Gölge CIA Stratfor'un gelecek 10 yıllık raporunda Türkiye

Gürcistan’ın NATO’ya kabulü ile başlayan süreçte ABD Rusya’yı çevreleme politikasını uygulamak, Rusya’yı bölmek istemektedir. Bunun uygulama üssü Türkiye olarak planlanmaktadır. Açıkça istenen taviz budur.

Gölge CIA Stratfor'un gelecek 10 yıllık raporunda Türkiye

Karadeniz Teknik Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden Prof. Dr. Kemal Üçüncü gölge CIA olarak bilinen Stratfor yayınını eleştirdiği yazısında soğuk savaş sonrası ABD- TÜrkiye ilişkilerine mercek tutuyor.

Üçüncü yazısına, "Türk ABD ilişkileri Soğuk savaş sonrasında yeni jeopolitik gerçeklere bağlı olarak radikal bir biçimde değişmiştir. NATO ve ABD’nin yeni hegemonya stratejileri Türkiye’nin çıkarları ile açıkça çelişmektedir. Bu anlamda Türkiye’yi zaafa uğratmaya dönük son 10 yıldır açık veya örtülü araçlarla TSK’ya karşı yürütülen yıpratma ve etkisizleştirme operasyonlarında bunu çok açık bir biçimde gözlemlemekteyiz. " diyerek başlıyor.

Jeopolitiğin önemi

Karadeniz Havzasının önemine dikkat çeken Üçüncü, Doğu Karadeniz bölgesinde artan yabancı menşeli kültürel, stratejik faaliyetleri ortaya koyup karar alma mekanizmaları konusunda uyarılarda bulunuyor. Üniversitelerin stratejik bilgi üretmemesinden yakınan Profesör, "Jeopolitik ciddi bir bilimdir ve lakaytlık kabul etmez. Mekânınızın ve nüfuz alanınızın envanterini ve jeopolitiğini, mekan felsefesini yapmış olmanız lazım. Diplomalı yarı aydın, partici, yelekli, mugalatacı, çevrelerin, açık çay içip kaysı kurusu yerken, “noktasında, medeniyet tasavvuru” sözlüğü ve şadırvan sohbeti nevinden hafiflikleriyle bu alanda bilgi üretmek mümkün değildir. " diyor.

Halkbank ve Brunson - ABD ile olan kriz

Üçüncü'nün yazısından belli başlı başlıklar şu şekilde:

"Türkiye fiili olarak ABD ile olan krizi ötelemekteydi. Halkbank ve en son Rahip Brunson olayı ile sorun çok somut bir hale geldi. Çok şükür ki bizde politik karar alıcılar çok fazla kaynak ve literatür takip etmedikleri için ABD’nin bu taleplerinden haberdar değiller, ABD bu dolaylı mesajlarının alınmamasından hayli rahatsız. Türkiye şaşkın vaziyette".

Meseleye ABD dış politikası ve diplomasisine yön veren Stratfor gibi ciddi ve önemli stratejik araştırmaları enstitülerinin gözlüğünden bilimsel yöntemle baktığımızda ortaya ilginç bir tablo çıkmaktadır. Stratfor’un “Gelecek 10 yıl 2015-2025” raporundan ülkemiz ve yakın kara ve deniz havzamızla ilişkili öngörüleri dikkatlerinize sunuyorum, Değerlendirmesini başka bir yazıda ayrıca ele alacağım:

Stratfor’un “Gelecek 10 yıl 2015-2025” raporunda Türkiye

Ancak kısaca belirtmem gerekir ki ABD’nin Türkiye’den kendi stratejik hedefleri doğrultusunda yeni talepleri var. Siyasi partiler, kamuoyu, politik karar alıcılar geniş ölçüde bu talep ve değerlendirmelerden haberdar değildirler. Bu talepler Türkiye ile Rusya’yı dönüşsüz olarak karşı karşıya getirecek, düşman kamplara itecek beka kabiliyetimizi temelden sarsacak kabul edilmez taleplerdir.

