söylemek haksızlık mı olur?
Batıda aydınların dahi genellikle, bizim, İsa’ya inanmayanı Müslüman saymadığımızdan habersiz bulunmaları, kendileri açısından basit bir genel kültür eksikliğinden ibaret sayılıp geçiştirilemez.
Loreena McKennitt ile konuyu buralara kadar çok etraflıca konuşup konuşmadığımızı hatırlamıyorum. Ancak, bu çağda bile Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki karşılıklı yanlış anlamaların boyutlarına ilişkin ciddi tespitlere yarayacak bir görüşme yaptığımızdan emindik.

Biz McKennitt’ı çok sevmiştik; sanırım o da bizi sevmişti.

Hâlâ uzaklardan, bize ‘yakın’ olan sesini duyarız. Epey bir zaman da, müşterek tanıdıklar aracılığıyla karşılıklı olarak, iyi dileklerimizi paylaştık...

Allah'sız Müslümanlık, Ömer Lütfi Mete, Profil Yayıncılık, İstanbul 2008

banner53
Yorumlar (0)
21
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?