banner39

Karanlığın yüreği

Raporda Mr. Kurtz, biz beyazların, Afrikalı ilkel insanlar için Tanrı seviyesinde sayılmamızın lüzumunu, onlara kul muamelesi yapılmasını ve bu gibi şeyleri savunuyordu.

Alıntı 10.08.2015, 21:42 18.08.2015, 14:25
Karanlığın yüreği

Kurtz, vahşetin şımarttığı, bir dediğini iki etmediği bir sevgili olmuştu. Fildişi mi? Yığınlarla fildişi vardı. Kerpiç şantiye, tıklım tıklım fildişi ile doluydu. Bütün kıtada, yerin altında ve üstünde tek bir diş bile kalmamış zannederdiniz. Müdür "bunların çoğu fosil" diyerek fildişini beğenmediğini ifade etti. Ben ne kadar fosilsem, fildişi de o kadar fosildi. Gerçekte kazılarak çıkarılan fildişine "fosil" diyorlardı. Zannederim zenciler, bu fildişlerini bazen gömüyorlardı.

Görünüşe bakılırsa, buradaki fildişini üstün insan Kurtz'u bekleyen kaderden kurtaracak kadar derine gömememişlerdi. Buharlı gemiyi, bulduğumuz fildişiyle doldurduk, güverteye de fildişi yığmak zorunda kaldık. Kurtz, fildişlerini görebiliyor ve görebildiği sürece de büyük bir zevk duyuyordu, çünkü Tanrı'nın kendisine bahşettiği bu lütfun zevkine varmak, son nefesine kadar sahip olduğu tek şeydi, Kurtz'un!

"Benim fildişim, benim sözlüm, benim fildişim, benim istasyonum, benim nehrim, benim" deyişini duymalıydınız. Etrafındaki herşey ona aitti. Bu sözleri işiten vahşi âlemin, yıldızları bile yerlerinden oynatacak kadar muazzam olan kahkahasını işitmek ümidiyle nefesimi tutuyordum. Her şey Kurtz'a aitti ve bu, çok gülünçtü.

Önemli olan şey, kendisinin neye ait olduğunu ve kaç çeşit gücünün kendisi üzerinde hak iddia ettiğini bilmekti. İnsanın tüylerini diken diken eden düşünce de buydu. Bunu hayal etmeye çalışmak, hem imkânsız, hem de insan için iyi birşey değildir. Kurtz, bu vahşi dünyanın tanrıları arasında yüksek bir mevki işgâl etmişti. Bunu gerçek anlamda söylüyorum. Siz bunu anlayamazsınız, Nasıl anlayabilirsiniz ki? Ayaklarınızın altında sağlam kaldırımlar, etrafınızda sizi neşelendirecek, hatırınızı soracak iyi kalpli komşular, kasap ve polis arasında kolayca aşılacak kısa mesafe ve içinizde tımarhane, darağacı ve skandalın uyandırdığı kutsal korku oldukça, bunu anlamanız mümkün değildir. İçinde tek bir polisin bile bulunmadığı mutlak bir yalnızlık ve toplum değerlerini kulağınıza fısıldayacak iyi kalpli bir kimsenin uyarıcı sesi bile olmayan mutlak bir sessizlikte, bir insanın yasak tanımayan ayağının, onu ilk çağların hangi bölgesine götürebileceğini nasıl hayal edebilirsiniz?

Bu küçük şeyler, çok büyük bir öneme sahiptirler. Bunlar ortadan kalktığı zaman, kendi tabiatınızdaki güce, kendinizdeki inanma kapasitesine dayanmak zorundasınız. Hata yapacak kadar aptal olmanız, hatta karanlık güçlerin saldırısına uğradığınızı anlayamayacak kadar akılsız olmanız tabiidir. Hiçbir aptal, ruhu için şeytanla pazarlık yapmamıştır. Ya insan şeytana yenilecek kadar zayıftır, ya şeytan çok güçlüdür. Ya da insan, ilâhî değerlerden başka hiçbir şeye ilgi duymayacak kadar yücelmiş bir varlık olabilir. Bu durumda yeryüzü sizin için bir kazanç mı, yoksa kayıp mıdır? İşte bunu biliyormuş gibi davranamam. Çoğumuz ne meleğiz, ne de şeytan. Dünya, içinde yaşadığımız bir yerdir. Orada manzaralarla, seslerle, kokularla beraber yaşamak zorundayız. Orada ölü suaygırının kokusuna tahammül etmek ve onun gibi çürümemek zorundayız. İşte o noktada kendi gücümüze, bu kokmuş maddeyi gömmek için gösterişsiz çukurlar açabilme kabiliyetimize olan inancımıza dayanmak zorundayız. İşte bu noktada güçlerimizi kendimize değil, omuzlarımızı çökerten bir dâvâya adamaya mecburuz. Bu, oldukça zor bir iştir. Dikkat ediniz. Kendimi mazur göstermeye veya size durumu açıklamaya çalışmıyorum. Mr. Kurtz'la veya onun gölgesiyle olan ilişkimin niteliğini anlamaya çalışıyorum.

Bu meçhul karanlığın sırlarına ermiş olan insan görüntüsü tamamen yok olmadan önce, beni hiç beklemediğim bir güvenle onurlandırdı. Bu, onun sadece benimle İngilizce konuşabilmesinden kaynaklanıyordu. Kurtz, aslen İngiltere'de eğitilmişti. Kendisi de bunu kabul edecek kadar iyiydi ve hak eden yere sempati duyuyordu. Annesi yarı İngiliz, babası yarı Fransız'dı. Kurtz'un yaratılışında bütün Avrupa'nın payı vardı. Ve zamanla öğrendim ki, çok isabetli bir şekilde 'Milletlerarası Vahşileri Medenileştirme Cemiyeti' gelecekte kendisine kılavuzluk edecek olan raporun hazırlanmasını Kurtz'a emanet etmişti. O da, bu raporu hazırlamıştı.

