Görme ve görünme

Postmodern dönemde, "mahrem" olanın sınırları "şov" tarafından aşındırılıyor ve şov, mahremi esir alıyor. Kitle kültürünün içine sıkışmış olan insan, varolmanın yolunu "fark edilmekte" buldukça görüntülere sığınıyor.

Görme ve görünme

Herkesin dağarcığında, televizyonla yeni karşılaşan ninelerimize dair birkaç hikâye gizlidir. Mesela ev ahalisi ile otururken, televizyonun açılmasıyla nine şöyle bir derlenip toparlanır. Başörtüsünü itinalı bir şekilde düzeltir. Odadakiler gülerler. "Nine sen onu görüyorsun ama o seni görmüyor." Nine torunlarının kendisiyle alay etmelerine, üstüne bir de gülmelerine aldırış etmez. Sırtını, camın öbür tarafındaki adama doğru çevirerek "duruş" alır.

Yukarıdaki hikâyeyi komik yapan yeni kuşağın unuttuklarıdır esasında. Eski kuşak hatırladıklarıyla yaşamakta, yeni kuşak ise unuttuklarıyla. Ninenin televizyondaki adama karşı tavrını anlayabilmek için onun hafızasında kayıtlı kalmış bilgilere ihtiyacımız var.

Nine; Hz Aişe validenin, âmâ bir adamın karşısında örtünmeyince, muhatap olduğu Hz Peygamber’in "O seni görmüyor ama sen onu görüyorsun" ikazını içselleştirmiştir. Kendi duruşunu sadece görünür olduğu zamanlara göre belirlememekte, gördüğü her ânı şuur hali olarak kabul etmektedir.

Abdülkadir Geylanî, Fütuhu’l Gayb adlı eserinde hevâ sahibi kişiler ile Allah dostlarını, gördükleri üzerinden mukayese eder. Hevâ sahiplerinin, göründükleri herkesi etkilediğini söyler: "Gördüğün kimse seni avlar!"

Allah dostlarının ikliminde olmak ise "ötelerin ötesine vâkıf olmak" bakımından önemlidir. "Onlar senin gördüğünü görmezler, eşyanın Halık’ını ve o Yaradan’ın onda gördüğünü görürler. Onlar bununla muvaffak oldular ve kurtuldular.’"

Görünerek var olma anlayışı, geleneksel dünyadan kopuşun önemli göstergelerinden biridir. Çünkü geleneksel kültürde gören ve görünen ilişkisinde üstünlük "görünen"de değil "görendedir. Kâinatın sahibi, Kadir-i Mutlak Allah, herkesi gören ama hiç kimse tarafından görülmeyendir. Kendilerini Allah’ın yeryüzündeki vekilleri sayan Osmanlı padişahları da kendileri görünmeden "kurları gözetleyerek, hiyerarşiyi "gören"in üstünlüğü temelinde korumuşlardır.

Halk arasında gezerken tebdil-i kıyafet dolaşan padişahın bu tutumu, kimliğini saklayarak, yaşanmakta olanları tabiî haliyle yakalamak istemesinin yanı sıra; görünmeden "görme" hiyerarşisini sürdürmek ile de alakalandırılabilecek bir husustur.

Halk arasında "gâvur padişah" olarak bilinen ve Osmanlı Devleti’ni Batılı hayat tarzıyla tanıştıran Sultan 2. Mahmut, "sokağa" çıktığı zaman kendisini "gözetleyen" ve seyreden Osmanlı kadınları hakkında bir ferman çıkarmıştır. Bu fermanda "kadınların padişaha hayranlıkla bakmaları yasaklanmakta ve eğer bakacak olurlarsa, kocalarının ve kardeşlerinin dayak yiyeceği" buyrulmaktadır."

Kadınların kendisine "hayranlıkla bakmasından" rahatsızlık duyan padişahın sarığı çıkartıp fes giymesi ise halk arasında Müslüman erkeğin gayrimüslim erkeklere nazaran sahip olduğu üstünlüğün bozulması olarak yorumlanmıştır. Başına taktığı sarığın biçimi, sahip olduğu maddî-manevî hiyerarşiye göre belirlenen Müslüman Osmanlı erkeği, fes giyerek gayrimüslim erkeklerle giyim-kuşam paydasında eşitlenmeyi içine sindirememiştir.

Bu yazı için esas önemli olan husus ise, 2. Mahmut’un fes giymesinin, "gâvurlara karşı yüzünü açmak" olarak yorumlanmasıdır. Nahit Sırrı Örik, Eski Zaman Kadınları Arasında adlı kitabında babasının ninesi Sabure Hanım'ı anlatırken, esir ticareti ile uğraşan eski bir sadrazamın kızkardeşi ve aynı zamanda Sabure Hanım’ın hanımı olan kişinin şu ilginç öfkesini aktarır: "Padişah suratını açmış, gâvurlara gösteriyor. Bari siz de her tarafınızı açın!"

