banner39

Unutulan bir mütercim: Kemal Kuşçu

"Kemal Kuşçu merhumun şahsiyetini meydana getiren değerler, hem İstanbullu oluşu hem de baba ve annenin hüviyetiyle yakından alakalı. Baba, Mevlevî tarikatı müntesibi askeri tabip. Anne İmrahor Sünbülî." Kamil Yeşil yazdı.

Alıntı 21.11.2022, 01:30 21.11.2022, 01:36
Unutulan bir mütercim: Kemal Kuşçu

İslam'a ilmi olarak hizmet etmenin yegane yolu telif eser yazmak değildir. Bazı ilim erbabı yazmaktan özellikle uzak durur. Kendini telif eserde yeterli görmez. Bu hususta kendilerine gelen talebi gerçek bir tevazu ile red cevabı verirler. İlim ehli olmadıklarını, yazılanları okumakla yetindiklerini söylerler. Sohbet ehli olan bu türden birçok kişinin ilimden anladıkları farklı olduğu için sadırlarında kalanları yazmaktan imtina etmişlerdir. Onlar ilim adamı denilince yıllarını medreselerde geçirmiş, rahle önünde diz çökerek tefsirleri, hadis kitaplarını, kelam ve akaide dair temel eserleri zihninde toplamış, onlardan ictihad yapacak hale gelmiş âlimleri anladıkları için, ellerine kalem almamışlardır. Halbuki okudukları, meclisinde bulundukları alimlerden, âriflerden birçok süzme bilgilere sahiptirler. Kendini âlim olarak görmeyen, ancak temel İslami ilimlerden nasibini almış başka bir ilim ehli vardır ki onlar eser tercüme ederek, konularına göre seçmeler yaparak tasnif yolu ile (musannif) eserler meydana getirmişlerdir. Bu tür eserler de en az telif eserler kadar mühimdir, ilim âlemine hizmettir.

Hidayet vesilesi

Modern zamanlarda tercüme, başlı başına ilmî bir eser ortaya koymak kadar önem kazanmıştır. Çünkü yapılan tercüme, zihinleri ve kalpleri açmış, insanların hidayetine vesile olmuş, ilmi yaymış, o tercümelerden hareketle başka ilmî eserler yazılmıştır. İhtiyaca ve taleplere göre yapılan tercümelerin yanı sıra bir kısım mütercimler kendilerini özel olarak önem verdikleri müelliflerin eserlerini tercümeye vakfetmişlerdir. Merhum Kemal Kuşçu da bu cümleden bir mütercimdir.

Batı materyalizmine karşı

Bizim yetişme çağımızda yani 12 Eylül öncesinde Türkiye'ye yönelik siyasi tehlikelerin başında komünizm vardı. Komünizme karşı geliştirilen argümanlar, mallarımızı elimizden alıp devletleştirecekler, komünistler din, iman tanımayan, eşlerini kıskanmayan, Rus ve Çin siyaseti güden kişiler olarak anlatılıyordu. Bu kadarı bile komünizme karşı çıkmamız için yeterli idi fakat okur yazarlar için daha temel bilgilere ihtiyaç duyuyorduk. Kitapçı raflarına baktığımızda bizim neslin imdadına yetişen kitaplardan biri de "Komünizme Karşı İslâm" olmuştu. Muhammed Fazlurrahman Ansarî'nin bu kitabı, mütercimi de tanıtmış oldu. Aynı dönemde sadece komünizmle mücadele verilmiyordu. Topyekûn ideolojiler ve Batı da hedefimizde idi. İşte bu noktada Meryem Cemile'den "Batı Materyalizmi Karşısında İslâm" eserine sarıldık.