Ben bu raporu okudum. Bu rapor, çok yüksek ve güzel bir üslupla dile getirilmişti. Raporun her satırında güzellik ve akıcılık vardı. Kurtz, çok sık bir şekilde yazdığı onyedi sayfalık bir rapor için zaman bulmuştu. Bu raporun hazırlanması, zannederim, onun dengesini kaybedip de utanç verici oyunlarla biten geceyarısı danslarını yönetmeye başlamasından önce olmuştur. İstemediğim halde farklı zamanlarda duyduklarıma göre, bu oyunlar kendisine ithaf ediliyordu, anlıyor musunuz? Mr. Kurtz'un kendisine. Bu rapor güzel bir dille yazılmıştı. Bununla beraber raporun giriş kısmını sonradan edindiğim bilginin ışığında gördüğüm zaman tehdit dolu buluyorum. Bu girişte Kurtz, biz beyazların, eriştiğimiz evrim seviyesinden dolayı, bu ilkel insanlar için Tanrı sayılmalarının gerekliliğini, onlara kul muamelesi yapmalarını ve bu gibi şeyleri savunuyordu. Beyazlar, sadece iradelerini kullanarak ideallerini gerçekleştirmek için güç kullanabilirlerdi ve bunun gibi şeyler. Yazı, bu noktadan itibaren çok soylu bir üslupla devam ediyor ve beni de beraberinde sürüklüyordu. Raporun sonuç kısmı, hatırlanması zor da olsa muhteşemdi. Raporun tasvir ettiği bu bilmediğim koca âlem, iyi yürekli yüce bir Tanrı tarafından yönetiliyordu. Rapor, üslubu, alev alev yanan soylu kelimeleriyle, hudutsuz etkileyici gücüyle beni içime sığmayan bir heyecanla doldurdu. Kelime gruplarının büyülü akışını durduracak, aklın sezebileceği herhangi bir ima yoktu.

Nihayet son sayfada titrek bir elin karaladığı, bir metodun açıklanması olarak düşünülebilecek bir dipnot gördüm. Bu dipnot çok açıktı. İçinizde diğergâm duyguları tutuşturan bu hitabın sonunda, sakin bir gökyüzündeki ani bir şimşek gibi ışık saçan korkunç bir ifade vardı: 'Bütün vahşileri yok ediniz!'

Garip olan şu ki, Kurtz, bu son cümleyi tamamen unutmuş görünüyordu, çünkü daha sonra biraz kendisine gelince, raporunu iyi muhafaza etmem için bana defalarca ricada bulundu. Bu raporun gelecekte onun kariyeri üzerindeki etkisi kesindi. Bütün bunları öğrendikten sonra, öyle oldu ki, Kurtz'un hatırasına sahip çıkmakla da görevlendirildim. Bu hatırayı, eğer istersem, ilerleme dediğimiz çöp tenekesinde ebedi istirahatine terketmek hakkını kazanmış olan yegâne kişiyim, yani onu, sembolik konuşmak gerekirse, medeniyetin bütün ölü kedileri ve bütün pislikleriyle birlikte aynı yere koyabilirdim. Fakat görüyorsunuz ki, öyle yapmıyorum. Kurtz, unutulamaz. Kurtz, ne olursa olsun, sıradan bir kişi değildi, o ilkel ruhları coşkuyla kendisi için ayin yapmaya sevkedecek, korkutacak ve büyüleyecek güce sahip olduğu gibi, hacıların bayağı ruhlarını da korkuyla doldurabilmişti. Hiç olmazsa, bir tane sadık dostu vardı ve hiç olmazsa ilkel olmayan ve bencillikle kirlenmemiş bir dünyada yaşayan tek bir ruhu fethetmişti. Hayır, bu adamı, kendisine ulaşmak için kaybedilen hayata değip değmediğini tam olarak kabul etmeye hazır olmadığım halde, unutmama imkân yok.

Son dümencimi çok özledim. Hatta onun ölü vücudunu pilot kabininde yatarken bile özlemiştim. O koca sahra çölündeki bir kum tanesi kadar önemi olan bir vahşi için duyulan bu üzüntüyü acayip bulabilirsiniz. Ama görüyorsunuz ki, o bir şey yapmıştı, dümeni idare etmişti, aylarca bir destek olarak sırtımı ona dayamıştım. Bu bir çeşit ortaklıktı. Benim yerime dümene geçmişti, ben de ona göz-kulak olmuştum, onun kusurları için endişe duymuştum ve böylece aramızda anlatılması çok zor olan, ancak aniden koptuğu zaman farkına vardığım bir bağ oluşmuştu. Yaralandığı zaman bütün ruhumu kucaklarcasına bana bakan bakışlarının derinliği hâlâ hafızamdan silinmedi. Bu bakışta insanüstü bir tecrübenin yaşandığı anda anlaşılan uzak bir akrabalığı kabullenme vardı.

Karanlığın Yüreği, Joseph Conrad, (Tercüme: Sevim Kantarcıoğlu), Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara Nisan 1984 (Heart of Darkness)

banner53
Yorumlar (0)
33
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?