banner39

Seküler ulus devlet modeli Afganistan’da neden tutmadı?

Kenan Alpay, Yeni Akit'teki köşesinde yıllar yılı Afganistan'da oluşturulmaya çalışılan seküler-ulus devlet modelinin neden tutmadığını İngiliz tarihçi Timothy Garton Ash ile Afganistan krizi üzerine yapılan söyleşiye atıfta bulunarak kaleme aldı.

Alıntı 14.09.2021, 00:18
Seküler ulus devlet modeli Afganistan’da neden tutmadı?

Kenan Alpay'ın yazısının tamamı şöyle:

Avrupa Birliği’nin görüşlerini en iyi yansıtan medya kuruluşlarından biri olarak euronews’in Oxford Üniversitesi’nde Avrupa Çalışmaları Profesörü olan İngiliz tarihçi Timothy Garton Ash ile Afganistan krizi üzerine yaptığı söyleşiyi okumakta büyük faydalar var. Çünkü Timothy Garton Ash, gerek Avrupa tarihi ve siyaseti gerekse aktüel siyasal-toplumsal hadiseleri yorumlama konusunda oldukça muteber bir isim. Prof. Ash ile Brüksel’deki Avrupa Tarihi Evi’nde yapılan mülakatta Amerika açısından olduğu kadar Avrupa açısından da yaşanan başarısızlığın öncelikle hangi alanlarda ve hangi oranda cereyan ettiğine dair önemli ipuçları yakalama imkânı bulabiliyoruz.

Bölgesel ve küresel çapta derin sarsıntılara sebep olan ve akabinde nükleer devletlerin bile stratejik konumlanışlarına etki edecek Afganistan hadisesini aşırı politizasyon ve ideolojik saplantılar dolayısıyla Türkiye’de maalesef hakkıyla tartışmaya fırsat bulamıyoruz. Bir tarafta “gericilik, karanlık çağ, şeriata başkaldıran kadınlar” sloganları eşliğinde tırmandırılan manipülasyon ve Atatürk’ün kurduğu laik-seküler ulusal düzene övgüler yarıştırmak için yırtınanlar kimseye ağzını açtırmamaya azmetmiş durumda. Diğer taraftaysa ne Afganistan halkı ve direnişin aşamaları ne Amerika-NATO ordularının 20 yılın ardından fiyaskoyla sonuçlanan kaçışlarını hazırlayan etmenler üzerine hemen hiçbir objektif bilgiye dayanmaksızın zihinleri esaret altına alan uçuk-kaçık komplo teorilerinin oluşturduğu kaos ve gürültü adeta üzerimize çökmüş durumda. Biraz sakin olunursa Afganistan cephesinde kimin fena halde dayak yiyip havlu attığı da kimin sabır ve sebatla zafere doğru yürüdüğü de gayet net olarak anlaşılacak oysa. 

Akademi de Askeri Mantıkla Hareket Ediyor!

Yeterince sakalımız olmadığı ve akademide şöhretli bir kariyer yapmayı da beceremediğimiz için Afganistan’da meydana çıkan tablo hakkında bugün sözü Oxford’dan Prof. T. Garton Ash’a bırakmakta fayda görüyoruz. Timothy Garton Ash “NATO’nun Afganistan’dan kaotik bir şekilde çekilmesinin tarih kitaplarında yer alacağını” teyid ediyor. Devamında Avrupa’nın bu konuyu sadece göç korkusu üzerinden ele aldığını ama bu konuda stratejik açıdan neler yapılabileceğini değerlendirmekte acze düştüğünü de ifade ediyor. Avrupa’nın tecrübeli tarihçisine göre NATO bileşenleri adına Afganistan’da icra edilen “20 yıllık misyon boşuna”ydı. Cümlelerini “özgürlük ve eşitlik isteyen kadınların ve kızlara korkunç bir biçimde ihanet ettik” gibi ifadelerle süslese de içini acıtan, ümitlerini çökerten asıl hadiseyi “iki trilyon dolar boşa gitti” vurgusuyla özetliyordu Prof. Dr. Ash. Üstelik Amerika ve Avrupa orduları tarafından en modern silahlarla Afganistan’da yazılan hikâyenin “artılarını görmek çok zor”du. 

Prof. Ash, Irak ve Afganistan’da yaşanan büyük fiyaskoya rağmen inatla “Batılı demokrasimizi dünyanın diğer bölgelerine ihraç etmememiz gerektiğini söylemeye hazır değilim” diyordu. Oxfort’lu profesör tarafından kullanılan akademik ve diplomatik dil görüldüğü üzere oryantalist ve emperyalist mantık ve tutumu perdelemeye kifayet etmiyor elbette. Bütün olup bitenlere ve yaşanan onca rezalete rağmen şöhretli tarihçinin kafasında “Afganistan’a gidip gerçekten kötü adamları yakalayıp çıkarsınız”dan öteye hemen hiçbir senaryo oluşmamış. Görüldüğü üzere Herodot’tan Timothy Garton Ash’a kadar Batı tarihçiliği “barbarlara-kötü adamlar” karşı verilen mücadelenin zapta geçirilmesinden ibaret.

Oxford’lu tarihçi Ash’ın derin tecrübe ve analitik ufkundan süzülen çözüm önerisi Afganistan’da “eğer beş-on bin asker tutsaydık başka bir Afgan kadın kuşağı daha iyi bir hayata sahip olabilirdi” noktasında sabitlenip kalmış. Fakat Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın başını çektiği Batı kampının “güvenirliğini büyük ölçüde kaybettiğini” itiraf edecek kadar da cesaret gösterebiliyor. Buna rağmen modern-ulus devlet modelinin Afganistan’da inşa edilebilmesi için Batılı siyasetçi, diplomat ve askerlerin olduğu gibi akademisyenlerin de kafasında işgal en önemli ve öncelikli seçenek olarak duruyor.

Askeri Hezimete İdeolojik İflas da Eşlik Ediyor

Afganistan’ın uluslaştırılamaması en çok Batı’yı ve Batıcıları kahrediyor. Oysa seküler-ulusal kimlik inşa etmek, İslami ve geleneksel değerlerinden arındırıp bir toplumu Batılı standartlarda homojenleştirmek neden makul ve mecburi bir seçenek olsun ki? Afgan toplumu bu dayatmaya baştan razı olsaydı NATO orduları işgal ve yıkıma girişmezlerdi zaten. Tersinden bakılırsa da İslami ve geleneksel değerlerini terk etmeye rıza gösterseydi NATO ordularına karşı direnip zafere yürümesi mümkün olmazdı.

Afganistan’da mağlup olan Amerika ve NATO orduları olduğu gibi Batı menşeli seküler-ulus devlet ve toplum projesidir aynı zamanda. Taliban ise sadece askeri bir zafer kazanmamış dayanıp güvendiği İslami ve geleneksel değer ve sembollerini bütün engellemelere rağmen iktidara taşımıştır. Tam da bu sebeple modern ordulara, küresel sermaye ve medya kuruluşlarına yaslanarak Afganistan’da saltanat sürmeye kalkan işbirlikçi ve kaypak bütün aktörlerin içine sürüklendiği zillet ve mağlubiyet dehşetli ibretler ihtiva etmektedir. Taliban’ın hataları, aşırılıkları ve günahları üzerinden İslam ve Müslümanlara karşı daha organize ve şiddetli saldırıların yapılacağı sır değil elbette. Fakat Taliban geleneksel değerleri İslami referansların önüne ve üstüne yerleştirme yanlışına düşmezse, etnik ve mezhebi aşırılıklardan sakınırsa, gücü ve imkânları oranında uluslararası ilişkilerde rol oynayarak ülkesinin güvenlik ve refah düzeyini yükseltebilirse bu türden tuzaklar zaman içinde bütün etkisini yitirecektir.

Onlarca yıl savaşa mecbur kılınmış bir toplumun sağlık, eğitim, ulaşım, alt yapı, sanayi, ticaret vb. gibi alanlardaki derin uçurumları gidermek için nasıl bir seferberlik süreci üstleneceği Taliban’ın gerçek anlamda yerini de tayin edecektir. Adalet ve merhameti anayasa edinmek, ehliyet ve liyakati siyaset ve bürokrasinin ana kriteri haline getirmek, üretim ve paylaşımda dengeyi gözetmek bu saatten sonra emperyalist ordulara karşı zafer kazanmaktan daha meşakkatli bir mesele olarak Taliban kadrolarının önünde duruyor. Askeri zaferi siyasi, toplumsal, iktisadi ve kültürel sahalardaki başarılarla taçlandırmaları için Taliban’ın nasıl bir performans sergileyeceğini hep birlikte izleyeceğiz. Bakalım Afganistan halkı ve İslam toplumları bu riskli sürece ne oranda ve nasıl katkı sağlayacak. Afganistan sadece Taliban ve Afgan halkının değil bütün İslam coğrafyasının en zorlu imtihanlarından biri olacak çünkü.

Kaynak: Yeni Akit

banner53
Yorumlar (0)
24
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?