Mesele ortaya çıkan sonuçlara, görünenlere, söylenenlere, odaklanarak anlaşılacak kadar basit değildir. Nüfuz ajanları, cahiller ordusu, sözüm ona siyasi esnafının acayip ve garaip laflarını ibretle izlemekteyiz. İçinde incir çekirdeğini dolduracak bilgi yok. Ucuz kasaba politikacılılarının cehaletten kaynaklanan saçmalıkları bir yana yeminli Türk düşmanlarının cüretkâr hezeyanlarını şaşkınlıkla izliyoruz.

İlaveten, bu ciddi soruna karşı çözüm üretecek mercilerin zaafı ve bilgi yetersizliği ve bunda ısrarı kabul edilebilir, affedilebilir bir şey değildir.

Brüksel’de düzenlenen son NATO Zirvesinin Sonuç Bildirgesi Doğu Cephesi’ndeki Rusya’ya dair son derece ağır ifadeler kullanmaktadır, Rusya, NATO sınırlarında kışkırtıcı eylemler gerçekleştiren, NATO hava sahasını ihlal eden, nükleer silah kullanımında sorumsuz söylemlere girişen, Avro-Atlantik’in seçimlerine ve egemenliğine müdahale eden ve böylece güvenlik ve istikrarı tehdit eden, uluslararası silahsızlanma anlaşmalarını ihlal eden” (Madde 6), bunun yanında “Ukrayna vatandaşlarına Rus hapishanelerinde işkence yapan, Gürcistan’a ait bölgelerin bölünmesini destekleyen”, “saldırgan askeri tutumuyla İttifak’ın güvenliğini dinamitleyen” bir ülkedir.

Bilindiği gibi Rusya’nın yeni askeri stratejisinde Türkiye’nin en geniş bölgesini tuttuğu Güney kuşak Rusya için birinci öncelikli tehdit alanı olarak değerlendirilmektedir. Alexander Dugin’in değerlendirmelerinde Rusya’ya gelebilecek tehdidin mihver alanı olarak Türkiye’yi işaret ederek Türkiye’nin her ne surette olursa olsun darıltılmamasına özen gösterilmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Gürcistan NATO üyeliğine alındığı takdirde Rusya’dan NATO ülkesi Gürcistan’a yönelebilecek tehditlerde Türkiye NATO üyesi Türkiye Rusya ile karşı karşıya gelebilecektir.

Gürcistan’ın NATO’ya kabulü ile başlayan süreçte ABD Rusya’yı çevreleme politikasını uygulamak, Rusya’yı bölmek istemektedir. Bunun uygulama üssü Türkiye olarak planlanmaktadır. Açıkça istenen taviz budur.

O halde Türkiye, Gürcistan’ın üyeliğine niye bu kadar sevindi anlayan varsa beri gelsin.

İŞTE O RAPOR

Stratfor’un “Gelecek 10 yıl 2015-2025” raporunu sizler için özetledim:

“Rusya’nın Gürcistan’ı işgal ettiği ve finans krizinin vurduğu 2008’den beri dünya kendini yeniden yapılandırıyor. Avrupa Birliği, bir türlü çözemediği ve hızla tırmanan bir krize girdi. Öngörümüz; Avrupa Birliği önceki birliğine asla geri dönemeyecek ve eğer ayakta kalırsa önümüzdeki 10 yılda daha sınırlı ve bölünmüş bir şekilde çalışacak. Serbest ticaret bölgesinin karşısında korumacılığın artmasını bekliyoruz.

