banner39

Osmanlıda 0rdu

Osmanlı ordusu şuursuz bişr vurucu güç değildi, Hakalrının farkında ve bu konuda çok titizdi.

Alıntı 02.06.2014, 21:42 07.06.2014, 12:02
Osmanlıda 0rdu

Osmanlı ordusunun ve devletinin geniş ölçüde Selçuklu düzenini devam ettirdiğini, sadece daha modern hâle getirdiğini, resmen Selçuklular’ın meşru mirasçısı olduğunu ilân ettiğini hatırlamak gerekir.

Böyle bir millet-ordu geleneği içinde, Osmanlı Devleti doğdu ve Osmanoğulları, Türkiye’nin ikinci hanedanı olarak, cihan imparatorluğunu gerçekleştirdiler.

Osmanlı Devletinde Ordu

Cihan Devleti kuran bir ordunun itibarı söz götürmez. Emsalsiz bir disiplin ordu ve donanmanın başarısında en büyük âmillerden biri idi. Osmanlı askerî disiplininin emsalsiz Türk fetihlerini sağladığı hususuna bir çok Avrupalı tarihçi dikkat etmiştir. Avrupa ordularında disiplinin zayıf olduğu bir dönemdi 16. asırda Osmanlı Türk ordu ve donanmasının gücü, Dünya’nın geri kalan diğer devletlerinin toplam gücüne denk hâle geldi.

Ancak bu disiplinli ordu, şuursuz bir vurucu güç değildi. Haklarını biliyordu. Cihan devletinin sayesinde gerçekleştiğinin de idrâki içinde idi. Evet planları askerî ve politik bakımdan padişahlar, vezirler yapıyordu ama onların başarı ve zaferi, ordu ve donanmanın fiilî çabası ile mümkün oluyordu. Osmanlı askeri, kumandanına, üstüne gözü kapalı itaat eder, muharebe meydanında canını esirgemez, şartlar ne olursa olsun katlanırdı. Ancak haklarının verilmesinde çok titizdi. Osmanlı askerinin “hakları”, Osmanlı fetihlerini kısıtlayan en büyük âmillerden biridir. Tekrar ediyorum, ordunun hakları üzerindeki titizliği, birçok ülkenin fethini imkânsız kılmıştır. Bu hususa benden önce, 1938'de eserini yayınlayan Fransız tarihçisi Fernard Grenard dikkat etmiş, Osmanlı fetihlerini kısıtlayan sebepler arasında, Osmanlı askerinin hakları üzerindeki titizliğini göstermiştir.

Bu askere maaşı, ücreti, ikramiyesi, yiyeceği giyeceği, izni, ganimet payı, emeklilik hakları, tam olarak verilmeliydi. Savaş sırasında devlet, ordusuna karşı bu vecibelerini yerine getirmeyebilirdi Ancak muharebe bittiği anda, geciktirilen haklar ve “terakki” denen maaş ve rütbe artışlarını yerine getirmek gerekiyordu.

Asker, bu hakkını devletten ve devleti temsil ettiği kabul edilen hakandan sert şekilde isterdi. Kim olursa olsun, bu kaide değişmezdi. Kendilerini zaferden zafere koşturan, ganimetlere boğan, dünyanın en bakımlı askeri hâline getiren büyük hakanlar, istisna teşkil etmemiştir. Asker, haklarına riayete davet için Fâtih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim, Kanûnî Sultan Süleyman gibi hakanlara baş kaldırmıştır. Çoğunda istediğini almıştır. Bu yüzden pek çok kale düşürülmeden muhasara kaldırılmış, birçok ülkenin fethinden vazgeçilmiştir.

Haklarını devamlı savunan sınıf, daha çok “Kapıkulu Ocakları” denen yeniçeriler ve diğer Kapıkulu askeri idi. Bunların esas birlikleri ve karargâhları İstanbul’da, devlet merkezinde idi. Onun için gerçek bir güç gösterisi iktidarları dâhilinde idi. Gerçi 16. asırda ordunun az bir kısmını oluşturuyorlardı. Fakat merkezde olmak bakımından çok ses çıkarıyorlardı.

