Hayat Bazen Böyledir

İngiltere'ye yaptığım bir gezide tanıştığım Serkan anlatmaya başladı. Sohbet sohbeti açtı.

Hayat Bazen Böyledir

Onsekiz yaşımın dolduğu, yurttan ayrılacağımız gün müdür beyle konuşmaya karar verdim: "Ne iş olursa; temizlik, yemek, ne olursa yaparım. Yeter ki benim bir iş bulup hayatımı düzene sokana kadar burada kalmama izin verin." Çok yalvardım dedi Serkan.

Dayanamayıp atladım:

"Ee, izin verdi mi?"

Müdür bey severdi beni. Konuşurken sempatik tavrıma daha fazla dayanamadı, izin verdi.

Eskiden ağladığım zamanlarda da odasına çağırır, şeker verirdi. Çocuklar "müdür baba" derlerdi. Ama seneler geçtikçe, beni terk edip giden o adamın adını kimseye söyleyemez oldum. "Baba" kelimesi hep acıyı, hasreti, hüznü, terk edilişi çağrıştırır, kötü bir hakaret etmişim gibi gelirdi bana. Ben "müdür baba" diyemezdim.

Bir gün, izin alıp iş aramaya çıktım. Bir çok yere uğradım, görüşmeler yaptım. Bana ulaşmaları için telefonumu verdim.

Cevap beklemek üzere yurda dönecektim ki, karnım acıktı. Simit aldım. Yakındaki çocuk parkında bir banka oturdum. Hayranlıkla parkta çocuklarını oynatan, elinden tutan anne ve babaları, onlara sevgiyle bakan çocukları seyrediyordum. Düşen kızını kaldırmak için yanımdan fırlayan anneye kaydı gözlerim. Duygulandım. Şefkatle sarılışını hayranlıkla gözlemledim. Kanayan dizlerini mendiliyle silişini... Gözlerim yaşardı. Tek bir akraba için neler vermezdim şu hayatta!

Yanıma şık bir bey oturdu. "Buyurun" dedim. Bankta yana kaydım. Gösterdiğim yere oturdu. Suratı asıktı. Belli ki nefes almaya, sakinleşmeye ihtiyacı vardı.

"Hoşgeldiniz amca, simit alır mısınız?" diye sordum. Allah'ın verdiği bu hasletimi gerçekten çok seviyorum. Sıcakkanlılığımı, neşemi, canlılığımı ve hayata bağlılığımı...

Teşekkür etti ve simitten bir parça kopardı. Ona hissettiklerimi anlattım. Bana çok yakın gelmişti. İçimden geçenleri, hayatımı, umutlarımı...

O da dertliydi, canı sıkkındı. Dertleştik, konuştuk. Beni çok sevdi. Belki de acıdı: "Sana baba olurum yavrum. Beni üzen bir kızımın dışında kimsem yok" dedi. O an iltifat gibi söylediği sözlerinin sonuna kadar arkasında duracağını, bu derece bana sahip çıkacağını düşünememiştim.

"Yok" dedim. "Baba kelimesi bende hoş şeyler çağrıştırmıyor. İş verseniz, patronum olsanız, bana dünyanın en büyük iyiliğini yapmış olursunuz."

Dikkatle dinliyordum Serkan'ı. Akıcı, hoş sohbetiyle öyle güzel anlatıyordu ki...

"Elime kartvizitini tutuşturdu. Yarın görüşelim evlat" dedi. Lüks bir araba yanaştı. Üniformalı bir şoför indi. Kapısını açtı. Bindi ve gittiler.

Ertesi gün işyerine gittim. Muhabbetle karşıladı. Hem iş hem de kalabileceğim küçük fakat hayatımda ilk kez "evim" diyebileceğim bir lojman verdi.

Sevginin Büyüsü, Zeynep Özkişi, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2013

Güncelleme Tarihi: 30 Ağustos 2013, 19:03
banner53
YORUM EKLE

banner39