Eser, müellif, mütercim

Bu kitapları Kemal Kuşçu merhumun Türkçesi ile okuduk. Balık tutulunca olta kenara atılırmış. Biz kitaplara o kadar odaklanmıştık ki müellifler bile kitaplarının gerisinde kalırdı. Nerde kaldı mütercimle ilgilenmek? Bir zaman sonra aklımız başımıza geldi. Kafamıza dank etti. Evet, eser ve müellif önemlidir ancak onlar kadar önemli olan diğer üçüncü kişi mütercimdir. Günümüzde bu işler çok profesyonelleşti. Parayı basıyorsunuz, sırf o dili biliyor diye kitabı ısmarlama tercüme ettiriyorsunuz. Batı dillerine bu kadar aşina olanın bulunmadığı bir zaman diliminde İslam inancına hizmet edecek bir mütercim bulmak kolay olmamıştır. Öncelikle dini konulardan herkes kaçmakta, dini neşriyat sıkı kontrol altında tutulmakta idi. İkinci konu, tercüme sadece kelime bilgisi ile ilgili bir alan değildir. Sahaya ait terminolojiyi ve ana dil Türkçeyi iyi bilmek gerekir. Bundan dolayı İslam düşüncesinin inşasında müellifler kadar, seçilen eserler ve mütercimler de belirleyici olmuştur. Kemal Kuşçu merhum işte bu sebeplerden dolayı ayrı bir öneme sahiptir.

Çünkü merhum Kemal Kuşçu bizim gönül ve zihin dünyamıza Muhammed Hamîdullah'tan yaptığı çevirilerle yer etti. Bütün çevirilerini takip edemedim o zamanlar. Ancak Hamidullah'tan "İslâma Giriş" ve "İslâmda Devlet İdaresi" kitaplarını Kemal Kuşçu imzası ile okudum (diğer çevirileri: İmam-ı Azam ve Eseri ; İslâm Fıkhı ve Roma Hukuku ; Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahifa-i Hemmam İbn Münebbih (Hemmâm b. Münebbih eş-Şahîfetü'ş-Şahîha tercümesi; İslâm Hukuku Etüdleri). Kendisinden bu kadar çok istifade ettiğimiz Müslüman portre kimdir diye araştırdığımızda doğrusunu isterseniz çok neşriyat ve bilgiye rastlamadım. Kemal Kuşçu merhum kendini gizlemiş olabilir, mahviyet göstermiş olabilir. Ancak vefatından elli yılı aşkın bir süre geçtikten sonra hem okuyucusu olarak bizlerin hem aile efradının bir şeyler yapması gerekmez mi?

İstiklâl Madalyası sahibi

Kemal Kuşçu merhumun hayat hikayesini ana hatlarıyla İsmail Kara'nın TDV İslam Ansiklopedisi maddesinden ulaşabilirsiniz. Kemal Kuşçu merhumun şahsiyetini meydana getiren değerleri, hem İstanbullu oluşunda hem de baba ve annenin hüviyetinde görebiliyoruz. Çünkü baba, Mevlevî tarikatı müntesibi askeri tabip. Anne de İmrahor Sünbülî Tekkesi şeyhi Vahyî Efendi'nin kız kardeşinin kızı Hasene Necmiye Hanım. Kuşçu, mühendislik tahsilini Paris'te İstihkam Okulu'nda tamamlamış. 1952'de ordudan kendi isteğiyle emekliye ayrılmış. İstiklâl Madalyası sahibi biri aynı zamanda. Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmiş. Gönderildiği Paris'te Fransızca'sını geliştirmiş, ayrıca İngilizce de biliyor. Muhammed Hamîdullah'ın Urdu dilindeki eserlerini Türkçeye çevirmek için Urduca öğrenen bir ilim adamından söz ediyoruz. İlim Yayma Cemiyeti'nde görev almış, cemiyet bünyesinde üniversite ve İmam-Hatip Okulu talebelerine özellikle İngilizce dersleri vermiş. Emekli olmadan önce Nakşî şeyhi Abdülaziz Bekkine'nin çevresine dahil olmuş. Tercümeleri esnasında Muhammed Hamidullah ile şahsî dostluk kurmuş. Dedik ki Kemal Kuşçu'nun hizmetinin önemi, dindar zümre içinde yabancı dil bilenlerin ve yabancı basını takip edenlerin çok sınırlı olduğu bir döneme denk gelmesidir. Çünkü dini neşriyat yapmanın riskleri oldukça fazladır. Nitekim Meryem Cemile'den yaptığı tercümedeki bazı ifadeler laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle Kuşcu hakkında dava açılmıştır. Dava süreci tamamlanmadan Ramazan ayının ilk günü akşamı (22 Kasım 1968) İstanbul'da Yeşilköy semtindeki evinde geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etmiştir.(D.1902)