Almanya’nın önümüzdeki 10 yıl ciddi ekonomik gerilemelerle karşılaşacağını ve bunun sonucunda Polonya’nın bölgedeki gücünün artacağını bekliyoruz. Önümüzdeki birkaç yıl Rusya’nın Ukrayna üzerindeki mevcut çatışması uluslararası sistemin merkezindeki en önemli öğe olarak kalacak, ama bu 10 yıllık sürede Rusya Federasyonu’nun mevcut durumu koruyabileceğini sanmıyoruz. Enerji ihracatına aşırı bağımlılık ve fiyatlandırma beklentilerine güvensizlik Moskova’nın geniş Rusya Federasyonu kuşağındaki kurumsal ilişkilerini devam ettirmesini imkansız kılıyor. Moskova’nın otoritesinin ciddi bir şekilde zayıflamasının, Rusya’nın resmi ve gayri resmi olarak dağılmaya sürükleyeceğini öngörüyoruz. Bu durum 10 yıl içinde hızlanırsa, Rusya’nın nükleer silahlarının güvenliği önemli bir kaygı konusu olacak.

Avrupa’nın Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yarattığı ‘ulus devleti’ oluşumunda gerilemenin hızlandığı bir döneme girdik. Güç artık birçok ülkede devletin elinde değil, ne yenen ne dediğerlerine yenilen silahlı fraksiyonlara devredilmiş durumda. Bu yoğun iç savaş dönemini başlattı. Amerika hava gücüyle ve sahadaki sınırlı kara gücüyle durumu hafifletmeye hazır fakat dayatmaya ne muktedir ne de istekli. Güney sınırları bu çatışma yüzünden savunmasız hale gelen Türkiye yavaşça savaşın içine sokulacak. Bu 10 yılın sonunda, Türkiye başlıca bölge gücü olarak ortaya çıkacak ve böylelikle Türk-İran çekişmesi artacak. Çin yüksek-büyüme ve düşük ücret döngüsünü tamamladı ve yeni bir safhaya geçti. Bu safha daha yavaş büyüme ve yavaş büyümeden kaynaklanan değişken güçleri kontrol altında tutmak için giderek güçlenen diktatörlüğü içeriyor. Çin başlıca büyük ekonomik güç olmaya devam edecek ama daha önce olduğu gibi küresel büyümede dinamik bir lokomotif olmayacak. Bu rolü, Çin-Sonrası 16 diye tanımladığımız çoğu Güneydoğu Asya, Doğu Afrika ve Latin Amerika’nın bir kısmını içeren oldukça dağınık ülkelerden oluşan yeni bir grup üstlenecek. Çin saldırgan askeri bir güç de olmayacak. Japonya hem coğrafyası sebebiyle hem de büyük ihracatçı olarak ihtiyaçları sebebiyle Doğu Asya’ya egemen bir pozisyon için iddialı olacak.

Amerika dünyada en büyük ekonomik, politik ve askeri güç olmaya devam edecek ama geçmişe göre daha az her şeye müdahaleci olacak. Düşük ihracat oranı, enerjide giderek kendine yeter hale gelmesi ve son 10 yıllık deneyimi Amerika’yı ekonomik ve askeri müdahaleler konusunda daha da temkinli kılacak. Amerika, müşterilerin ürünlerini almadıkları zaman büyük ihracatçılara ne olduğunu gördü. Düşman ülkeleri etkisizleştirmeye çalışmada gücünün sınırlarını öğrendi. Amerika, Kuzey Amerika’nın seçici çalışmalarla daha da müreffeh hale getirilebileceğini öğrendi. Amerika, orantılı güce sahip büyük stratejik tehditlerle karşı karşıya gelecek ama geçmiş yıllarda olduğu gibi ilk karşılık veren rolünü üstlenmeyecek.

Birçok bölgede koruyucuların değişmesiyle, düzensiz bir dünya oluşacak. Değişmeyen tek etken Amerika’nın devam eden ve olgunlaşan gücü olacak ama bu güç daha az görünür olacak.

RUSYA

Rusya Federasyonu’nun mevcut durumunu sürdürmesi pek olası görünmüyor. Rusya’nın enerji gelirlerini kendi kendine yeten bir ekonomiye dönüştürmedeki başarısızlığı ülkeyi fiyat dalgalanmaları karşısında savunmasız bırakıyor. Ülkenin piyasa gücü karşısında bir savunması kalmadı. Direk olarak ya da bölgesel hükümetler aracılığıyla dağıtılmadan önce Moskova’ya akan gelir Federasyona veriliyordu, bundan sonra kaynakların dağılımı da çarpıcı bir şekilde değişecek. Böylece Sovyetler Birliği’nin Moskova’nın 1980’lerde ve 1990’lardaki ulusal altyapı yatırımlarını karşılayamamasını tekrar tecrübe edecekler. Bu durum bölgelerin resmi veya gayri resmi özerk oluşumlar oluşturarak kendilerini uzaklaştırmalarına sebep olacak. Rusya’nın periferisini Moskova’ya bağlayan ekonomik bağlar yıpranacak.

Tarih boyunca, Rusya böyle sorunlarını KGB ve onun yerine geçen Federal Güvenlik Servisleri ( FSB) gibi gizli polis yapılanmaları ile çözdü. Fakat 1980’lerde olduğu gibi bu on yıl içerisinde de gizli ajanlar Moskova’dan uzaktaki bölgeleri çeken merkezkaç kuvvetlerini kontrol altına alamayacaklar. Bu durumda FSB liderlerinin ulusal ekonomideki ilişkileri kurumun gücünü zayıflatıyor. Ekonomi gücünü kaybettikçe, FSB’de gücünü kaybediyor. FSB gerçek bir korku salmadıkça, Rusya’nın parçalanması engellenemez olacak. Rusya’nın batısı -Polonya, Macaristan ve Romanya- çeşitli dönemlerde Rusya’ya kaptırdıkları bölgeleri geri almak için uğraşacaklar. Belarus (Beyaz Rusya) ve Ukrayna’yı da buna dahil etmek için çalışacaklar. Güneyde, Rusya Kuzey Kafkasya’yı daha fazla kontrol edemeyecek. Orta Asya istikrarsızlaşacak. Kuzeybatıda Karelya bölgesi Finlandiya’ya yeniden katılmayı isteyecek. Uzak Doğu’da, Çin, Japonya ve Amerika’ya Moskova’dan daha yakın sahil bölgeleri bağımsız hareket edecek. Moskova’nın dışındaki alanlar ille de özerklik peşinde koşmayacaklar ama buna mecbur kalacaklar. Bu noktada: Moskova’ya karşı bir ayaklanma olmayacak ama Moskova’nın Rusya Federasyonu üzerindeki zayıflayan yönetim gücü bir boşluk yaratacak. Rusya Federasyonu’nun ayrı ayrı parçaları bu boşluğu dolduracak.Bu önümüzdeki 10 yılın en büyük krizini oluşturacak. Rusya bütün hinterlandına yayılan büyük bir nükleer güçtür. Moskova’nın gücünün azalması bu füzeleri kim kontrol edecek, kullanılmaması nasıl garanti edilecek sorularını ortaya çıkaracak. Bu, Amerika için büyük bir sınav olacak. Washington bu meseleye çözüm sunabilecek tek güç ama çok sayıdaki askeri sahaları kontrol etmesi ve hiçbir füzenin ateşlenmeyeceğini garanti altına alması mümkün olmayacak. Amerika ya henüz tasavvur edemediğimiz bir askeri çözüm ortaya koymak zorunda kalacak ve füzelerin ateşlenme riskini göze alacak ya da zaman içerisinde füzeleri etkisiz hale getirmek için istikrarlı ve ekonomik olarak sürdürülebilir hükümetler oluşturmaya çalışacak.

Bu sorunun neler doğurabileceğini tasavvur etmek zor. Ama, büyük ihtimalle önümüzdeki 10 yıl, Rusya’nın parçalanacağı yolunda öngörümüz göz önünde bulundurulduğunda, bu soruna bir çözüm bulunması gerekecek.

