Menfur cinayetin zanlısı

Kasabanın tamamı, karısını öldürmekten yargılanan Pete Duffy’nin ansızın sırra kadem basması olayıyla çalkalanırken Theo’nun başına da enteresan hadiseler geliyordu.

Menfur cinayetin zanlısı

Zanlı, Pete Duffy adında zengin bir adamdı ve cinayetle suçlanıyordu. Polis ve savcıların iddiasına göre sanık, o gün tek başına oynadığı golf sahasının 6'ncı deliğinin yakınlarındaki güzel evinde sevimli karısını boğarak öldürmüştü. Eğer suçlu bulunursa, ömür boyu hapis cezası alacaktı. Beraat ederse mahkemeden elini kolunu sallayarak çıkıp gidecekti. Jüri henüz hakkında bir karara varmış değildi.

Dâvâ ikinci kez ele alınıyordu. İlk dâvâ dört ay önce yargıç Henry Gantry’nin devam etmenin adaletsiz olacağına karar vermesiyle sona ermişti. Yargıç bir hata tespit etmiş ve herkesi evine yollamış, Pete Duffy kefaletle serbest bırakılmıştı. Çoğu cinayet dâvâsında sanık, mahkemeyi beklerken kefalet parası bulamaz ve bu yüzden tahliye olamaz. Oysa Ray Duffy’nin bol parası ve güçlü avukatları vardı; polis karısının cesedini bulmuş, savcılık onu cinayetle suçlamış olsa da kuşlar kadar özgür kalabilmişti. Şehirde sağda solda görünüyor, en sevdiği lokantalarda yemek yiyor, Stratten Koleji’ndeki basketbol maçlarına gidiyor, kiliseye —eskisinden daha sık— uğruyor ve elbette bol bol golf oynuyordu. İlk duruşmayı beklerken, hapse girme ihtimaliyle ve dâvânın nasıl sonuçlanacağıyla ilgilenmez görünüyordu. Savcılık tarafından yeni bir şahit getirilmesinin sözkonusu olduğu şu günlerde ise Pete Duffy’nin çok endişeli olduğu söyleniyordu.

Yeni tanık Bobby Escobar, ondokuz yaşında kaçak bir göçmendi. Bayan Duffy’nin öldürüldüğü golf sahasında çalışıyordu. Bay Duffy’nin aşağı yukarı karısının öldüğü dakikalarda eve girdiğini, sonra aceleyle evden çıkıp golf sahasına dönüp oyununu tamamladığını görmüştü. Bobby, pek çok sebep yüzünden ilk dâvâ sırasında şahit olarak ortaya çıkmamıştı. Yargıç Gantry, Bobby’nin hikâyesini dinleyince, yargıda bir hata olduğuna karar vermişti. Bobby tanıklık etmeye karar verince, bu dâvâyı yakından izleyen Strattenburg halkının büyük çoğunluğu Duffy’nin cinayetten yargılanacağını düşündü. Artık neredeyse Pete Duffy’nin karısını öldürmediğine inanan tek kişi kalmamıştı.

Duruşmayı izlemek istemeyen birine rastlamak da oldukça zordu. Strattenburg’da cinayet dâvâsı ender rastlanan bir olaydı. Zaten bu kasabada cinayet işlendiği de pek görülmezdi. Adliye kapıları sabah saat 08'de açıldığında, önünde büyük bir kalabalık toplanmıştı bile. Jüri üç gün önce seçilmişti. Artık duruşma salonundaki dramın başlama vakti gelmişti.

Saat 08:40’ta Bay Mount sekizinci sınıf öğrencilerini susturup yoklama yaptı. Onaltı erkek Öğrenci de oradaydı. Sınıf öğretmeninin dersi sadece on dakika sürüyordu, ardından çocuklar Bayan Monique’in İspanyolca dersine gidiyorlardı.

Bay Mount’un acelesi vardı. Çocuklara derste şunları söyledi: “Tamam çocuklar, bugün biliyorsunuz ki, Pete Duffy’nin ikinci duruşmasının ilk günü. Birinci duruşmanın ilk gününde mahkemeyi takip etme izni almıştık ama ikinci dâvâyı izleme talebim kabul edilmedi.”

Çocuklar bunu ıslıkla ve bağırarak protesto ettiler.

Bay Mount ellerini havaya kaldırdı. “Yeter! Yine de sayın müdürümüz Bayan Gladwell, Theo’nun duruşmanın başını izlemesini ve bize anlatmasını kabul etti. Theo.”

Theodore Boone ayağa fırladı ve seyredip de hayran kaldığı avukatlar gibi kararlılıkla kürsüye doğru ilerledi. Elinde avukatların kullandığı cinsten sarı bir bloknot tutuyordu. Bay Mount’un masasında durup, jüriye konuşma yapmaya hazırlanan bir avukat gibi sınıfı gözden geçirdi.

