banner39

Yörüngede Savaş

Apogee II'nin güzelliği de buradadır. Kolayca fark edeceğiniz gibi kanatları yoktur. İnmek için de piste ihtiyaç duymaz.

Alıntı 25.04.2013, 11:54 25.04.2013, 11:54
Yörüngede Savaş

Sullivan içini çekerek hangara girdi. Çölün göz kamaştırıcı parlaklığından sonra, içerisinin göreceli karanlığı gözlerini rahatlatmıştı. Yörünge kapsülü Apogee Hnin sıcaklık geçirmez siyah kaplamalarının yanında duran üç adamıseçmesi bir kaç saniyesini aldı. Takım elbiseli bu iki ziyaretçi, bütün bu uçak aletleri ve ekipmanı arasında çok aykırı görünüyorlardı.

"Günaydın, beyler" diye seslendi. "Üzgünüm, geciktim ama bir konferansla ilgili telefon
görüşmesine takıldım kaldım. Bazen işler ne kadar uzar bilirsiniz..." Casper'ın, fazla zorlama lanet olası, diyen bakışını görüp yutkundu. "Ben Sullivan Obie" dedi. "Bay Mulholland'ın ortağı."
 
"Bay Obie bu RLV'yi (yeniden kullanılabilir fırlatma vasıtası) en ince ayrıntısına kadar tanır" dedi Casper. "Yaşlı ustanın kendisiyle, California'daki Bob Truax'la çalışırdı. Aslında sistemi benden daha iyi açıklayabilir. Buralarda ona Obie-Wan deriz."
 
İki ziyaretçi gözlerini kırpmakla yetindiler. Star Wars'ın evrensel dilinin gülümseme
uyandıramaması iyiye işaret değildi. Sullivan, umutları sönmeye başladığı halde yüzünde koca bir sırıtmayla önce Lucas'ın, sonra da Rashad'ın elini sıktı. Aynı zamanda, Casper'la beraber paralarına böylesine ihtiyaç duydukları bu iki iyi giyimli beye karşı içinde bir öfkenin kabardığını issediyordu. Bebekleri, son on üç yıl boyunca büyüttükleri düşleri Apogee Mühendislik, batmak üzereydi ve onu ancak yeni yatırımcılardan akacak para kurtarabilirdi. O ve Casper hayatlarının satış anlaşmasını yapmak zorundaydılar. Eğer yapamazlarsa, aletlerini toplayıp yörünge kapsülünü karnaval arabası olarak satsalar daha iyi ederlerdi.

Sullivan gösterişli bir şekilde kolunu, roket uçağından çok pencereleri olan şişko bir
yangın musluğuna benzeyen Apogee II'ye doğru salladı. "Biliyorum, pek öyle görünmese de burada yaptığımız, varolan en ekonomik ve pratik yeniden kullanılabilir fırlatma aracıdır. Asistli bir SSTO fırlatma sistemi kullanıyor. Dikey kalkışın ardından, oniki kilometreye ulaştığında, roketler, aracı düşük dinamik basınçlarda dört Mach'lık hıza çıkarıyor. Bu yörünge kapsülü bütünüyle yeniden kullanılabilir ve sadece sekizbuçuk ton ağırlığındadır. Ticarî uzay yolculuğunun geleceğini oluşturduğuna inandığımız prensiplerin gerektirdiği her şeye sahip. Daha küçük. Daha hızlı. Daha ucuz."

"Ne tür kaldırıcı motor kullanıyorsunuz?" diye sordu Rashad.

"Rusya'dan ithal edilen Rybinsk RD-38 tipi hava beslemeli motorlar."

"Neden Rusya?"

"Çünkü Bay Rashad -aramızda kalsın- Ruslar roketler konusunda dünyadaki herkesten
daha çok şey biliyorlar. Daha yüksek basınçlarda çalışabilen gelişmiş materyaller kullanarak düzinelerce sıvı yakıtlı roket motoru üretmişlerdir. Bunu söylemek beni üzüyor ama ülkemiz Apollo'dan bu yana sadece bir tane yeni, sıvı yakıtlı roket motoru geliştirmiştir. Sözkonusu olan artık uluslararası bir sanayi. Ürünümüz için -nereden gelirlerse gelsinler- en iyi bileşenleri seçmek gerektiğine inanıyoruz."