Bu 10 yılın ilk yarısındaki soru Baltık ve Karadeniz arasındaki ittifakın nereye kadar uzanacağı olacak. Mantıken Azerbaycan ve Hazar Denizi’ne kadar uzanması gerekir. Uzanıp uzanmayacağı bizim Orta Doğu ve Türkiye ile ilgili öngörülerimize bağlı.

ORTA DOĞU VE KUZEY AFRİKA

Orta Doğu, Kuzey Afrika boyunca, özellikle Levant (Doğu Akdeniz) ve İran arasındaki alanlarda ulusal çöküşler yaşanmaktadır. Demek istiyoruz ki 19. ve 20. Yüzyıllarda Avrupalı güçler tarafından kurulan ulus devletler, akrabalık, din ve değişen ekonomik çıkarlar çerçevesinde tanımlanan kendi fraksiyonları içinde çöküyorlar. Libya, Suriye ve Irak gibi ülkelerde ulusal devletin fraksiyonlara bölünerek birbiriyle savaşarak gerilediğini ve giderek anlamını yitiren sınırları aştıklarını görüyoruz.

Bu süreç, merkezi hükümetin artık işlevini kaybettiği ve gücün fraksiyonlara geçtiği 1970 ve1980’li yıllardaki Lübnan modeline benzer. Ana fraksiyonlar ne birbirlerini yenebildiler ne de yenildiler. Kendi başlarının çaresine baktıkları kadar, dışarıdan da yönlendirilip, desteklendiler. Bu fraksiyonlar arasındaki mücadeleler bir iç savaşa yol açtı, savaş henüz bitmedi ama eskisi kadar da şiddetli değil. Güç boşlukları bölgede devam ediyor, cihatçı gruplar faaliyetlerini sürdürmek için alan bulacaklar ama bu durum onların iç bölünmeleriyle kontrol altına alınacak. Bu durum dış güçlerle bastırılamaz. Gereken güç miktarı ve alanın genişliği karşısında Amerika kapasitesini önemli ölçüde arttırsa bile yetersiz kalacak. Dünya’nın başka yerlerindeki durumlara özellikle de Rusya’ya bakılırsa, Amerika artık yalnızca bu bölgeye yoğunlaşamaz. Aynı zamanda, özellikle Türkiye’nin güneyindeki Arap devletlerindeki bu evrim bölgesel istikrara tehdit oluşturur. Amerika sınırlı güç kullanarak, zaman içerisinde değişecek olan bu fraksiyonların oluşturduğu tehditlerini azaltmak için harekete geçecek. Fakat Amerika bölgeye kapsamlı bir güç konuşlandırmayacak. Bu noktada, bölgedeki birçok ülke -Amerika’nın geçen on yılda bu rolündeki başarısızlığına şahit olmalarına rağmen- kararlı bir güç olarak hareket etmesini bekliyor. Maalesef beklentiler gerçeklerden daha yavaş değişir. Gerçekler anlaşıldığında, görülecektir ki; Konumu sebebiyle, Suriye ve Irak’ın istikrara kavuşması çıkarına olan ve kapsamlı şekilde hareket edebilecek tek bir ülke var, yine konumu dolayısıyla bölgede sınırlı da olsa bir başarı elde edebilecek imkana sahip tek bir ülke var. Bu ülke Türkiye. Gelinen noktada Türkiye Arap dünyası, Kafkasya ve Karadeniz havzasında çekişmelerin ortasında kalmıştır. Ama Türkiye şimdiye kadar risk almaktan kaçınmıştır. Siyasi ve askeri sebeplerle Türkiye’nin Amerika’nın müdahalelerine ihtiyacı olacaktır.