Güzel ölüm vesselam

Kemal Kuşçu'yu yakından tanıyan yayıncı Hasan Başpehlivan merhum bu vefatı şöyle anlatıyor:

"Kemal Kuşçu, tercüme ettiği kitapların dağıtımını bize vermişti. Ticarî bir konudan dolayı ağabeyimle bir dil münakaşası yaşanmıştı. Bir gün geldi; çok heyecanlı idi. Selâm verdi "Ağabeyin nerede?" dedi. "Evde" dedim. "Çabuk ağabeyini çağır!" dedi. "Hayırdır hocam!" dedim. "Çabuk çağır!" dedi. Ağabeyime gittim, "Ağabey! Hocam geldi çağırıyor, çabuk" dedim, geldi. "Osman! Aramızda ufak tefek bazı şeyler oldu, ben hakkımı helâl ediyorum; sen de helâl et" dedi. Ve ekledi: "Yarın yolcuyum ben!" dedi. Bizden çıktıktan sonra Sönmez Neşriyat'a gitmiş; Yağmur'a gitmiş; Cağaloğlu Yayınevine gitmiş, İhsan Babalı ile helâlleşmiş. Herkesi dolaşmış, en son avukatı Kemalettin Nomer'e uğramış Cağaloğlu'nda. Ona demiş ki: "Bak, ben şunları şunları dolaştım, şu kadar yere ulaşamadım, sen benim avukatımsın, bunları sana havale ediyorum; ben yarın yolcuyum; benden sonra bu şahıslarla helâlleşeceksin!" demiş. Sabaha karşı kızı telefon etti: "Babam rahmetli oldu." dedi. (Hasan Başpehlivan-Kâğıt Kokulu Yıllar, s.86) Bu şahitlik de bize gösteriyor ki Kemal Kuşçu salih, Rabbimizin ilhamına nail olmuş bir Müslümandır. Tabii ki "Su destisi su yolunda kırılmalıdır." Kuşçu da canını bu yolda vermiştir. Cenaze namazı Aksaray Vâlide Camii'nde kılındıktan sonra Kozlu Mezarlığı'na defnedilir.

Bu yazıdan çıkacak sonuçları şöyle sıralayabilirim: İsmail Kara'dan öğrendiğimize göre Kemal Kuşçu merhumun kitap tercümelerinden başka İslâm, Türk Düşüncesi, Sebilürreşad, İslâmın İlk Emri Oku, Tohum, Fetih, Hilâl, Sönmez, Yeni İstiklâl ve Havadis gibi dergi ve gazetelerde Ali Murad, Hüdayi Sertdemir, Nidai Özdemir takma adlarla yayımlanmış makale ve tercümeleri de var. Biri Fransızca olmak üzere üç defter halindeki Fransızca günlükleri, Muhammed Hamîdullah başta olmak üzere yayıncılar, gazete ve dergi yöneticileriyle mektuplaşmaları ve fotoğraflarıyla bazı özel evrakı çocuklarındadır. Kemal Kuşçu'ya ait yazıların toplanması, günlüklerinin tercüme edilmesi, yayın hayatındaki yazışmaların gün yüzüne çıkarılması gerekmez mi? İnsan hafızası nisyan ile malûlken, evrakın yırtılabilir, yanabilir, kaybolabilirliği aşikar iken daha ne kadar beklemeliyiz? Artık beklemeyelim diyor, merhum Kemal Kuşçu'yu rahmetle anıyorum. Rabbin ondan razı olsun.

Kaynak: Açık Görüş

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?