Nasyonalist sol yükseliyor / Sean Scallon

Nasyonalist Sol, Yönetim’in dış politikası ve özellikle genç blogcu taifesi olmak üzere liberal düşünce organlarına hakimdir. Olayların seyri değişmedikçe Demokratlar arasında Obama’nın yerine Biden, Clinton, O’Malley, Cuomo kim geçerse geçsin, yönetimin mevcut politikalarını takip edecek ve bu politikalar için aynı insanları işe alacaktır

Nasyonalist sol yükseliyor / Sean Scallon

Dünya Bülteni / DUBAM

Başkan Clinton’un 1993’te ilk göreve başlaması sırasındaki etkileyici bir anekdotta, törene katılan bir Demokrat, havada uçan Hava Kuvvetleri uçağını seyretmek için bakmış ve şöyle demiş: “Şimdi bunlar bizim F-15’lerimizdir.” O zamandan bu yana pek nasyonalist Sol görmedik. Çoğu liberal ve hatta daha da ileri Sol’dakiler, 20 senenin önemli kısmını ABD iktidar ve nüfuzunun kurumları, sembolleri ve araçlarına yabancılaşarak geçirdiler. Bununla birlikte, 20 sene sonra güçlü bir Sol nasyonalizminin liberal dış politika belirlemek üzere yükseldiğini ve yurt içinde Demokratik gündemin tesisine başladığını görüyoruz.

Nasyonalizm ve yurtseverliği Vietnam Savaşı, hem teşebbüs edilen hem de gerçekleştirilen suikastlarla ilgili açıklamalar, darbeler, ABD ordusu ve istihbarat kurumları tarafından gerçekleştirilen daha da menfur eylemler sebebiyle inancını kaybetmiş Sol nesle pazarlamak zordu. Bir ara “Soğuk Savaş liberalizmi” vardı ama o, politikalarını daha geniş kesime yaymak için kaba aşırı milliyetçilik teşebbüslerine ya hiç tevessül etmedi ya da nadiren buna tevessül etti. Soğuk Savaş liberalizmi daima, kurulmasına yardım ettiği uluslararası sistemle uyum içinde çalışılmasını savundu. Bu tür aşırı milliyetçilik daha çok Sağ tarafından yapıldı, özellikle de Soğuk Savaş liberalleri, partinin Vietnam Savaşı’ndaki eylemcilerine, askeri bütçenin büyüklüğüne, nükleer silahlara, ABD’nin Orta ve Güney Amerika’ya müdahalelerine, Lübnan, Grenada, Panama gibi yerlerde doğrudan askeri müdahalelere, birinci Körfez Harbi ve diğer dış politika politikalarına muhalefet eden liberal iktidar seçkinlerinin duvarları arasında tecrit olduğu zaman 1960’ların sonlarındaki Liberal güç kaybı sonrasında.

Amerikan Sol’unu değiştiren, iktidardı. 1991’de Soğuk Savaş’ın sona ermesi dış politikayı iki parti arasında ana ayrılık noktası yapmaktan çıkarıp ekonomik meseleleri merkeze getirdi, bu da Arkansas’ın beş dönem skandallarla lekeli valisinin Amerika Birleşik Devletleri başkanı olmasına imkan verdi. İktidar dışındayken Sol için Soğuk Savaş ve ABD dış politikasına karşı çıkmak kolaydı. 1960’ların ortalarından beri zaten bunu yapıyordu. Elbette Clintonlar, hem Hillary hem Bill, o zaman genç siyasi eylemciler iken bunu yapmışlardı. Buna rağmen, bunlar ve diğerleri, 20 senelik muhalif dönemden sonra iktidara geldikleri zaman aniden kendilerini ülkenin savunmasından sorumlu buldular. Ve başlarda işler bunlar için pek iyi gitmedi. Soğuk Savaş olmadan ABD dış politikasını yapılandırırken politikanın kendisini şaşkın ve yönünü kaybetmiş bulduğu ifade edildi. Askeri ve sivil personel özellikle kültür ve protokol üzerine sık sık çatıştı. Bazıları ordunun barış hissesi olmasını isterken diğerleri orduyu bir sosyal mühendislik yeri olarak kullanmak istedi (eşcinsellerin aleni bir şekilde orduda görev yapması, kadınların savaş görevlerinde olması). Diğerleri de orduyu küresel polis gücü olarak gördü (Madeline Albright’ın belirttiği üzere “Kullanamayacaksanız bu kadar büyük bir orduya sahip olmanın faydası nedir?”). Sonuçta karışıklıklar ve anlaşmazlıklar ABD’nin Somali’ye müdahale etmesindeki gibi sık sık felaketlere ve Time dergisinin belirttiği gibi “küçülen başkanlık” spekülasyonlarına yol açtı.