Amerika yardımcı olacak ama bunun bir bedeli de olacak: Rusya’yı kontrol altına almaya destek vermek. Amerika Türkiye’nin savaşan bir rol üstlenmesini beklemiyor, kendisi için de bir niyeti yok. Ama Karadeniz’i yönetme konusunda bir miktar işbirliği isteyebilir. Türkiye Orta Doğu’da tamamen bağımsız bir politika sürdürmeye hazır olmayacak ve Amerika’yla olan ilişkilerinin karşılığını ödeyecek. Bu bedel Rusya’yı çevreleme hattının Gürcistan ve Azerbaycan’a kadar genişletilmesi yolunu açacak. Önümüzdeki 10 yıl boyunca Arap dünyasındaki istikrarsızlığın devam edeceğini öngörüyoruz. Sınırlarına çok yakın olan bu savaşa katılmak istemeyen Türkiye’nin güneye çekilmesini öngörüyoruz ve bu mücadelenin siyasi sonuçları Onu buna dahil olmak zorunda bırakacak. Mümkün olduğunca az ve yavaş müdahalelerde bulunacak ama sonuçta karışacakve bu müdahalelerin hacmi zamanla daha da artacak. Türkiye isteksiz de olsa sınırındaki kaosa daha fazla direnemez ve başka hiçbir ülke de bu yükü yüklenmez. Ne Suudi Arabistan ne de İran coğrafi veya askeri olarak bunu yapacak konumda değiller. Türkiye muhtemelen durumu dengede tutmak için nihayetinde Kuzey Afrika’ya kadar uzanan değişik koalisyonlar kurmaya çalışacak. Türk-İran çekişmesi zamanla artmaya devam edecek fakat gerektiğinde hem İran hem de Suudi Arabistan’la çalışma seçeneklerine de açık olacak. Dinamikler ne olursa olsun, Türkiye tam merkezde olacak.

Burası Türkiye'nin dikkatini çeken tek bölge olmayacak. Rusya zayıfladığında Avrupa’nın etkisi Karadeniz’in kuzey kıyıları gibi Türkiye’nin tarihsel ilgi alanlarına doğuya doğru yavaş yavaş hareket etmeye başlayacak. Türkiye’nin ticari, siyasi ve de ayrıca potansiyel olarak da askeri gücünü kuzeye doğru yansıttığını net bir şekilde öngörebiliriz. Buna ilaveten Avrupa Birliği'nin bölümleri ve bireysel ekonomileri zayıfladığında veya bazı milletler doğuya doğru yöneldiklerinde, Türkiye geriye kalan tek güç olarak Balkanlar’daki varlığını artıracak. Bu olmadan önce Türkiye yurtiçindeki siyasi dengeyi yakalamalıdır. Türkiye hem seküler hem de Müslüman bir ülkedir. Mevcut hükümet Müslüman ve seküler kesim arasında köprüler kurmaya çalıştı fakat kalabalık olan seküler kesimden birçok yönden uzak olarak nitelendirildi. Önümüzdeki yıllarda şüphesiz yeni bir hükümet ortaya çıkacak. Bu çağdaşTürkiye için kalıcı bir fay hattı olacak. Birçok ülke gibi siyasi belirsizlik içinde Türkiye’nin gücü artacak. Önümüzdeki 10 yıl boyunca, iç siyasi çekişmelerin yanı sıra, askeri, istihbari ve diplomatik kurumların büyüklük ve fonksiyon açısından değişikliğe ihtiyacı olacak. Yani önümüzdeki 10 yıl içinde Türkiye’nin başlıca bölgesel güç olarak ortaya çıkmasının ivme kazanacağını öngörüyoruz.”]

Prof. Dr. Kemal Üçüncü

Güncelleme Tarihi: 08 Ağustos 2018, 15:01
YORUM EKLE
YORUMLAR
EMMİ
EMMİ - 2 hafta Önce

Allah ömüeler versin başkan gidene kadar bi siiii yiyemezsinizde sonraki bilemem ama yerine adam ayarlar en azından dışardan idare ederer

SIRADAKİ HABER