banner39

Talan edilen şehir

Eski İstanbul'dan Notlar kitabında şehrin tarih içerisindeki genel durumunu ele alan Semavi Eyice, İstanbul'un kaybolan eserlerinin peşine düşüyor.

Alıntı 12.02.2015, 21:41 14.02.2015, 09:10
Talan edilen şehir

İstanbul'un jeopolitik konumu ve barındırdığı tarihî ve kültürel miras onu her zaman için benzersiz kıldı. Bizans'ın başkenti Osmanlılar tarafından fethedildiğinde şehir harap bir vaziyetteydi. Osmanlılar dört bir koldan şehri imar etmeye başladılar. Bu sayede İstanbul kısa sürede bir İslâm şehri olmayı başardı. Dört bir yan camilerle, çeşmelerle, sebillerle donatıldı. Cumhuriyet döneminde ise bu mirasa gereği gibi sahip çıkılmadı. Şehirdeki imar ve iskân faaliyetleri eski yapıyı altüst ederken, yerine eskisini ikame edebilecek güzellik ve özgünlükte eserler konulamadı. Şehir hızla eski kimliğinden uzaklaştırılıp betonlaştırıldı. Eski İstanbul'dan Notlar'da şehrin tarih içerisindeki genel durumunu ele alan Semavi Eyice, temelde İstanbul'un kaybolan eserlerinin peşine düşüyor. Eski fotoğraflardan yansıyan, artık var olmayan İstanbul'a dair iç burkan bir tablo ortaya koyuyor.

Bir misal vereyim Dolmabahçe Sarayı yapıldıktan sonra, o Tophane Fındıklı caddesini bir düzene sokmak için biraz genişletmek istemişler. Orada yine Mimar Sinan’ın eserlerinden Süheyl Bey Mescidi varmış. Şimdi Mimar Sinan Üniversitesi olan Eski Saraylar’ın karşı sırasında köşebaşında bulunuyormuş. Bu Süheyl Bey Mescidi o devirde yıkılmış. Ve bunu biraz daha geride altı köşeli olarak garip bir mimariyle yeni baştan yapmışlar. O bina Menderes’e kadar mevcuttu ve kullanılıyordu. Onu da Menderes yıktı. Şimdi yok. Süheyl Bey Mescidi’ni bulamazsın. Ondan sonra tam Mimar Sinan Üniversitesi’nin önünde Ahmed Paşa Camii vardı. Hatta tekke de varmış galiba yanında vaktiyle. Yeryüzünden silindi. Mesela Fındıklı Camii’nin kendisi duruyor ama yanında bir de hamam vardı onun. O da Sinan’ın eseri. Menderes zamanında yok edildi, bugün izini bile bulamazsınız.

Yani böyle eserler her devirde tahrip edildi. Mesela Atatürk Bulvarı açılırken, Bozdoğan Kemeri’nden aşağıya doğru inerken kaç tane cami yıkıldı. Kiliseden bozma Sekbanbaşı İbrahim Ağa adlı bir cami vardı. Yok oldu. Sonra onun karşısında Revânî Çelebi Camii vardı. Yavuz Selim devrinin şairlerinden biri. Camisi yok oldu. Yerine bir tiyatro yapıldı. Bozdoğan Kemeri’nin hemen dibindeydi yeri. Oradan aşağıya doğru camiler vardı, onların hepsi yok oldu. Bozdoğan Kemeri’nden itibaren beri tarafta, Payzen Yusuf Paşa Camii ve Türbesi vardı. İzi bile kalmadı şimdi. Fîruz Ağa Camii diye küçük bir cami vardı. Yok. Bulvar üzerinde Mimar Ayas Camii vardı. Yıkıldı gitti. Yanında İbrahim Paşa Camii vardı. Çandarlı Ailesi’nin evkâfındandı o. Yaptıkları bazı hayrâta evkaf olarak yaptırmışlardı onu. Koca muazzam bir de hamamı vardı. O da gitti. Oradan yokuş aşağıya Aksaray’a doğru inerken, sağ tarafta Baba Hasan Alevî Camii vardı. Yıkıldı. Onun yanında, Aksaray’a varmadan İbrahim Ağa Camii vardı. Onu ilk defa Fatih devrinde birisi yaptırmış. Sonra daha geç bir devirde ihyâ edilmiş. İkinci kurucusunun adıyla biliniyordu. Fatih devrinde yaşayan ilk bânisinin ismi Oruç Gazi’ydi.

Henri Prost bulvarı açtırmadan önce çok romantik bir görünümü vardı. Dört tane servi dört köşesinde, ulu servileri de onların ortasında şirince duruyordu. Ora Menderes zamanında sebepsiz olarak yıkıldı. Yani ne cadde açılması ne de bir başka sebep yokken yıkıldı. Fakat sonradan birisi bir hikâye uydurdu. Caminin ilk kurucusu olan Oruç Gazi’yi Ramazan’da oruç bozmakla bağlantılı yaptılar. Hâlbuki isim bu, eski devirde kullanılan bir isim. Yine bu Oruç Gazi’nin Bursa’da da bir camisi vardır. Şimdi Ramazanlarda orada millet toplanıyor, iftar yapıyorlar. Bunu nereden uydurduklarını ben anlayamadım açıkçası.

Gittiler Menderes’e, “beyefendi bu burada durur mu” diye akıl verdiler; o da zavallım farkında değil. Mesela Aksaray’da Murat Paşa Camii’nin yanında, caminin de evkâfı olan İstanbul’un fetihten sonra yapılan ilk hamamı vardı ve kullanılıyordu: Murat Paşa Hamamı... Metruk falan da değil, faal bir hamamdı. Gittiler ona, “efendim bu bulvarların ortasında bu hamamın işi ne” falan dediler. Emir verdi, kaldırın dedi; yıktılar. Feryat edenler de oldu, tarihten anlayan bazı kişiler; “yapmayın, etmeyin, bu İstanbul’un en eski hamamıdır” diye. Bu işe önayak olan belediye yetkilisi adam, “gidin, sahil yolunda arayın, sahil yoluna serdim o hamamı” dedi. Sahil yolunu dolduruyorlar ya, molozunu oraya attırmış, alay etti yani resmen. Ve o hamam gitti.

Eski İstanbul'dan Notlar, Semavi Eyice, Küre Yayınları, İstanbul 2006

banner53
Yorumlar (0)
31
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?