Bill Clinton’ın görevdeyken küçülmeye hiç niyeti yoktu, özellikle de 1994’te Ruanda’daki soykırımdan sonra. Yeni Sol’un müdahale etmeyici, aşırı milliyetçi karşıtı zihniyeti Soğuk Savaş ve Vietnam mirasına karşı uyuşmazlığa yöneltebilirdi ama güç kaybetti. Tutsileri katletmekten alıkoymak için Hutulara müdahale etmemek, ilkeli bir müdahale karşıtlığındansa eski Sol’un adlandırdığı “tecritçiliğe” daha yakın görüldü ve diğerleri arasında Başkan Obama’nın BM Büyükelçisi olarak mevcut seçimi Samantha Powers’tan gelen şiddetli saldırılara maruz kaldı.

Bu yüzden, (kendisini nasyonalist muhafazakarlardan ayırmaya çalışmak için) müttefiklerimiz ve uluslararası kurumlarla birlikte çalışırken bile güç kullanmak isteyen nasyonalist Sol doğdu. Ama hep, “iyi adamlar” algısını desteklemek için dünya çapında müdahalelerde bulunan “vazgeçilmez ülke” olarak ABD’nin yerinden gururlu oldu. Neredeyse Demokratik Parti’nin, dünyada kalan tek süper güç olarak dünyayı yönetmek istemesinden doğan boşluk sebebiyle doğmak zorunda kaldı. Albright nihayet Dışişleri Bakanı oldu, hükümette önemli diplomatik, istihbarat ve savunma pozisyonlarını müttefikleri doldurdu. Yakında ABD yeniden tüm dünyaya asker göndermeye, Reagan ve 1. Bush başkanlığındakinden çok daha fazla yere müdahale etmeye başladı ve nihayet, Clinton’un ilk döneminde müdahil olmayı reddettiği Yugoslavya’nın parçalanması savaşına müdahale etti.

Clintonlar Beyaz Saray’dan ayrıldıktan sonra da Sol Nasyonalizm’in dış politikası yerinde kaldı. Demokratlar ABD’nin Afganistan’da 11 Eylül’e misillemesini destekledi. Bunların (o zamanın senatörü Hillary Clinton’un da dahil) Kongre’deki oyları ABD’yi Irak’ta savaşa gönderdi. Zamanın İngiltere Başbakanı Tony Blair, ABD liberalleri üzerinde Winston Churchill’in nesiller önce ABD muhafazakarları üzerinde yaptığıyla aynı ilham verici ve entelektüel rolü oynadı. Şimdiki Dışişleri Bakanı John Kerry 2004’te Demokratların başkan adayı olduğu zaman o da 1971’in savaşa karşı çıkarak madalyalarını atan “Kış Askerleri’nin” lideri olarak değil Vietnam’da teğmen olarak oynadığı askeri rolü vurguladı. Onun adaylık toplantısı sahnedeki bir dizi generalle desteklendi. Nasyonalist Sol kendisini askeri dekorasyonla kaplayarak müdahale karşıtlığı imajını ortadan kaldırmak üzere çaresizce çaba sarf ederken, Kerry’nin adaylık için büyük rakiplerinden biri, Yugoslavya’daki ABD kuvvetlerine liderlik eden general Wesley Clark’tı.

Evet, Sol’dan Irak’a savaş karşıtı bir tepki vardı. Sol, savaşa karşı ülke çapında geniş çaplı yürüyüşler yaptı, 2004’te (kendisi bizzat liberal olmasa bile) eski Vermont Valisi Howard Dean’in başkanlık seçim kampanyasını yaktı, Irak’ta oğlunu kaybeden Cindy Sheehan gibi insanlar tarafından karakterize edildi. Ve sonunda o, Barack Hussein Obama isimli bir adamın devlet başkanı olmasına yardım etti.