Strattenburg Ortaokulundaki sınıf arkadaşları spor yapar, gitar dersi alır ve diğer onüç yaşındaki çocukların uğraştığı işlerle uğraşırken, Theo hemen hemen her gününü anne ve babasının avukatlık bürosunda geçiriyordu. Ayrıca hukuk konularını sevip, okuyup izleyerek öğrendiği, yalnızca hukuk üzerine konuştuğu için sınıf arkadaşları bu gibi konularda hep Theo'ya başvururdu. Mevzu hukuksa, Theo, en azından kendi sınıf arkadaşları arasında rakip tanımazdı.

Theo “İlk duruşmayı dört ay önce izlemiştik, tarafları biliyorsunuz” diye söze başladı. Avukatlar aynıydı. İddia aynıydı. Bay Duffy hâlâ aynı Bay Duffy idi. Yalnız jüri üyeleri değişmişti ve elbette bir de ilk duruşmada olmayan şu yeni tanık vardı.

“Sanık, suçlu!” diye bağırdı arka sıralarda oturan Woody. Birçok öğrenci ona bağırarak destek verdi.

“Peki, tamam” dedi Theo. “El kaldırın o zaman. Pete Duffy suçlu diyenler?”

Ondört, onbeş el tereddütsüz havaya kalktı. Çoğunluğun görüşüne katılmamakla böbürlenen bilim düşkünü Chase Whipple kollarını kavuşturmuş oturuyordu.

Theo elini kaldırmadığı gibi kızgındı da üstelik. “Çok komik” dedi. “Mahkeme başlamadan, tanıkların ne söyleyeceğini bilmeden, henüz hiçbir şey yapılmamışken adamın suçlu olduğuna nasıl karar verirsiniz? Masumiyet karinesi diye bir şeyden söz etmedik mi? Bizim hukuk sistemimizde, cinayetle suçlanan kişi suçluluğu kanıtlanana kadar masum kabul edilir. Pete Duffy bu sabah mahkeme salonuna tamamen masum bir kişi olarak girecek ve bütün şahitler ifade verip, deliller jüriye sunulana kadar da öyle kabul edilecek. Buna masumiyet karinesi diyorduk, hatırladınız mı?”

Bay Mount bulunduğu köşede ayağa kalkmış, Theo’yu gururla izliyordu. Bu sahneyi daha önce çok görmüştü. Theo topluluk önünde konuşmakta doğuştan hünerliydi. Bay Mount’un danışman öğretmeni olduğu sekizinci sınıf münâzara kolunun en parlak elemanıydı.

Theo sınıf arkadaşlarının yargıya varmaktaki aceleciliklerine kızmış görünerek sözlerine devam etti: “Makul ölçüde kuşkunun ötesinde elde kanıt olması gerektiğini hatırlamıyor musunuz? Size ne oldu böyle arkadaşlar?”

“Suçlu” diye bağırdı Woody yine. Birkaç kişi ona güldü. Theo ne söylese faydasız olduğunu anlayınca “Tamam, tamam, artık gidebilir miyim?” dedi.

“Elbette,” diye karşılık verdi Bay Mount. Zilin yüksek perdeden çaldığı duyuldu. Onaltı çocuk birden kapıya koştu. Theo hızla koridoru geçip o sırada sekreter Bayan Gloria’nın telefonla konuştuğu büroya yöneldi. Theo’nun annesi sayesinde ilk eşinden boşanan Bayan Gloria, Theo’yu severdi. Kısa süre önce de Theo’dan, sarhoş araba kullanırken yakalanan kardeşi için hukukî yardım almıştı. Theo’ya Bayan Gladwell’in imzasını taşıyan sarı bir izin belgesi uzattı. Theo belgeyi alır almaz hızla yola koyuldu. Sekreter masasının arkasındaki saat tam 08:47’yi gösteriyordu.

Theo bahçedeki bayrak direğinin yanında zincirli duran bisikletinin kilidini açtı, zinciri gidona doladı ve bisikletine atladı. Eğer kurallara uyarak bisiklet yolundan giderse adliyenin önüne on beş dakikada varacaktı. Oysa her zaman kullandığı kestirme yollardan giderek, bir-iki sokakta hız yaparak, kimi arka bahçelerden geçerek, en az iki kere kırmızı ışıkta durmayarak bu süreyi on dakikaya indirebiliyordu. Bugün hiç zamanı yoktu. Duruşma salonunun şimdiden tıklım tıklım dolduğunu tahmin edebiliyordu. Oturacak yer bulması bile şansa kalmıştı.

Bir sokaktan uçarcasına geçti, iki defa kestirme yol kullandı ve tanıdığı birinin arka bahçesine daldı. Bu adam üniforma giyer ve alt tarafı yarım gün güvenlik görevlisi olarak çalıştığı halde polis numarası yapardı. Buck Boland (ya da bazılarının dediği gibi Buck Balon) adındaki bu sevimsiz adamı Theo ara sıra adliye çevresinde dolaşırken görürdü. Theo adamın bahçesinden son sür'at geçerken onun, “Defol buradan, yumurcak” diye haykırdığını işitti. Sesin geldiği tarafa bakarken Bay Boland’ın ona bir taş fırlattığını fark etti. Taş hemen yakınına düştü ve Theo var gücüyle bisikletin pedallarına asıldı.

