banner15

Medeniyetimizin yeniden inşaası yolunda

Osmanlı medeniyeti, fosilleşmiş, ölmüş, donmuş değil; durdurulmuş bir medeniyettir. Fethi Gemuhluoğlu, Arnold Toynbee'nin bu tespitinin farkında idi.

Medeniyetimizin yeniden inşaası yolunda

Necip Fazıl "O, harp meydanında görünmeyen, fakat ateş hattındakilere sakalık yapan, nakliye ve levazım kollarına yön veren, mayası halis bir gençlik yoğuran, gönlü tasavvuf kokusuyla ıtırlı ve İslâmi zevk mazrufuyla nakışlı, son turfanda bir tipti" diyor.

Fethi Gemuhluoğlu'nu bizim için asıl değerli kılan şeyin, O'ndaki medeniyet perspektifi ve ideali olduğu tartışılmazdır. Toynbee'nin de belirttiği üzere, bizim son büyük medeniyetimiz, İslâm medeniyetinin bir versiyonu olan Osmanlı medeniyeti, fosilleşmiş, ölmüş, donmuş değil; durdurulmuş bir medeniyettir. Gemuhluoğlu bunun farkında idi. Dostluk üzerine yaptığı konuşmada, yazılarında ve sohbetlerinde bunu sürekli vurgulamış, çabaları da, medeniyetimizin yeniden inşaası yönünde olmuştur. Bu çerçevede, O'nun, sanatın bütün alanlarına ilgi duyması, edebiyat, musikî, mimarî, resim, sinema ve diğer iletişim ortamlarına dönük kışkırtıcı düşünceleri, yönlendirme ve özendirmeleri hep medeniyetimizin yeniden inşaası içindir.

Ankara'ya geldiğinde, Rasim Özdenören'in arkadaşlarına "Rasim'i görürseniz söyleyin, roman yazsın" deyişi bundandır. "Cebinizde kalan son parayla simit alıp da karnınızı doyurmayın, gidin onunla bir film yahut bir tiyatro seyredin" deyişi de bundandır. Necip Fazıl'ın ifadesiyle bu 'fikir sakası', biliyordu ki medeniyetin zeminini oluşturan bilgelik damarı, hayatın hemen bütün alanlarında kendini dile getirmedikçe, o muazzam yapı yeniden kurulamaz.

Gemuhluoğlu, sadece belli bir kesime seslenmiyor, medeniyetimizi ve geleneksel bilgeliğimizi oluşturan bütün unsurları, yapıları ve kişileri kuşatıyordu. Bu anlamda Yaşar Kemal'den Asaf Halet Çelebi'ye, Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan Genco Erkal'a, Cahit Zarifoğlu'ndan Nuri Pakdil'e, Neyzen Tevfik'ten Cinuçen Tanrıkorur'a, bu toprakların her kıymetine ayrı bir önem atfediyor, cem düzeyinden sesleniyor, birliyor, derliyor, toparlıyor, toplumu topyekûn bir kalkınmanın, bir dirilişin ve yeniden varoluşun deveranına çekiyordu.

Cem düzeyi, birliği, birleştirmeyi, bir araya getirmeyi; ayrı ayrı, bireysel ve kişisel seviyede beliren her şeyi bir araya toplamayı öngörür. Cem, birlik demektir ve bir araya getirir, toplar. Gemuhluoğlu, baktığı her pencereden ayrı bir resim gören, renkleri fark edebilen, onların bir araya geldiğinde nasıl bir âhenk oluşturabileceğini hisseden muazzam bir bakışa, bir vizyona sahipti.

Geleneksel ve kadim bilgeliğimizin modernleşme karşısında ne türden bir problem yaşadığının farkındaydı. Pörsüyen, eskiyen ve çürüyen yanlarımızı temizlemenin, o soylu ve bereketli gövdeyi yeniden canlandırmanın derdindeydi. Nerede kim varsa, hangi kıymet, nereye, nasıl gizlenmişse, hemen onun peşine düşüyor, oluşturduğu burs havuzuna gelenleri sarraf gibi tartıyor, fark ettiği değerleri güçlendirmek, parlatmak, görünür kılmak, manevî bakımdan beslemek için çalışıyor, ülkeyi ve dünyayı kavrama, soru(n)ları belirleme ve muhtemel çözüm yollarını araştırma yönünde tükenmeyen bir çaba ile koşuşturuyordu. Kısa fakat bereketli ömrüne sığanlara bakılacak olursa, Gemuhluoğlu'nun, bir irfan ve aşk adamı olarak, ülkesinin ve dünyanın geleceğine yönelik umutlarının, tahminlerinin ne kadar büyük ve bu büyüklüğün gerektirdiği gayretlerin ise ne denli yorucu olduğu görülecektir.

Gemuhluoğlu, şehirli insan tipinin yeniden ortaya çıkması için de çaba sarf etmiştir. Bir ülkeyi çekip çevirenlerin, kültürel ve siyasal seçkinler olduğunu biliyordu. Bu seçkinlerin yetişmesi için aşk ve şevkle çalıştı. Sadakaların en büyüğü, insanın bizatihi kendini tasadduk etmesidir.

Hekimoğlu İsmail Ağabey'in dediği gibi, "Fethi Gemuhluoğlu kitap gibi bir adamdı ve onu okuyanlar devleşiyordu." Gemuhluoğlu, kendini adamış bir kahramandı. Nuri Pakdil'in Bağlanmasında bu, içeriden bir dille, adım adım anlatılmıştır. Kendisinin doğrudan veya dolaylı temas kurduğu her seçkinde Gemuhluoğlu'nun aziz bir hatırası, bir izi, bir katkısı ve hakkı bulunmaktadır. İnsanları güzelliğe, iyiliğe ve gerçekliğe yönelten bir uyarısı vardır. O, kelimenin tam anlamıyla bir hakikat nidacısı, bir gerçeklik uyarıcısıdır.

