ABD seçimleri: 'Normalleşme' mi, 'liberal söylemsel dayatma' mı?-I

Bir "milat" olan "büyük anlatı" artık gerekmedikçe askeri güç olarak doğrudan müdahalelerde bulunma yanlısı olmayan Amerika'nın kendi anlatısı olmaktan çıkıp/çıkarılıp başka dünyaların ve özellikle de yeni demokrasilerin veya demokratikleşme sürecinde olan başka toplumların da anlatışı olarak karşımıza çıkabilir

ABD  seçimleri: 'Normalleşme' mi, 'liberal söylemsel dayatma' mı?-I

Leven Baştürk / Dünya Bülteni / DÜBAM

2012 Amerikan seçimleri için gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yazılan yorumlar Obama'nın şahsına karşı duyulan ve son dört yıldır izlediği yanlış politikalara rağmen bir türlü değişmeyen iyimserlikten yola çıkan ve bazı verilerin göz ardı edilmesiyle varılan sonuçlardan oluştu. Ortaya çıkan sonuçlara da kalıcı trend muamelesi yapıldı ve ortaya seçim öncesinde sözü bile edilmeyen 'pembe güller ülkesi Amerika' tablosu çıktı. Artık 'sol-liberal, ilerici ve demokrat' bir Amerika vardı ve aşırı sağdan korkulan günler geride kalmıştı! Kısaca bazı mikro sosyal faktörlerin konjonktürel olarak seçime yansımasını makro siyasi analiz olarak okuyup bir "büyük anlatı" ortaya konmaktaydı. Bu sadece "Yeni Amerika"nın değil bütün dünyanın "büyük anlatısı"na da dönüşebilirdi. Öyle ya, Avrupa'da çokkültürlülüğün bittiğinin iddia edildiği bir anda Amerika yine o hiç değişmeyen "istisnailik" niteliğiyle şafakta bir güneş gibi belirmişti. Nitekim "bundan şimdilik büyük anlatı çıkarmaya çalışmak yanlış olabilir" gibi çekimser ve utangaç ifadelerin yanı sıra, bunun dünya için bir "milat" olduğu sözleri de sarf edilmekteydi. Başta İngiliz Guardian Gazetesi olmak üzere, bazı yayınlar –ana unsurları üreme ve doğum kontrolü hakları, marihuana kullanma hakkı ve eşcinsel hakları olan- ortaya çıkan bu tabloya "yeni normallik" kavramını uygun bulmuştu.

Ancak mikro sosyal faktörlerin seçime konjonktürel yansımasından "büyük anlatı" ortaya çıkarma çabaları, ortadaki pembe tabloyu kirletecek önemli makro ve sistemik unsurları göz ardı ediyorlardı. Bu faktörlere baktığımızda, karşı karşıya olduğumuz durumun, bu seçimin sonuçlarından çıkartılan abartılı derslerin nefesi daralan imparatorluğa suni teneffüs takviyesi olduğuydu. Birkaç bölümden oluşmasını düşündüğümüz bu yazının bu ilk bölümünde "yeni normallik" denilen tabloyu ve bu tablonun "sol-liberal, ilerici ve demokrat bir milat" olarak nelerin göz ardı edilerek çizildiğini izah edeceğim.

"YENİ NORMALLİK": SEÇİM SONUÇLARINDAN ÇIKARILAN TABLO

1- Aşırı sağcı muhafazakârların, Hıristiyan sağ veya Evanjelist Hıristiyan Siyonistlerin, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun partisi sağcı Likud Partisi'nin çizgisini savunan sağcı Amerikan Yahudilerinin de desteğini almış, dış politikada militarist bir söylemi, iç politikada ise zengin yanlısı, göçmenler düşmanı ve refah devletini ortadan kaldırmaya azmetmiş bir siyasi aday olan Mitt Romney karşısında hala 'ezilenlerden biri' görüntüsünü en azından alt orta sınıf ve fakirler ve de azınlık grupları açısından sürdürebilen Obama'nın tekrar seçilmiş olması: Obama alt-orta sınıfların ve yoksul kesimlerin yüzde 60'inin oyunu aldı; orta sınıf ve zenginler arasında Romney daha fazla oy oranlarına sahip. Azınlıkların genelinde ise Obama oyların yüzde 80'ini alabildi.

2- Seçimlerin sonucunu Beyaz Amerika'nın değil, dini, cinsiyet ve ırk/renk faktörlerine dayanan azınlık gruplarının belirlemesi: Obama beyaz seçmenin oylarının yüzde 39'unu alabildi (Romney, yüzde 59). Obama siyah seçmenlerden yüzde 93, Latin kökenlilerden yüzde 71, Asya kökenlilerden yüzde 73 ve Müslümanlardan yüzde 85 oranlarında oy aldı.

3- Senatoda ilk defa 20 tane kadın adayın sandalye kazanmasına yol açan bir seçim tablosu.

4- Kongredeki beyaz olmayan kadın temsilcilerin sayısının 28'e ulaşması...

