Merhaba ve elveda şiirleri

11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerif de nihayet buldu. Eskiden bu kutlu ayın gelişi ve gidişi için çeşitli ilâhiler yazılırdı, okunurdu.

Merhaba ve elveda şiirleri

Ramazanın gelişini kutlamak için yazılan "Merhaba ilâhileri" oldukça fazla olup, halk arasında çokça okunan eserler olmuştur. Mesela Bursalı İsmail Hakkı'nın mısralarıyla:

Sâye saldı ehl-i imân üstüne
Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan.
Doğdu ol nur ehl-i irfân üstüne
Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan.

Bağlayıb şeytanı bende vurdular
Cümleten ağyar-ı Hakkı sürdüler
Ehl-i Hakk ol ayda Hakkı gördüler
Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan.

Ehl-i cürmün Hak gözü yaşın siler
Ağlayanlar şâd olur dâim güler
Şerbet-i gufrân içerler âsiler
Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan.

Kıl terâvihi safâlar bulagör
Et tesâbihi vefâlar bulagör
Zikr ü taat nûru ile dolagör
Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan.

Kalbi jeng-i masivadan eyle ağ
Bu vücudun zenbin andan kıl ferağ
Hakkıyâ nûr-ı Hudâdan yak çerağ
Hamdülillah geldi mâh-ı Ramazan.

Bir de Ramazanın onbeşinden sonra okunan "Elveda ilâhileri" bulunmaktadır. Aziz Mâhmud Hüdayi'nin şeyhi Üftade Hazretlerinin Ramazaniyesi bu türdendir:

Ey dostlarım ağlaşalım,
Oruç ayı gitti yine.
Hasret ile inleşelim,
Oruç ayı gitti yine.

Bir nur idi Hak'tan gelip
Yere göğe nuru dolup
Sâdıkların elin alıp
Oruç ayı gitti yine.

Zalimlerin yollarını
Kesmiş idi ellerini
Yıkmış idi illerini
Oruç ayı gitti yine.

Üftade'yi şâd eyleyen
Mü'minleri yâd eyleyen
Kaygıdan âzâd eyleyen
Oruç ayı gitti yine.

***

Bütün İslam dünyasında ve özellikle Osmanlı ülkesinde Ramazan ayına çok önem verilmiştir. Hatta bu önem verme o kadar ileri derecededir ki, Prof. Dr. Süheyl Ünver'in ifadesiyle "Türkler, bir Ramazan medeniyeti kurmuşlardır."

Osmanlı Türklerinde Ramazan ayına mahsus adetler vardı. Daha Recep ayından itibaren halk, dinî vecibelerini yerine getirmeye büyük önem verirdi. Üç ay oruçlarına niyet edenler yanında, nezir ve adak hatimleri indirtmek, müminlerin ruhları ve bilhassa ailenin ölmüşleri için Kur'ân okutmak, nafile namazlarını artırmak gibi ibadetler yanında; evlerde mevsimine göre Ramazana mahsus yiyecekleri güllaç, tarhana, kavurma, çeşitli baharat, şekerleme ve reçelleri hazırlamak başlıca kaygı olurdu.

Ramazan, bu ayın başladığını bildiren hilâlin görüldüğünün belde müftüsü tarafından onaylanması ile başlayınca, halkın günlük hayatı da değişirdi. Genellikle çalışma saatleri kuşluk vakti ile ikindi namazı arasına kaydırılırdı. İkindiden sonra iftara kadar olan zamanda camilerde Kur'ân okumak, vaaz ve mukabele dinlemek, nafile namaz kılmakla geçirilirdi. Teravih namazından sonra sofu olanlar bağlı olduklan tekkelere giderek âyin ve zikirlere katılırlardı. Bazılan da kahvehane ve çayhanelere giderek semaî, karagöz, ortaoyunu ve çeşitli seyirlere katılırlardı. Bu eğlenceler sahura kadar sürerdi. Ramazanın 15'inden sonra ise halk bayram hazırlığına başlardı.

Klasik Türk Edebiyatında Ramazan Konulu Şiirler, Dr. Halit Dursunoğlu, AÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı: 22, Erzurum 2003

Güncelleme Tarihi: 14 Temmuz 2015, 17:50
banner53
YORUM EKLE

banner39