banner39

İsmet Özel'in karşı duruşu

Henry David Thoreau, 1846'da “Henry, sen neden buradasın?" diye soran Ralph Waldo Emerson’a “Waldo, sen neden burada değilsin?” cevabını vermişti.

Alıntı 17.04.2014, 18:25 17.04.2014, 18:25
İsmet Özel'in karşı duruşu

Yaşadığım ülkede herkes birbirine yan gözle bakıyor. Ben ise onların hepsine cepheden bakıyorum. Cepheden, siperden... Hangi cepheden, hangi siperden? Bunu bilmeyi göze alabilecek insanla karşılaşmadım. Yine de tetiği çekmek istiyorum. Fânilik duygusuna olan isyanımı bastıramayışım yüzünden, ölülere mahsus olduğundan hiç şüphe etmediğim, iz bırakma güdüsü uyarınca hareket ediyorum.

Cimrilik bahsine dönecek olursak şunları ilâve edeceğim: Çocukluğumdan itibaren benim için eli sıkı olmak, kaz gelecek yerden tavuğu esirgemek anlamı taşıdı hep. Kazla tavuk arasındaki becayiş bana başından beri yabancıydı. Paçalarını bir yerlerden kendilerine kaz gönderileceği beklentisine kaptırdıkları için ellerindeki tavuğa kıyanların tutumu, bana başından beri kof ve bayağı göründü. Burada biraz soluklanıp soralım: Bana neyin nasıl göründüğü pek mi önemli? Evet, mühim; hem de çok mühim. Her ne olursa olsun, her kimin gözüne olursa olsun nasıl göründüğü çok önemli. Çünkü neyin doğru, neyin yanlış olduğunu görüşlerden, görünüşlerden çıkarıyoruz, insanlar soruyorlar: Ne fark eder? insanlar cevap veriyorlar: Fark etmez! İnsanların farktan imtina etmeleri cehaleti koyulaştırıyor, zulmü ağırlaştırıyor. Farka nail olmamız için kimin neyi, nasıl gördüğünü zihnimiz açık seçik kavramalıdır. İnsanlar arası dürüst ilişkiler, bu zihin açıklığı sayesinde kurulur.

Yaşadım ve gördüm ki, kaz umup tavuk fedâ edenlerin kofluğu ve bayağılığından tahripkâr ve mülevves bir hava intişar etmiş, bu hava günlük hayatımıza, gündelik hayatımıza sinmiştir. Sinen pislik çoğu kimseyi sindirmekten geri durmadı. Çoğu kimse ortamın şartlarına uymayı basan sağlamanın bir gereği saydılar. Oysa ben dikkatle ve titizlikle kendimi başarıyı gidişata bağlayanlardan ayırdım. Hangi çeşidiyle olursa olsun ikbal peşinde zahmete girenleri, gözlerine yüksek saydıkları bir mevki kestirip onun uğruna çırpınanları hep küçümsedim. Küçümsemediğim insanlar elbette vardı. Küçümsemek şöyle dursun, olunursa böyle adam olunur dediğim insanlardı bunlar. Bunlar, Paul Cezanne gibileriydi. Birey olmayı başarmış, ferdiyetlerine sahip çıkmış, gerçekten “individu”, yekpâre insanlar... Paul Cezanne sonunda çocukluk ve gençlik arkadaşı Emile Zola’yı “ikbal avcısı bir kentsoylu” diyerek küçümsemişti. Küçümsemişti, çünkü bu kabil insanlar yaşamanın neye değdiğini herkesten (yani çoğu kimseden) iyi biliyorlardı. Bu insanlar bir insanın hayatını uzatıp kısaltmasının kendi elinde olmadığını çok iyi biliyorlardı. Bu insanlar bir insanın kendi elinde hayatını genişletip daraltma gücünü tutmadığını da biliyorlardı. En çok bildikleri şuydu ki, bir insan sadece bir bakımdan kendi hayatına şekil verebilir: İnsanın elinde ya derin veya sığ bir hayata sahip çıkmaktan başka bir erk yoktur. Kendi kültürümüzden bir meseli hatırlayalım: Yaka paça vezâret makamına celp edilen baba, oğluna şöyle der: “Ben sana vezir olamazsın demedim, ben sana adam olamazsın, dedim."

Henry Sen Neden Buradasın 1, İsmet Özel, Şule Yayınları, İstanbul 2007

banner53
Yorumlar (0)
15
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?