Paçayı zor kurtardım, diye düşündü Theo. Galiba kendisine başka bir yol bulması gerekiyordu artık.

Okuldan çıktıktan dokuz dakika sonra adliyenin önüne vardı ve bisikletini çabucak park yerine zincirledi. Hızla içeri girdi, yukarı çıktı ve Yargıç Gantry’nin duruşma salonunun kocaman kapısına vardı. Kapıda bir kalabalık vardı. Seyirciler kuyruk olmuş içeri girmeye çalışıyordu, televizyon kameraları güçlü ışıklarını yakmıştı ve asık suratlı görevliler düzeni sağlamaya çalışıyordu. Theo’nun Strattenburg’daki en sevmediği mübaşir yaşlı ve huysuz Gosett’ti. Şanssızlığa bakın ki, Gossett, Theo’nun kalabalığı yarıp içeri girmeye çalıştığını görüverdi.

“Sen nereye gittiğini sanıyorsun Theo?” diye homurdanarak sordu Gossett.

Nereye gittiğim belli işte, diye içinden söylendi Theo. Kasabamızın tarihindeki en büyük cinayet dâvâsı başlamak üzereyken başka nereye gidebilirim ki? Ama böyle akıllı olmak meseleyi çözmüyordu.

Theo okuldan aldığı izin kâğıdını çıkardı ve yumuşak bir sesle, “Müdürden dâvâyı takip etmek için müsaade aldım efendim,” dedi. Gossett izin kâğıdını kaptı ve eğer kâğıt usûlüne uygun değilse Theo’yu dışarı atacağını belirtmek için kaşlarını çattı. Theo, isterseniz size okuyayım, demeyi düşündü ama dilini tuttu.

Gossett, “Bunu okuldan almışsın. Bu kâğıt buraya girme izni değil. Yargıç Gantry’den duruşma için izin aldın mı bakayım?” diye sordu.

“Evet, efendim,” dedi Theo.

“Görelim.”

“Yazılı değil. Yargıç Gantry bana sözlü olarak izin verdi.”

Gossett kaşlarını daha da bir çattı, başını iki yana salladı ve “Üzgünüm Theo. Salon tıklım tıklım dolu. Hiç yer yok. Gelenleri kapıdan çeviriyoruz,” dedi.

Theo izin kâğıdını geri aldı ve neredeyse ağlayacakmış gibi bir ifade takındı. Geri dönüp uzun koridorda uzaklaşmaya başladı. Gossett’in onu göremeyeceği bir yere gelince dar bir kapıdan geçip bir servis merdiveninden aşağı kata indi. Bu merdiven sadece teknisyenler ve mübaşirler tarafından kullanılıyordu. Birinci kattaki karanlık ve dar koridora girdi. Bu koridorun tam üstünde büyük duruşma salonu vardı. Burada adliye çalışanlarının aralarda toplanıp kahve içtikleri ve çene çaldıkları bir dinlenme odası yer alıyordu.

Cesaretini toplayıp odaya girdiğinde, “Merhaba Theo” dedi biri. Bu, Theo’nun bütün adliyede en sevdiği memur olan güzel Jenny idi.

Theo yürürken, “Merhaba Jenny” dedi ve gülümseyerek odanın karşı köşesindeki bölmeye doğru gitti. Bu bölmeden yine gizli bir merdivene geçiliyordu. Burası geçmiş yıllarda tutukluların yargıç karşısına çıkarılmak üzere hapishaneden duruşma salonuna getirilmesi içindi fakat artık nadiren kullanılıyordu. Her yanı dar geçitler ve merdivenlerle dolu eski adliye binası tam bir labirenti andırsa da, Theo binanın her köşesini avucunun içi gibi biliyordu.

Duruşma salonuna jüri bölmesinin yanındaki kapıdan girdi. Salonu heyecanlı bir bekleyiş içindeki seyircilerin uğultusu kaplamıştı. Üniformalı güvenlik görevlileri ciddi yüzleriyle kendi aralarında konuşuyordu. Ana kapıda hâlâ içeri girmeye çalışanların oluşturduğu bir kalabalık vardı. Theo salonun sol tarafında savcı bölümünün arkasındaki üçüncü sırada tanıdık bir yüz olduğunu fark etti.

Bu, amcası Ike idi ve yanında çok sevgili (ve biricik) yeğeni için yer ayırmıştı. Theo aralardan zorlukla geçerek amcasının yanına ulaştı ve daracık bir yere sıkıştı.

Sanık, John Grisham, Remzi Kitabevi, İstanbul 2013

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2014, 15:46
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35