5- Açıkça lezbiyen olan Tammy Baldwin'in Wisconsin'den senatör, açıkça biseksüel ve ateist olan Kyrsten Sinema'nın Arizona'dan ve açık eşcinsel Japon asıllı Mark Takono'nun da California'dan ilk açık eşcinsel azınlık üye olarak Temsilciler Meclisine seçilmeleri.

6- Washington, Maine ve Maryland'da eşcinsel evliliğinin tanınması ve Minnesota'da da aileyi kadın ve erkek arasında kurulan birlik olarak tanımlayan bir kanuni düzenlemenin reddedilmesi.

7- Marihuannanin Colorado ve Washington eyaletlerinde sınırlı amaçlarla kullanımının serbestleşmiş olması.

8- Tecavüz ve kürtaj hususlarında yaptıkları yorumlarla bazı kadın, özellikle de evli olmayan kadın seçmenlerin tepkisini alan muhafazakâr Cumhuriyetçi adayların seçimleri kaybetmeleri (Missouri'den Todd Akın, İndiana'dan Richard Mourdock, İllinois'ten Çay Partisi aktivisti ve aynı zamanda önde gelen İslamofobik Kongre üyelerinden Joe Walsh gibi. Mourdock ve Walsh seçimleri Demokrat kadın adaylara karşı kaybettiler. Amerikan seçmenlerinin yüzde 53,5'unu kadınlar oluşturuyor).

9- İslamofobik retorik ve aktivizmleri ile tanınan Cumhuriyetçi adaylardan bazılarının seçimi kaybetmeleri (Florida'dan Allen West ve Adam Hasner, İllinois'dan Joe Walsh, Arkansas'tan Charlie Fuqua, ve Minnesota'dan Chip Cravaack seçimleri kaybettiler. Daha önceki seçimi açık ara kazanan Minesota'dan Michele Bachmann bu sefer ancak çok küçük bir farkla seçimi kazanabildi. Müslümanlara karşı Konge soruşturmalarının mimari New York temsilcisi Peter King de koltuğunu koruyanlar arasında).

Yukarıda ortaya çıkan tablonun tamamıyla olumsuz olduğunu iddia etmek tabii ki imkansız. Ancak bu tablo bazı gerçekler göz önüne alınarak yeniden okunduğunda, bize sunulan ve bir "liberal söylemsel dayatma"ya da dönüşeceği intibaını veren "büyük anlatı" çok farklı bir görünüm de arz edebilmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bazı mikro sosyal faktörlerin seçim konjonktüründe siyasi yansıma bulmasını, pek çok önemli faktörü göz ardı ederek manipüle etmek sonucunda varılan aldatıcı bir nitelik taşımaktadır.

Peki görmemezlikten gelinen faktörler nelerdir?

1- Aradan dört yıl geçmesine ve yeni fertlerin seçmenlik hakkı kazanmasına rağmen 2012 yılında oy veren seçmen miktarı 14 milyon civarında azalmıştır. Obama'ya oy verenlerin sayısında yaklaşık 10,5 milyon, Cumhuriyetçi adaya oy verenlerin sayısında ise yaklaşık 3,5 milyonluk bir azalma vardır.

2- 2000 yılından itibaren her seçimde seçime katılma oranlarında artış olmasına rağmen bu seçime katılımda önemli bir düşme görülmüştür. 2008 yılında yüzde 58 olan seçime katılma oranı bu seçimde yüzde 50'ye ancak ulaşmaktadır.

3- Obama muhtemelen karşısına çıkan Cumhuriyetçi aday adaylarının tümüne bakınca, daha baştan şanslı olduğu bir yarışa girdi. Cumhuriyetçi aday adaylarının bir ikisi dışında tümü Obama ile mukayese edilince vasatın da altında ve hatta psikolojik sağlıkları da sorunlu görünen cahil, kapasitesiz ve fanatik şahıslardan oluşuyordu. İstisnai bir iki ismin de parti tabanında desteği yoktu ve seçilerek Obama'nın karşısına aday olarak çıkmaları imkânsızdı.

4- Obama Başkanlık seçimi için karşısında zenginliği dışında Obama'ya karşı hiç bir fazlası olmayan; ama çok fazla eksiği olan bir adaya karşı yarıştı ve buna rağmen de son ana kadar iki aday arasında başa baş giden bir seçim mücadelesi görüntüsünü kaldıramadı. Neticede, Obama 2008 yılındaki rakibi McCain'e göre daha zayıf bir aday olan Romney'den ancak 2 milyon civarında fazla oy alabilecek ve seçimi yüzde 2,5'luk bir farkla kazanacaktı ve bir önceki seçimden de 10,5 milyon az oy aldı!