Oğuz Atay'ın 'kapıkulu' diye nitelediği, Sabri Ülgener, İdris Küçükömer, Mümtaz Turhan ve Erol Güngör gibi sosyalbilimcilerin zihniyet bağlamında eleştirdiği devşirme elitlerin bu ülkeyi, modernleşme sürecinde ne türden bir uçuruma sürüklemiş olduklarını görmüştü. Konuşmasında böylesi seçkinleri çözümlerken şöyle diyordu: "Bu Osmanoğlu'na çok ihanet edilmiş. Âl-i Osman yerine, Âl-i Midhat kurmak istemişler. 'Niye Âl-i Midhat olmasın?' demiş. Âl-i Midhat olsun' diyen, Rumelihisarı'ndan bir misyonun, hem de bir Bektaşi tekkesi toprağından ama Türklerin girdiği yerden şehre girmesini istemiş, bayrağa haç koymuş… Büyük Reşit Paşa'dan, Âl-i Midhat'ı yapmak isteyen Mithat Paşa'dan, Karbonari cemiyetlerinin ilk nizamnamelerini tercüme eden Ziya Paşa'dan, oğlu Ali Ethem Bey'i sünnet ettirirken Cennetmekân Abdülhamid Han'dan, Han-ı Mahludan atiyye talebinde bulunan, hürriyet kahramanı zannedilen... Mekteplerin, edebiyat fakültelerinin hocaları burada. Eski Jön Türklerle bugünkü yeni Jön Türklerin arasında ihanet bakımından çok büyük bir fark olduğunu zannetmiyorum. Tarihe dost olunamadığı için, tarihe dost olamadığımız için, tarihe dost olacak kadar ciddi bir ilim ile ilimlenmediğimiz için, talip olmadığımız için ilme ve irfana, tarihe, tarih fikrine de dost değiliz." Bu ağır eleştiri, Osmanlı'nın nasıl 'durdurulduğuna' ilişkin bir tespitten sonra gelir.

Gemuhluoğlu, Osmanlı'ya, kutsal görevin Allah tarafından verilmiş olduğunu, bu görevin de ancak O'nun tarafından kaldırılabileceğini söyler. Buna ilişkin bir belirtinin de olmadığını ekler. Osmanlı medeniyeti nasıl kendi iç şartları ile dünya şartları arasındaki uyumsuzluklar sonucu yavaşlamış ve durmuşsa, aynı şekilde yepyeni bir ruh hamlesiyle yeniden hareketlenecektir. Bunu sağlayacak olanlar ise, Gemuhluoğlu'nun, 'özü mayalansın' diye çaba gösterdiği ve 'yol evlâdı' olarak nitelediği yeni aydınlardır. O'nun tarifi ile bu yeni seçkinler, Anadolu'yu yüzyıllardır mayalamakta olan ve Kâmil İnsan'ın gönlünden gelen 'kelâm' ile tekrar mayalanmalıdır.

Fethi Gemuhluoğlu, "insanlar hal-i cimadan doğmuyorlar. İnsanları gönül döllüyor, gönül çocukları onun için ayrı oluyor. Ve gönül çocuklarının çoğu onun için 'yol evladı' oluyor, 'bel evladı' olmuyor. Tasavvufta 'yol oğlu' olmak, 'bel oğlu' olmaktan; 'yol evladı' olmak, 'bel evladı' olmaktan onun için mukaddemdir" derken, Anadolu'da kelâm ile mayalanan gönül erlerini kasteder. Merkezinde 'Zamanın Sahibi'nin olduğu, onun pek çok niteliğinin filizlendiği diğer erenlerle birlikte bir 'gönül erleri medeniyeti'ni ima eder.

Yola girmek, yolda olmak ve yolun esaslarıyla donanmış bir halde bulunmak, özü itibariyle, ilhamını 'cümle varlığın birliği ve kardeşliği' ilkesinden alır. Bu kozmik birlik ilkesi, 'yol evladı' olmayı öngörür. 'Cümle varlıktan geçen ve yokluğa, hiçliğe kanat açan' bu yolcuların okuması, öğrenmesi, donanması için takatinin üstünde bir gayretle koşuşturmuştur Gemuhluoğlu.

Onlar, yeni medeniyetimizin inşasını omuzlayacak olanlardır. Zamanın Sahibi'nin yağmura benzeyen hizmetçileridir. Lale Müldür'ün deyişiyle 'toprağa düşünce mısır, denize düşünce inci olanlardır'. Medeniyeti oluşturan unsurların her birinde, edebiyatta, müzikte, sinemada, resimde, ebruda, tezhipte, mimaride, tekniğe ilişkin alanlarda, bilgelikle beslenerek varlık gösterecek olan öncülerdir. Gemuhluoğlu, böylesi bir kuşağın gürbüzleşmesinin peşinde idi. Bunu dâvâ edinmiş, bu yolda toprak olmuş, o yeteneklere önayak olmayı onur bilmişti.

Bir bilgenin dediği gibi, 'imanın elmas tacı altında, imanla sultan olmuş' insanların ortaya çıkmasını dert edinmişti. Doğu-batı sorunsalını, modernleşme dönemi algısının dışında farklı bir çerçeveye çekmişti. Doğulu insanın önemli bir niteliğini anarken, "Doğu insanı yerinmez ve sevinmez, çünkü dünyada sevinilecek ve yerinilecek bir şey yoktur" deyişi bundandır.

Dostluk Üzerine; Önce Selam Sonra Kelam, Fethi Gemuhluoğlu, Timaş, 2010

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2015, 12:02
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35