banner39

Yakın tarihimizdeki komplo: Musul

Sir Henry Wilson, yazıyı okudu, sonra raporun kapağına baktı. Hemen ayağa kalkarak masasının yan tarafındaki Ortadoğu haritasını bütün masaya yayarak açtı.

Alıntı 18.02.2015, 19:14 18.02.2015, 19:14
Yakın tarihimizdeki komplo: Musul

Musul Meselesinin Tarihi Kökleri ve Misak-ı Milli'ye Dönüşün Dinamikleri

Tam 96 yıl önce, 29 Temmuz 1918 tarihinde Londra'da İngiliz Genelkurmayı'nın parlak kurmaylarından denizci Oramiral Edmond Slade çok heyecanlıydı. Uzun zamandır üzerinde çalıştığı raporu bitirmişti ve rapor, 29 Temmuz tarihli kayıtla resmî evrak sıfatını kazanmıştı. Raporda çok önemli tezlerin ve önerilerin yanısıra, Musul Vilayeti'ndeki petrol yataklarının ayrıntılarını içeren bir de ek vardı. Bu ek çok önemliydi Slade'e göre, çünkü Musul Vilayeti'ndeki zengin petrol yataklarına Almanlar daha önce ulaşmıştı.

Zaten Slade bu bilgileri, Alman ve Persian Oil Company'nin uzmanlarının çeşitli tarihli raporlarına ulaşarak derlemişti. Sonuç kısaca şöyleydi: "Musul Vilayeti'nin 65 mil kuzeybatısında Zaho yakınlarında, Musul'un 50 mil güneyinde Gayyare'de ve Gayyare'nin 50 mil güneyindeki El-Fatha arasında kalan Dicle'nin her iki yakasında zengin petrol sızıntıları olduğu ve bu bilgilerin bölgede daha önce inceleme yapan Alman ve Anglo Persian Oil Company'nin uzmanlarınca saptandığı ... "* Büyük Britanya İmparatorluğu Genelkurmay Başkanı Sir Henry Wilson, bu satırları okudu sonra raporun kapağına baktı. Tekrar tekrar okudu ve hemen ayağa kalkarak masasının yan tarafındaki Ortadoğu haritasını bütün masaya yayarak açtı. Sonra dişlerini sıkarak söylendi; "Çok geç kaldık, çok geç, bizim Batı 'da ne işimiz var, Batı zaten bizim, hemen Musul'u işgal etmeliyiz ... " İşte Türkiye için Musul sorunu tam o gün, bu sözlerle başladı.

İngiliz işgali, bu coğrafyadaki petrol yataklarının ve diğer doğal kaynakların kesin denetimi için gerekliydi ve öyle de oldu. Bu kaynakları İngilizler ve daha sonra da Batı, iki şekilde 'kesin' denetimi altında tutuyordu. Birincisi, bu kaynakları denetleyecekleri ve yararlanacakları kadar çıkarıyor ve ticarîleştiriyorlardı. İkincisi ise kaynaklar kesinlikle, bölgede Batı'nın denetleyemeyeceği bir yerel zenginlik oluşturacak kadar çıkarılmıyordu zira bölgenin zenginleşmesi demek, başta İngiltere olmak üzere Batı'nın denetleyemeyeceği yeni, yerel bir burjuva sınıfı demekti. Bu da çok tehlikeliydi. İşte bunun için Irak kaynakları, tam şu zamana dek Batı'nın istediği oranda yeryüzüne çıkmıştır. Bu konuda M. Kemal Atatürk'ün şu sözleri vardır ve bu sözlerle, gerçekleşenler arasındaki farkı düşünürsek, hem tarihî hem de güncel olarak önemlidir: ''Musul meselesini bugünden halledeceğiz. Ordumuzu yürüteceğiz, bugün alacağız dersek bu mümkündür. Musul'u gayet kolaylıkla alabiliriz. Fakat Musul'u aldığımızda arkasından muharebenin hemen sona ereceğinden emin olamayız. Şüphesiz orada bir harp cephesi açmış olacağız."**

Atatürk'ün Musul sorununun farkında olduğu çok açıktır. Tam burada, Türkiye'nin o anki durumunu aşan yeni bir durum olduğunun da farkındadır ve Musul'u almak doğrultusunda askerî bir hamle yapmanın; savaşın yeniden, çok daha geniş ve kapsamlı bir cephede başlaması anlamına gelmekte olduğunu da biliyordu. İşte bu, göze alınamamış ve zaten İngilizler de Türkiye'ye 'eğer göze almazsınız, Lozan'da masaya otururuz' mesajını yollamışlardır. Ama Lozan'da nasıl masaya oturduk, işte şimdi tam da kendimize sormalıyız.

* Nevin Yazıcı; Musul Sorunu, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2010, s. 29
** TMBM G.Z.C. Cilt 3; İş Bankası Yayınları, Ankara, 1985, s. 1317

Yatağını Bulan Nehir, Dr. Cemil Ertem, Selis Yayınları, İstanbul 2014

banner53
Yorumlar (0)
31
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?