17. asırda, önceki asırların disiplini biraz zayıfladı. Fakat hâlâ dünyanın disiplinli ordusu idi. Ancak bu asırda Fransa ve İsveç, sonraki asırda Prusya, disiplinde ilk Avrupa ordularını kurdular. 17. asrın diğer bir hususiyeti, daha önce politikaya karışmayan, istekleri sadece kendi hakları üzerinde olan ordunun, gittikçe artan oranda devletin politikasına ve iktidar oyunlarına karışmasıdır. Diğer bir hususiyet, bu asırda Kapıkulu askerinin sayısının, devleti ve cihan imparatorluğunu kuran sınıfları, yani tımarlı sipahisi ile akınları geçmesidir.

Bu suretle İstanbul’da Kapıkulu Ocakları’nda “ağa” denen generallerin veya “vezir” denen mareşallerin kışkırtmasıyla siyasi durumlarda ve iktidar değişmelerinde tavır koyan, dediği olmayınca “kazan kaldıran” yani basbayağı isyan eden bir ordu ortaya çıktı. Ve cuntalara ayrıldı.

1683'de bu ordu, mağlûp olmaya başladı ve cihan devleti durumundan çıktı. Bunda ordudan fazla, en yüksek kumanda mevkiinde bulunanların sorumluluğu olduğunu dikkatle belirtmemiz gerekir. 16. asrın parlak kumandanlar, askerî dehâ ile doğmuş padişahlar, fâtih vezirler nesli tükenmişti. İmparatorluk, bütünüyle olmasa bile, bazı ülkeleri bakımından dünyanın en müreffeh toplumu haline gelmişti. Keyif, zevk, safa istekleri artmıştı.

En kötüsü asker, devlete müdahaleye, vezir kellesi düşürmeye, hattâ padişah tahttan indirmeye, hattâ iki padişahı öldürmeye (İkinci “Genç” Osman ve kardeşi Sultan İbrahim) alışmıştı. Bu darbeler, belirli cuntalara çok büyük maddî menfaat sağlamıştı.

Dördüncü Murad (saltanatı 1623-1640), “zorbalar güruhu” dediği cunta subayları yok etti, önce bütün üniformalıları korkuttu. Osmanlı tarihinde emsalsiz bir devlet terörü oldu. Ağabeyi ikinci Sultan Genç Osman’ın öcünü aldı. Sonra iki sefer-i hümâyuna bizzat başkumandanlık etti. Ordunun Kanûnî zamanından beri görülmemiş derecede saygı ve sevgisini kazandı.

1640'da Dördüncü Murad’ın ölümünden sonra yavaş yavaş ordu disiplini gene bozuldu. Dördüncü Murad’ın ağabeyinden sonra, 26 yıl sonra, kardeşi Sultan İbrahim’i de öldürdüler. Cihan Devletine İstanbul’daki bir cunta hâkim oldu. “Ağalar Saltanatı” denen dönem başladı. Padişah çocuk, babaannesi Kösem Mâhpeyker Vâlide Sultân, saltanat nâibesi idi. Cunta, nâibei saltanat namına hareket ediyor ve milleti soyuyordu. “Ağalar” denen yeniçeri generalleri, milyarlar çaldılar. 1651'de hepsi kellesini kaybetti. Hamileri Büyük Valide Sultân Hazretleri ile beraber...

Yeni nâibei saltanat Hadice Tarhân Vâlide Sultân’ın akıllı ve vatansever tutumu, Köprülüler Devri’ni hazırladı. Cihan Devleti, bir daha Kanûni devrini yaşadı. Ancak 3. Köprülü olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Kırım Hanı ile bir vezirin ihanetine uğrayıp Alamandağı (Kahlenberg) hezimeti ile bozgun ve felâket yılları da başladı.

Türk Tarihinde Ordu Faktörü, Yılmaz Öztuna, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2009

banner53
Yorumlar (0)
28
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?