"Peki bu şey... nasıl yere iniyor?" diye sordu Bay Lucas yangın musluğu bozması yörünge kapsülüne kuşkuyla bakarak.

"Şey, Apogee II'nin güzelliği de buradadır. Sizin de fark edeceğiniz gibi, kanatları yoktur. İnmek için piste ihtiyaç duymaz. Onun yerine, inişini yavaşlatmak için paraşütler ve çarpmanın etkisini azaltmak için de hava yastıkları kullanarak doğruca aşağı düşer. Her yere iniş yapabilir, okyanusa bile. Bir kez daha Ruslara şapka çıkarmamız gerek, çünkü onların eski Soyuz kapsüllerinden bazı özellikler ödünç aldık. Bu kapsüller yıllar boyunca onların güvenilir araçları olmuştur."

"Şu eski Rus teknolojisi hoşunuza gidiyor, değil mi?" dedi Lucas.

Sullivan dikleşti. "Benim hoşuma çalışan teknoloji gider. Ruslar hakkında istediğinizi
söyleyin, onlar ne yaptıklarını biliyorlardı."

"Öyleyse elinizdeki" dedi Lucas "melez gibi bir şey. Uzay mekiğiyle karışık bir Soyuz."
 
"Çok küçük bir uzay gemisi. Geliştirmek için onüç yıl uğraştık ve buraya gelmek yalnızca altmışbeş milyon dolara mal oldu, bir uzay mekiğinin maliyetiyle karşılaştırdığınızda inanılmaz derecede ucuz. Eğer yılda biniki yüz kalkış yaparsak, bir çok uzay gemisiyle, her yıl yatırımınızın yüzde otuzunu geri alacağınıza inanıyoruz. Uçuş başına düşen maliyet seksen bin dolar olacaktır; kilogram başına fiyat sudan ucuz bir şekilde ikiyüzyetmiş dolara gelecektir. Daha küçük, daha hızlı, daha ucuz. İşte bizim mantramız."

"Ne kadar küçük bir şeyden söz ediyoruz Bay Obie? Yük kapasiteniz nedir?"

Sullivan duraksadı. Onları ellerinden kaçırabilecekleri nokta işte buydu.

“Üçyüz kiloluk yük ve bir pilotu düşük irtifalı dünya yörüngesine fırlatabiliyoruz."

Uzun bir sessizlik oldu. Bay Rashad "Hepsi bu kadar mı?" dedi.

"Bu neredeyse yediyüz pound eder. Bunun içine bir sürü bilimsel deneyler-"

"Üçyüz kilonun ne kadar olduğunu biliyorum, fazla değil."

"Öyleyse daha sık fırlatma yaparak telafi ederiz. Bunu uzaya giden bir uçak gibi düşünebilirsiniz."

"Aslında, şimdiden NASA'nın ilgisini çekmiş durumdayız!" Casper umutsuzca
araya girdi. "Uzay istasyonlarına çabuk uçuşlar yapmak için tam onların satın almak isteyecekleri türden bir sistem."

Lucas'ın kaşları havaya kalktı. "NASA ilgilendi mi?"

"Evet, hiç kimsede olmayan bir şey var elimizde." Ah, Casper, diye düşündü Sullivan. O konuya girme. "Beylere gazeteyi göster, Sully."

"Ne?"

"Los Angeles Times. İkinci sayfa."

Sullivan Bridget'ın eline tutuşturduğu L.A. Times'a baktı, ikinci sayfayı açtıve yazıyı
gördü. "NASA Astronot Değişimi için Mekik fırlattı." Yanında JSC'nin çok önemli bir basın
toplantısı sırasında çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Koca kulakları ve kötü saç kesimiyle tanıdık gelen adamı tanıdı. Gordon Obie'ydi.

Casper gazeteyi kaptı ve ziyaretçilerine gösterdi. "Şurada, Leroy Cornell'ın yanında
duran adamı görüyor musunuz? Uçuş Mürettebat İşlemleri direktörüdür. Bay Obie'nin ağabeyi."