5- Seçim galibiyeti demokrasinin zaferi olarak sunulan Obama'nın ancak bir "güvenlik devleti demokrasisi"nde normal karşılanacak icraatlarının bu "liberal/ilerici/demokrat Amerika"da yerinin ne olduğuna hiç değinilmemektedir (Sayısı her geçen gün artan insansız hava araçları (İHA) saldırıları ve sonucunda ortaya çıkan sivil halkın ölümü vakaları, İHA'ların operasyon alanları olan ülkelerin sayısının devamlı artması, Başkan'ı hem yargıç, hem jüri hem de infazcı durumuna sokan Amerikan vatandaşlarının da aralarında olduğu öldürülecek adamlar listesi, Milli Savunma Yetkilendirme Kanunu (NDAA) ile Amerika vatandaşları da dahil olmak üzere terör zanlısı olarak görülen kişilerin ele geçirilerek ordu tarafından yargı önüne çıkarılmaksızın kesintisiz olarak alıkonulmasının kabul edilmesi, özel askeri timlerin operasyon alanlarının 120 ülkeye çıkarılması, vs gibi).

6- Maliyeti 2 milyar doları geçen seçim kampanyalarına verilen bağışlar sonucunda karar vericiler ile yüklü bağışları yapanlar arasında ne tip bir karşılıklı bağımlılık ilişkisinin doğduğunun tartışılmadığı ve de bilinmediği bir demokrasi uygulamasını ne seçimler sırasından ne de sonrasında bir kaç istisna dışında gündeme bile gelmemiştir.

7- Gerek iktidarı gerekse muhalefetiyle var olan siyasal yapının ülkede var olan ekonomik krizden çıkmaya çalışırken bulduğu veya önerdiği çözümlerin seçimleri kendilerine kazandıran kesimlerin ihtiyacını karşılayan (sağlık, eğitim, sosyal güvenlik vs. gibi) programlardan mali fonları keserken ekonomik politikaların daha çok finans ve ekonomik güç merkezlerini tatmin edecek şekilde belirlenmesi de tartışmaların dışında tutulmaktadır.

8- Trilyonlarca dolarlık bir maliyeti olan ve 300 milyona yakın insanı takip altında bulunduran en son teknoloji ile donatılmış Güvenlik Devleti yapılanması konusu da seçimlerde hiç bir şekilde gündem konusu olmamaktadır.

9- FBI ve diğer güvenlik ve istihbarat birimlerinin işbirliğinde Müslümanlara yönelik 11 Eylülden beri aralıksız devam eden gözetleme ve yemleme operasyonlarının tam gaz devam ettiğine dair hiç bir itiraz yükselmemiştir. (Üstelik daha seçimden 3 hafta önce FBI ile New York Polis Teşkilatı ortaklaşa bir yemleme operasyonunu devreye sokmuş ve ABD'ye daha bir kaç ay önce gelmiş, 21 yaşındaki ve hiç kimseyle hiç bir teması olmayan –ama söylenilene göre, temas kurmak için sağı, solu kurcalarken gizli FBI elemanıyla temasa geçen ve sonrasında FBI tarafından yönlendirilen- Bangladeşli bir genç Merkez Bankasına saldırı düzenleyeceği iddiasıyla tutuklanmıştı).

10- Bu analizler yapılırken Temsilciler Meclisi'nde Cumhuriyetçilerin ağırlığını büyük ölçüde koruduğu da (234/195) nedense ihmal edilmektedir. Senato'da Demokratların bir kaç kişilik üstünlüğüne rağmen, Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisinde önemli bir ağırlığa sahiptirler.

11- 2012 Amerikan seçimleri Reagan ile başlayan ve George W. Bush döneminde daha da belirginleşen Amerikan siyasetinin merkezden sağa kaydığı ve kaymaya devam ettiği bir süreçte yapılmıştır. Cumhuriyetçi Parti'nin büyük ölçüde aşırı sağla özdeşleşmeye yüz tuttuğu bir siyasi yapıda, Demokrat Parti'yi izlediği makro siyasete bakarsak, merkez sağ parti, Obama'yı da merkez sağ siyasi figüre olarak görmek hiç de yanlış olmayacaktır.

***

Bir "milat" olan "büyük anlatı" artık gerekmedikçe askeri güç olarak doğrudan müdahalelerde bulunma yanlısı olmayan Amerika'nın kendi anlatısı olmaktan çıkıp/çıkarılıp başka dünyaların ve özellikle de yeni demokrasilerin veya demokratikleşme sürecinde olan başka toplumların da anlatışı olarak karşımıza çıkabilir. Artık anaakımlaş(tırıl)an bazı sosyal davranışların / alışkanlıkların / tercihlerin siyasallaşmasını öne çıkaran ve de asıl sorgulanması gereken siyasi, sosyal ve ekonomik güç ilişkileriyle doğrudan alakalı unsurları ise perde arkasına iten bir sol-liberal, ilerici ve demokratik söylem katı gücün yumuşak güç unsuru olarak önümüzdeki günlerde Anayasa tartışmaları yaşayan bölgemizde karşımıza çıkarsa şaşmamak gerekir. İlk durağın da ülkemiz olması hayli muhtemeldir. Tabii ki bu bir fiziki güç veya zorlama neticesi olmayacaktır. Bunun için bölgemizde ciddi bir tabanı olan toplumsal talep de yoktur. Günümüzde artık semboller üzerinden de dayatmalar olmakta ve yaşanmaktadır.

 

 

Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2014, 13:17
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER