Güzide arkadaşlarım var

New York'ta iki arkadaşım var. İslâm'a girmeme onlar sebep oldular. İlişki bakımından İsviçre'deki ve Türkiye'deki tablo tekrar ediyor.

Güzide arkadaşlarım var

Onlar tamamen dışta kalmışlardı. İşleri ve aileleri olmadığından herhangi bir sosyal ortama uyum sağlayamıyorlardı. Üçümüz de dünyada kaybedenlerdendik ama gerçeğe olan o büyük iştiyakı paylaşıyorduk. Aşka, sohbete ve farkındalığa büyük bir iştiyak duyuyorduk. Adını koymak gerekirse, arayıştaydık, ancak neyi aradığımızı bilmiyorduk.

Allah (c.c.) bana iki gönül dostu gönderdi. Birisi Malta'daki arkadaşım Richard, diğeri de Kanada'daki Afra. İkisi de yüzyüze görüşmeden önce tanıyordu beni. İstanbul'dan çok uzakta yaşıyorlar ancak kalbimdeki en güzel yerin sahibi onlar, kendimi ilâhî güce en yakın hissettiğim, özümüzü en iyi gördüğüm yeri işgal ediyorlar. Orada hepimiz keyifle bir araya geliyor, en içten düşüncelerimizi ve hislerimizi paylaşıyoruz. Onlarla ezelden beri birlikteydik ve bu dünyada karşılaşınca birbirimizi hatırlayıp birbirimize karşı dayanılmaz bir çekim hissetmiştik adeta. Arzuyu, bütün özlemlerin en derinini, İlahi Cevher'in kayıp cennetine, "Kalû Belâ"ya olan arzumuzu paylaşıyorduk.

Richard bir aylığına "Sufi Atölye"sine katılmak için İstanbul'a geldi. Seminerin ilk haftasında uzun siyah bir elbise giyen ve siyah bir başörtüsü takan bir kadının kendisine doğru farklı şekilde yürüdüğü bir rüya görmüştü. Bu rüyaya hiçbir anlam verememişti. Atölye sürecinin ortasında, organizatörler tasavvufla ilgili İngilizce bir konuşma yapmam için çağırmışlardı beni. Konuşmamı bitirdiğimde Richard rüyasındaki kadının ben olabileceğimi fark etti ve bana yaklaşıp pek çok soru sordu, ancak özellikle namaz ibadetinin önemini merak ediyordu. Ona yeni kitabımın namazla ilgili bölümünü göndereceğimi söyledim.

Malta'ya döndükten sonra e-mailimi okudu ve hemen cevapladı. Yazdıklarını okuduğumda gözyaşlarına boğuldum. Şöyle diyordu: "Aşkını buradan hissedebiliyorum!" Ayrıca, birdenbire karşısında belirdiğim, ilk defa yüz yüze görüşmemizden önce beni gördüğü rüyasını da paylaşıyordu. O gece yatağıma girdim ve bütün Malta'nın Müslüman olduğunu düşledim. Richard Müslüman olmadan önce namaza aşık olmuştu! Bu çok önemliydi. Onun için din mükemmelen itaat etmek anlamına gelmiyordu, içgüdüsel olarak, aşkı istiyor, arıyordu. Bazı Müslümanlar Kur'ân'ı okur ve İslâm'ı öyle seçerler. Ancak Richard ve benim gibi bazı insanlar cennetteki şölenden gelen bazı yiyecekleri tatmış ve bu ufacık tadımdan sonra gerçek inancın güzelliğine uyanmıştır.

Afra Suriye'de doğdu ve Esad'ın babasının rejiminden kaçmak için ailesiyle birlikte Kanada'ya göçtü. Benim de davet edildiğim, üç günlük bir küresel kadın konferansı için İstanbul'a geldi. İlk karşılaşmamız seminerlerin gerçekleştiği otelin uzun koridorunda olmuştu. Koridorun diğer ucundan bana doğru yürüdü ve birisi ona benim Rabia olduğumu söylemişti. Sonra duyabileceğim bir mesafeden "Seni tanımadan önce seviyordum!" diye bağırdı. Ardından fiziksel olarak da karşı karşıya geldik ve birbirimizin vücudunu sıkıca sardık; birbirini uzun zamandır görmeyen iki eski arkadaş gibi ışık ve mutluluk yayıyorduk etrafa. Biraz zaman geçirdikten sonra, konferans esnasında Afra, "Seni tanıdıktan sonra daha da çok sevdim!" diye haykırdı.

Yani, Richard ve Afra yüzyüze gelmeden önce de biliyorlardı beni. Gerçek dostluk, zaman ve mekânın koyduğu sınırları tanımaz. Birbirimizi sık sık göremiyoruz ancak birbirimize bağlıyız, birbirimize durmaksızın ilham veriyoruz. Bazen birbirimizi rahatlatıp iyileştiriyor ve devam eden, hiç bitmeyecek, her zaman orada olmuş ve olacak bir aşkın sonsuz akışını birbirimize iletmeye devam ediyoruz.

Bir gün Afra'dan benim için Arapça'dan İngilizce'ye bir şiir tercüme etmesini istedim. Kendisinden uzun süre ses soluk çıkmadı ve nihayetinde bana tercümeyi şu cümleyle birlikte gönderdi: "...ne zaman Rabialarla buluşacak olsam, hükmü onlar verirler." Ben de ona şöyle dedim: "Ne zaman Rabialarla buluşacak olsam, hükmü onlar verirler sözünün attığı ok beni kalbimden vurdu! Elbette ki; uzun süreli yokluğun ardından ezelî ve ebedî olan "Hayy"ın varlığına geldin; Maşallah!"

Bir Konya ziyaretinin ardından Richard'dan gelen mektup:

"En Sevgili Rabia!

İnanç bile sendeki aşkı nasıl anladığımı anlatmaya yetmez! Konya'da bu kadar yorucu bir tecrübe yaşamana rağmen, gece yarısı beni ve Anna'yı bekliyorsun, tıpkı çocuklannın eve dönüşünü bekleyen, onlara bakmaya, onlan beslemeye ve kendisini tereddütsüz onlara adamaya hazır bir anne gibi! Hatta bazı anneler yapmaz bile bunu ve sen, beni o kadar az tanımana, rûh kardeşim Anna'yı benden de az tanımana rağmen, kendini bizim için feda ediyorsun! Vücudumuza, zihnimize ve kalbimize dikkat edelim; böylelikle inşallah bir gün kendi rûhumuzla gerçek bir ilişki kurabilir ve gerçek bir ilâhî tecrübe yaşayabiliriz, Elhamdülillah!

Sevgin ve şefkatin çok fazla, şimdi artık Malta'ya döndüğüm için buradaki mekanik işleyişe bakınca farkı hissedebiliyorum. Dua ediyorum; Allah günün birinde bana diğerlerinden bağımsız, kendim olma, O'na, özellikle anavatanımda, en iyi şekilde hizmet etme fırsatı versin. Anna Türkiye'de tanıştığı herkesten ziyadesiyle etkilendi. Onun da benim gerçek İslâm'da ne bulduğumu görmesi için çok dua ettim ve maşallah dualarım kabul oldu! Tekkede zikre gitmek için senin eteğini aldığında bile çok mutluydu ve hakikati hiç bu kadar yakından hissetmediğini söylüyordu. Allah, bize geçmiş günahlarımızı hatırlattığı zaman bile çok merhametlidir; bize tövbe etmemiz için gereken her şeyi bahşetmektedir o an. Ağlayalım ve gözlerimizden dökülen yaşlann kalbimizi temizlemesine izin verelim; çünkü belki birileri o yaşlardan yansıyan, "Hu"dan gelen ışığa tutulur. Rabia, eminim ki, velîler, peygamberler ve Allah senden ve hizmetlerinden razıdır! Bu kadar uzun yazdığım için bağışla beni; doğruyu söylemek gerekirse sana anlatacağım çok şey var daha, teşekkürler." Sevgiler Richard

Ağla, Rabia Christine Brodbeck, Sufi Kitap, İstanbul 2015

Güncelleme Tarihi: 08 Nisan 2015, 14:40
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35