İki ziyaretçi dönüp Sullivan'a baktılar, etkilendikleri belliydi. "Evet?" dedi Casper. "Siz beyler iş konuşmak ister misiniz?"

"Size peşinen söylesek iyi olur" dedi Lucas, "Bay Rashad'la ben diğer uzay ve havacılık şirketlerinde neler geliştirildiğine baktık bile. Kelly Austroliner'ı, Roton'u, Kistler K-1'i inceledik. Hepsinden. özellikle de K-1'den etkilendik. Ama küçük şirketinize de tanıtım yapmak için bir şans vermemiz gerektiğini düşündük."

Küçük şirketiniz.

Kahrol, diye düşündü Sullivan. Para için yalvarmaktan, burnu büyüklerin önünde
dizlerinin üstüne çökmekten nefret ederdi. Bu umutsuz bir çabaydı. Başı ağrıyor, midesinden gurultular geliyordu ve bu iki takım elbiseli adam vaktini boşa harcatmıştı.
"Bize neden sizin atınıza oynamamız gerektiğini söyleyin," dedi Lucas. "Apogee'yi en İyi
tercih yapan nedir?"

"Doğrusunu isterseniz beyler, sizin için en iyi seçim olduğumuzu sanmıyorum" diye
cevap verdi Sullivan açık sözlülükle. Ve arkasını dönüp yürüdü.

"Şey izninizle" dedi Casper ve ortağının peşinden gitti. "Sully" diye fısıldadı. "Tanrı
aşkına ne yapıyorsun sen?"

"Bu adamlar bizimle ilgilenmiyor. Onları duydun. K-1'e bayılmışlar. Büyük roket istiyorlar. Bunlar, işleve değil, büyüklüğe önem verenlerden."

"Her şeyi berbat etme! Geri dön ve onlarla konuş."

"Niçin? Bize çek falan yazmayacaklar."

"Onları elimizden kaçırırsak, her şeyi kaybederiz."

"Zaten kaybettik."

"Hayır, bunu onlara satabilirsin. Tek yapman gereken gerçeği söylemek. Gerçekten inandığımız şeyi söylemek. Çünkü sen ve ben en iyisine sahip olduğumuzu biliyoruz."

Sullivan gözlerini ovuşturdu. Aspirin'in tesiri geçiyordu ve kalbi yerinden fırlayacakmış
gibi atıyordu. Yalvarmaktan bıkmıştı. O bir mühendisti ve pilottu ve hayatının geri kalanını elleri motor yağına bulanmış olarak geçirmek onu mutlu ederdi. Ama bu olmayacaktı. Yeni yatırımcılar bulmadan olmayacaktı. Para bulmadan olmayacaktı.
Dönüp ziyaretçilere doğru yürüdü. İki adamın ona ihtiyatla karışık bir saygıyla baktıklarını görerek şaşırdı. Belki de gerçeği söylediği içindi.

"Tamam" dedi Sullivan kaybedecek hiç bir şeyi kalmayışından cesaret alarak. Savaşı
bir erkek gibi kaybetse daha iyi olacaktı. "İşte anlaşmamız. Söylediğimiz her şeyi basit bir demonstrasyonla destekleyebiliriz. Diğer şirketler ânında fırlatma yapmaya hazırlar mı acaba? Hayır, değiller. Hazırlanmak için zamana ihtiyaçları var" diye dudak büktü. "Aylarca zamana. Ama biz fırlatmayı istediğiniz ân gerçekleştirebiliriz. Tek yapmamız gereken bu bebeği yardımcı roketine bağlamak ve düşük irtifalı dünya yörüngesine yollamak. Evet, onu uzay istasyonunun önünde gösteri yapmaya gönderebiliriz. Öyleyse bize bir tarih verin. Kalkışın ne zaman olmasını istediğinizi söyleyin, biz de yapalım."

Yörünge, Tess Gerritsen, Tercüme: Elif İkizler Akyüz, Bilge Kültür Sanat, İstanbul 2001

Yorumlar (0)
22
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?