Nahit Sırrı, eski sadrazamın kızkardeşini bu kadar kızdıran "gâvurlara yüzünü gösterme" hadisesini, hiçbir padişah yüzünü örtmediğine göre padişahın fes giymesinin "yüz açma" olarak yorumlanmasına bağlar. Halbuki eski sadrazamın kızkardeşinin neden bu kadar kızdığı Pardoe’nin satırlarında netliğe kavuşur: "Padişahım çok yaşa, sesleri halka da yayılarak ortalığı çınlattı. Ancak Padişah bu selama karşılık vermedi. Çevresine bakınıyordu. Bir aralık gözü bize ilişti. Yüzünde gülümsemeyle karışık bir aydınlık belirdi ve o zaman ilk defa olarak, başını bize doğru çevirdi. Gözünü ayırmadan, bize uzun uzun baktı. Hemen eğildi ve üzengisinin yanında yürüyen subaya, yumuşak bir ifadeyle ve alçak sesle bir şeyler söyledi. Subay, hemen başını eğerek Padişahın yanından ayrıldı. Birden kalabalığı yararak arabaya geldi. O sırada bizim arabanın yanında, başı açık ve ayakta duran babama selam vererek, yanımızdaki uşaklardan birisine, benim kim olduğumu ve beni İstanbul’a kimin getirdiğini sordu. Bu arada Padişah yine sevinçli ve alçakgönüllü bir tavırla arkasına bakıyor ve gülümsüyordu."

Eski sadrazamın kızkardeşini bu kadar öfkelendiren olay, ihtimal, Padişahın gayrimüslim bir kadına bu kadar yakın mesafeden bakmasıdır. Bu bakış, padişahın kendisini "kul"a göstermesi mânâsını taşımaktadır.

Sokakta kadınların kendisine bakmasını yasaklayan Padişah, kadınların huzuruna "yaşmaklı çıkmalarına"’ müsaade etmemiştir; çünkü yaşmaklı kadın görürken, görünmeyen konumunda olacağı için hiyerarşi padişahın aleyhine bozulur. Gören-görünen arasındaki hiyerarşi bozulduğunda, görenin denetleme gücü zayıflar.

Gören ve görülen arasındaki hiyerarşik ilişkiyi gösteren bir diğer örnek, Padişah kızlarının evlenecekleri erkekleri uzaktan görmelerine rağmen, damat adaylarının kendilerini görememeleridir. Üstünlük görende olduğu için "karşılaşma anı" taraflardan sadece kadının (padişah kızı), erkeği (damat adayını) görebileceği, ama kendisini göstermeyeceği bir mekânda düzenlenirdi: "Güvey seçilen kişi bir odaya alınır. Odanın üst başındaki kapı ardına kadar açıktır. Çok güzel giyinmiş gelin, bu kapının arkasına oturtulur ve işlemeli giysisinin ucu kapının aralığından gözükür. Yanında duran üzeri bürümcük örtülü, kafesli paravandan da kendisine yaklaşmakta olan eşini görebilir. Bu sırada damat, odanın bir ucundan gelinin gizlendiği kapının yanına gelince, dileğinin kabulünü söylemek yürekliliğini göstermeden önce üç kez yere kapanır. Söz sahibi kızlarağası, gelin adına bu yalvarmaya cevap verir. Bunun üzerine damat, ikinci bir kez daha önceden belirlenmiş sözlerle teşekkür eder. Kızlarağasının izniyle ayağa kalkar. Sonra Sultanın eteğini öperek girdiği gibi, aynı alçakgönüllü davranışlarla dışarı çıkar."

Padişah kızları hanedan mensubu olarak, evlenecekleri erkeği "görme" imtiyazına sahiptirler. Halk arasında ise görme üstünlüğü yaşlı kadınlardadır. Evlenecek erkekten aldıkları vekâletle yaşlı kadınlar, evlenme çağındaki genç kızlara karşı görme üstünlüğüne sahiptirler. Görücüye çıkan kız, kendisini "görmeye gelen" kadınlar tarafından estetik açıdan denetlenmeye tabi tutulur. Bu durumda kendim "görünen" olarak konumlandırmış olan, ille de beğenilmek zorunluluğuna tâbi olur. Evlenme çağındaki kızın, kendisini görmeye gelenlerin karşısına çıkmaması yani kendini "göstermemesi", beğenme-beğenilme durumuna itiraz ettiği mânâsını taşır. Kendini göstermemesinin iki sebebi vardır: Ya "görmeye gelenler" sosyal statü olarak bu hiyerarşiye layık görülmez ki, bu layık görülmeyiş ailenin ortak kararıdır; ya da genç kız her türlü riski göze alarak gönlünün bir başkasında olduğunu ima ederek "beğeniye tabi tutulma" sürecini reddeder.

Gören-seyreden/görünen-seyredilen ilişkisindeki hiyerarşiye gelenekse] dönemin oyun kültüründe de rastlamak mümkündür. Oynayanlar/seyredilenler kendi meziyetlerini gösteren ve bu­nun sonunda taltif edilecek olan gençler ve çocuklardır. Seyredenler ise oynayanların oyun gücünü değerlendirecek konumda olan büyükler.

Gören ile görünen, seyreden ile seyredilen arasındaki bu hiyerarşi ilişkisinden ötürü, dış mekânlarda kadınların kendilerini olabildiğince saklayarak (tesettür) var olma biçimleri, bugünden bakınca hürriyeti engelleyici bir durum gibi algılanmasına rağmen, kendi dönemi içinde özgürlüğü kısıtlayıcı bir durum olarak değerlendirilmez. Çünkü en büyük otorite olan Padişah bile kendini saklayarak, mümkün olduğunca az insana görünerek şehrin sokaklarından geçmektedir.

Şov ve Mahrem, Fatma Barbarosoğlu, Profil Yayıncılık, İstanbul 2012

Güncelleme Tarihi: 19 Temmuz 2015, 15:10
banner53
YORUM EKLE

banner39