Bu eylemle nasyonalist olmayan Sol’un kaderi oldukça bağlanmış oldu. Diğer Solcuları bir Cumhuriyetçiye, karikatürümsü savaş heveslileriyle dolu bir muhafazakar yönetime karşı organize etmek çok daha kolaydı. Eşcinsellerin orduda görev yapmasına izin veren siyah ve liberal bir başkana gelince iş daha zordu. Defalarca belirttiği üzere Obama bizzat prensip olarak müdahale ya da savaşa hiç karşı olmadığını, sadece Irak’taki gibi “aptalca savaşlara” karşı olduğunu ifade etti. ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, önümüzdeki sene de askerlerin Afganistan’dan çekilecek olması, devam etmekte olan terörizm ve güvenlik endişeleriyle birleşince, sıradan insanların ABD dış politikasından ya da milli güvenlik devletinden kopmaları hemen hemen imkansız oldu. Obama yönetiminde ABD insansız hava araçları Pakistan, Yemen ve Afganistan’da köyleri tamamen katleden bombalar atıyor, yönetim gazetecileri takip ediyor, IRS halk içindeki grupların siyasi eylemlerini soruşturuyor, NSA Amerikalıların telefon görüşmeleriyle ilgili geniş çaplı bilgiler topluyor, TSA ajanları havaalanlarında tacize devam ediyor, Yurtseverlik Kanunu ve bilinen diğer zararlı kanunlar halen yerlerinde duruyor, Gitmo halen bir hapishanedir ve binlerce gizli belge ve diplomatik telgrafı Wikileaks internet sitesine sızdıran ABD Ordusu eri Bradley Manning halen hapishanededir, hükümet onu yargılamak için aralıksız çaba içindedir. Tüm bunlara halkın tepkisi mi? Ya kayıtsızlık ya da aktif destek.

Başka bir zamanda ve başka bir gün, Bradley Manning San Francisco Pride denilen eşcinsel yürüyüşünde Büyük Mareşal seçilir. Manning’in hapishanede çektiği sıkıntılar ve federal hükümetin kovuşturma sırasında gösterdiği aşırı tutum, ona tüm dünyadan destek kazandırdı. O, yurt içinde baskılara, yurt dışında militarizme karşı gösterdiği mücadeleyle tam bir sembol oldu. 

Manning’in yakında organizasyon komitesi tarafından bu seneki yürüyüşün büyük mareşali olması hesaplanırken bu teklif, komite yönetimi tarafından çeşitli gerekçelerle reddedildi. Antiwar.com editörü Justin Raimondo, yürüyüş komitesinin şehirdeki Demokrat Parti makinesinin partizanları tarafından yönetildiğini, bunların Obama yönetimini üzmek istemediklerini yazdı. Guardian köşe yazarı Glenn Greenwald da yürüyüşün kurumsal destekçilerinin işlerin saygın bir şekilde ilerlemesini istediklerini ve böyle yapması için yönetime baskı yaptıklarını savundu. Her ikisi de haklı olabilir. Ama Manning’in yürüyüşte manşetleri kaplamasına itirazlar sadece ilgili kurumlardan gelmedi, ülke silahlı kuvvetlerinde açık bir şekilde görev yapan eşcinsel ve lezbiyenlerden de geldi. Bunların, Manning’in eylemleri hakkında sosyal demokrat, savaş karşıtı Sol’dakilerden farklı görüşleri var. Onlar, sırf Manning eşcinsel diye başkalarının “kendileri adına konuşmalarından” hoşlanmıyorlar. Bu yüzden Sol nasyonalizmin yükselişi, Yeni Sol’un en gözü pek kültür karşıtı topluluklarından birini kurumsallaşmış iktidar ve militarizmle büyük bir rahatlığa sevk etti.

Yurtsever, nasyonalist bir dış politika yurt içinde de nasyonalist bir Sol oluşturdu. O iktidarı elinde tutmaya alıştıkça daha fazla yer kaplamaya çalıştı. Aslında sağlık bakımı ya da eşcinsel evliliği gibi sosyal meselelere gelindiğinde, nasyonalist Sol, 19. asrın eski Whig partilileri ya da Cumhuriyetçileri gibi konuşur. Salon.com yazarı Andrew O’Hehir, nasyonalist Sol’un görüşünü sene başında şöyle gözler önüne serdi:

Bugünün kürtaj, eşcinseller, tanrı ve silahlar üzerine savaşlarının derin bir manevi boyutu vardır ama dünya tarihindeki kölelik mesesi üzerinde fazla yoktur. Bununla birlikte, kölelikle uzun dönemde yaşayabilir bir orta zemin hayal etmek zordur. Şu an için, Iowa’da evlenen iki kadın, Kansas’a taşınırlarsa kanunlara uygun bir ilişkiye sahip olmayacaklardır. Ve Seattle’da genç bir kız kolayca güvenilir ve kanuni olarak kürtaj yapabilirken onun Dallas’taki kuzeni, mecburi tavsiye ve 24 saatlik bir bekleme süresi ile ebeveyn rıza kanunuyla karşı karşıya kalır. (Bunların kırsal Mississippi’de de bir kuzenleri varsa muhtemelen o hiçbir şartta kanuni kürtaj hizmeti bulamayacaktır). Sizin bu konularda ne hissettiğinize bakılmaksızın bu durum saçmadır. Hiçbir ulus devlet bu türde yamalı bohça gibi bir temel üzerinde belirsiz bir şekilde işlev yapamaz.

Lincoln’un dediği gibi, “Kendi içinde bölünmüş bir ev ayakta duramaz.” Nasyonalist Sol geçen kış Lincoln filmini seyretmeye akın ederken hükümet ve Kongre’nin “çalışmasını” görmek için tiyatroları doldurmadı. Bunlar kendilerini Lincoln’ün varisleri hatta Thaddeus Stevens’in “reaksiyoner” Güney ve onun dost kırsal kızıl devletlerinin Yeniden İnşa işini tamamlamaya hazır olan daha iyi bağlıları olarak gördüler. Şimdi eski Yeni Sol’un toplulukçuluk, popülizm ve yerelliği, çoğu 1960’lar sonrası liberali tanımlayan büyük kurumlar hakkındaki sağlıklı şüphecilikle büyük ölçüde gitmiştir. Bugün bir eyaletin eşcinsel evliliği yasakladığı ya da Obamacare’i engellemeye çalıştığı ya da kürtaj ve göç hakkında zahmetli sınırlamalar getirdiği sürece bu çok kültürlü ülkeyi birlikte tutmak için milli çözümler gerekir. Günümüzün nasyonalist Sol’u, 70 ve 80’lerin hatta 90’ların başlarının liberalleri zayıf, şikayetçi, erişilmez ve bazen de kendi kendisini tahrip ediciydi. Bunların yabancılaşması sadece bir duruştan başka bir şey değildi.

Bunda muhalefetleri için mükemmel bir örnekleri var, Çay Partisi Sağı. “Büyük Hükümet” ya da “Tutkulu” muhafazakarlığın enkazı arasında doğan Çay Partililer, her zaman aynı fikirde olmasalar ya da gerekleri konusunda net fikirlere sahip olmasalar da muhafazakar kimliklerini hürriyet taraftarı devletçilik görüşüyle birleştirmeye çalıştılar. Gençler arasında en popüler Cumhuriyetçi’nin hürriyet taraftarlarından etkilenen Ron Paul olması, en azından bunların muhaliflerinin kim olduğu ve bunların neyi temsil ettiklerini gösterir. Bu tür siyasi bölünmeler sürebilir ve mevcut Sol-Sağ tartışmalarının yerine geçebilir, hatta belki de Nasyonalist muhafazakarların, askeri üsleri açık tutma ve müdahaleci dış politika karşılığında liberal sosyal politikayla yaşamak istediklerine karar verip vermemelerine göre bir derecede partilerin yerini yeniden düzenler.

Neticede, nasyonalist Sol, Yönetim’in dış politikası ve özellikle genç blogcu taifesi olmak üzere liberal düşünce organlarına hakimdir. Olayların seyri değişmedikçe Demokratlar arasında Obama’nın yerine Biden, Clinton, O’Malley, Cuomo kim geçerse geçsin, yönetimin mevcut politikalarını takip edecek ve bu politikalar için aynı insanları işe alacaktır. Her halükarda gerçek liberal, eski ABD senatörü Russ Feingold, nasyonalist Sol’a eleştiri getirecektir. Sol ve hiç kimse, 2016 için Feingold kampanyasından bahsetmiyor. O yarışsa ve kazansa, onun Obama’nın yolundan gideceğinin, her başkanın etrafını saran milli güvenlik aygıtına yenik düşerek savaş karşıtı Sol söylemi benimseyeceğinin garantisi yoktur. Onlar şimdi geçit töreninin önündeler, istedikleri yöne yöneltiyorlar ve büyük mareşali de seçiyorlar.

Kaynak: The American Conservative

Dünya Bülteni için çeviren: Mehmet Şeyhoğlu

Güncelleme Tarihi: 30 Ağustos 2013, 18:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER