banner15

Medeniyetinizi neden tükettiniz?

Heykeltıraş, yazar, ressam ve belki de İngiliz casusu olan Clare Sheridan, 1925'de yazdığı kitapta, bir Batılı'nın gözüyle İstanbul'a bakıyor.

Medeniyetinizi neden tükettiniz?

Eğer bir sultan çıkıp da, tek caminin içine, bütün mermer ve sütunları toplatıp, içini İznik çinileriyle donattırıp, pencereleri de o meşhur kameriyelerle süslettirseydi, Doğu'nun ün ve güzelliğini yansıtan bir şaheser ortaya çıkabilirdi. Ama bunun yerine, her camide bu özelliklerden yalnızca bir tanesi vardı; bu saydıklarımın hiç birinin olmadığı bir cami bile yoktu ama hepsini içinde barındıran birine de rastlamak mümkün değildi.

Galata Köprüsü'nün hemen karşısındaki ilk cami olan Valide Yeni Camii'nde (1663) Şam'dan getirilmiş mavi-beyaz çinilerin en güzel örnekleri bulunuyor. Ahşap oyma kapılarının yanısıra altın üzerine incecik kaplumbağa kabuğu madalyonlar ve fildişi kakma detaylı bordürlerle göz kamaştırıyor. Ancak bu cami, bir çarşı ile gürültülü bir sokağın arasında bulunduğu için, hemen hemen bütün camilerin içinde olan sessizlik ve huzur ortamını burada bulmak pek mümkün değil.

Küçük ama son derece güzel olan Rüstem Paşa Camii (1555) ise İznik çinilerinin en göz alıcı örnekleriyle süslü. Dışarıda, girişin hemen solunda, sütunların alt tarafında, camgöbeği, tavus kuşu yeşili ve kırmızı renklerle bezeli çiçek dallarının resmedildiği muhteşem güzellikte bir panel duruyor. İçerideki çinilerin desenlerini saymaya çalıştım. Ondört tane sayabildim ama o kadar çok çeşit vardı ki, hepsini sayamadığımı biliyorum.

Eski Harbiye Nezareti'nin yanındaki Sultan 2. Beyazıd Camii (1507) Hipodrom'daki Konstantin Sarayı'ndan getirilmiş iki devasa mermer kaide ile meşhurdur. Bugün artık yok olmuş olan Konstantin ve Jüstinyen saraylarının sütunları birçok caminin içini süslüyor.

Beyazıd Camii'nin kafes pencereleri, yine bir Türk sanat örneği olan, örümcek ağı deseninde demir parmaklıklarla bölünmüş. Ayrıca gül mermerinden incelikle oyulmuş bir mihrabı var.

Limana hâkim bir tepeye inşaa edilmiş olan Süleymaniye Camii (1556) ismini aldığı Roxalana'nın [Hürrem Sultan] kocasının şanına yakışır derecede geniş ve heybetli. Pencereleriyle ünlü olan bu camide kameriye sanatının doruk noktasını görebilirsiniz. Dizaynı meşhur Ayyaş İbrahim [Çiniler kâşici Hasan'ın, gösterişli yazılar hattat Ahmed Gubarî'nin, sedef işlemeli kapı ve pencere kanatları ise yapının mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa'nın eserleridir. Kaynaklarda Ayyaş İbrahim ismine rastlanmamıştır.] tarafından yapılan bu pencereleri görünce, sarhoşken hayal gücünün çok kuvvetli olduğunu düşünebilirsiniz; ancak ellerinin titremediği kesin. Ne kadar güzel olduklarını anlatmam mümkün değil. Sanki kıymetli taşlarla kaplıymış gibi pırıl pırıl parlıyorlar. Başınızı kaldırıp yarım saat boyunca gözünüzü ayırmadan bu pencereleri seyretseniz ve bütün detaylarını da hafızanıza kazımaya gayret etseniz, yine de boşuna. O kadar teferruatlı ve ince işlenmişler ki, camiden, yalnız içerideyken bu güzelliğin tadını çıkartabileceğinizi bilmenin burukluğuyla ayrılırsınız. Tıpkı müzik çalarken içinizde uyanan duyguların, müziğin bitmesiyle beraber kaybolması gibi, Süleymaniye Camii'nin mücevher benzeri pencerelerini seyrederken hissedilen duygular da oradan ayrıldığınız anda yok olup gidiverir.

Caminin yakınında, o güzelim revaklı avlusuyla Sultan Süleyman'ın türbesi var. Onun hemen yanında da oğlu ile yanyana yatan Roxalana'nın türbesi duruyor. Bu türbenin tamamı laleler arasından çıkan kara gövdeli bir badem dalının resmedildiği İznik çinileriyle kaplı. Tarihteki gelmiş geçmiş en hırslı ve rezil kadının mezarı için bu dekorun pek de uygun olmadığı söylenebilir.

Altın Boynuz'un kıyısında, Konstantinopol'ün biraz dışında, çok az kişi tarafından bilinen ve ziyaret edilen, taşları dökülmüş ve harap durumda, onaltıncı yüzyıla ait Piyale Paşa Camii bulunuyor. Kıblesinin karşısında yine çok güzel olan İznik çinileri var ama maalesef parçalardan bazıları bir gece pencereden giren hırsızlar tarafından çalınmış. Dört bir duvarı çepeçevre kuşatan, üzerinde Kur'ân'dan bir alıntı bulunan mavi ve beyaz taşlardan yapılmış, el değmemiş friz ise mükemmel biçimde korunmuş.

Korkunç Selim [Yavuz Sultan Selim Han] ve Muhteşem Süleyman [Kanuni Sultan Süleyman Han] dönemlerinde doruk noktasına ulaşan Türk sanatından örnekler taşıdıkları için, birçok caminin içinden sadece bu birkaç taneyi seçip, onlardan bahsetmeyi uygun buldum. Nitekim, bu dönemden sonra Batılılaşma en kötü şekliyle ülkeye [Osmanlı Devleti] sızmış ve fakirlik ile beceriksizlik herşeye hükmeder olmuş. İnsan kendikendine şu sualleri sormadan edemiyor: Neden modern Kütahya çinileri, eskisi gibi rağbet görmüyor? Ne oldu da Bursa artık turistler için başörtülerin üretildiği bir yer haline geldi? Sandalye, masa ve elbise dolapları birer medeniyet göstergesi haline geldikleri halde, neden bütün üretilen mobilyalarda geleneksel olmayan Alman tarzı hâkim? Güzel bir mâzinin izleri ve bugün yaratılan ucuz etkilerin varlığı, bana ızdırap veriyor.

Sade Türk Kahvesi, Clare Sheridan, Arion Yayınevi, İstanbul 2004

Yazar Clare Sheridan (1885-1970) İngiliz heykeltıraşı, ressam, yazar, seyyah belki de ajan!.. İngiltere'nin meşhur devlet adamı Winston Churchill ile yakın akraba olan Clare Sheridan birçok memleketi gezmiştir. Bu arada 1924-1925 senelerinde İstanbul'da yaşar. Tarabya'da kiraladığı yalısında fazla vakit geçirmeyerek, Bursa, Ankara ve Karadeniz sahilindeki bütün limanları gezmiş, hatıra ve izlenimlerini de bu kitapta toplamıştır.

Güncelleme Tarihi: 18 Kasım 2014, 12:07
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35