banner15

Pilotlarının dilinden insansız hava araçları / Pratap Chatterjee

Obama’nın insansız hava aracı projesi tam anlamıyla bir hata. Üstelik bu hata, yalnızca “klinik” değil; aynı zamanda kanlı. Ve aynı hata, ölümüne neden olduğu insanlarla yeni düşmanlar yaratıyor. Her şeyden öte bu, uzak topraklarda ölenler için olmadığı gibi, uçakları kontrol eden ve füzeleri ateşleyen pilotlar için de bir video oyunu değil.

Pilotlarının dilinden insansız hava araçları / Pratap Chatterjee

Dünya Bülteni - DÜBAM

Düşmanlar, masum kurbanlar ve askerler: savaşlar, her zaman bu üç farklı yüzü ihtiva ederler. Son yıllarda savaşın uzak topraklarlarda ve savaş alanından kilometrelerce ötedeki “pilotlar” tarafından kontrol edilen insansız hava araçlarıyla gerçekçekleştirilmesiyle birlikte, savaşın bu üç yüzünden ikisi görünürlüğünü yitirdi. Bugün bizler, görünen o ki herhangi bir sivil kayıp ya da askerlerimize yönelik herhangi bir tehlike yaşamaksızın kendi hayatlarımızla meşgulken, geriye savaşın yalnızca güven veren “yüzü”; uzaktan kumandalarla klinik ortlamda öldürülen terörist düşmanlar kaldı. Ancak, Washington’un 11 Eylül’ün ardından üzerinde çok daha fazla mesai harcadığı insansız hava aracı harekâtlarıyla ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasıyla birlikte, bu durum yavaş da olsa değişebilir.      

Pakistan ve Yemen’de süregelen harekâtların merkezindeki insansız hava araçlarının birer yüzü olduğunu tahayyül edin. Böylelikle, sürekli uzak bir savaş alanı altında, üzerinde ölüm korkusuyla yaşamanın ne anlama geldiğini anlayabiliriz belki. Yine böylelikle, Beyaz Saray’ın insansız hava araçlarının tek hedefi olduğuna bizleri inandırmaya çalıştığı “el-Kaide” üyelerinin yanı sıra, bu araçların ölümüne sebep olduğu masum insanların, aileleri ve insan hakları örgütleri tarafından toparlanmış fotoğraflarını da sıklıkla görebiliriz. Ya üçüncü grup; Washington’un yürüttüğü insansız hava aracı suikastlerinde -şu zamana kadar hayatları ölüm meydanlarından çok uzakta geçmiş- hikâyelerini daha önce duymadığımız askeri personel?

PİLOTLAR, ADETA MESAİ SAATLERİYLE SINIRLI BİR VİDEO OYUNU OYNUYOR

Askerler, gemilerle uzak topraklardaki savaş alanlarına ulaşmak için aylarca yolculuk etmiyorlar artık. Bunun yerine, her gün binlerce erkek ve kadın askeri personel, Birleşik Devletler askeri gücüne ait bilgisayarlarla sisteme giriş yaparak kendilerinden kilometrelerce ötede, gezegenin öteki ucunda yaşayan insanların günlük hayatlarını içine gömüldükleri ekranlardan saatlerce izliyorlar. Bazense, Washington’dan gelen bir emirle önlerindeki butona basıp hedefi yok ediyorlar. Pilotlar, adeta mesai saatleriyle sınırlı bir video oyunu oynuyor, ardından evlerine, ailelerinin yanına dönüp günlük hayatlarına devam ediyorlar.       

Eğer onlar hakkında Hava Kuvvetleri’nin bilmemize izin verdiği kadarıyla yetiniyorsak - ki CIA, İnsansız Hava Aracı programları hakkında yalnızca belirli haberler yapılmasına izin veriyor- hayat hikâyeleri gözümüze gerçekten de olağan görünebilir. Örneğin, Georgia Front Gordon’daki evine Afganistandan kısa süre önce dönen Rene Lopez, yerel gazetecilerin çektiği fotograflarda gayet sevecen bir baba gibi görünüyor. Genç asker, pembe elbiseli küçük kızını kucaklayıp öpüyor. Lopez, kızı kocaman gözleriyle kendisinin askeri şapkasını kafasına geçirdiğinde ise keyifle gülümsüyor.      

GILGAMIŞ İSMİNİ GADDARLIĞIYLA BİLİNEN SÜMER KIRALINDAN ALIYOR

Birleşik Devletler ordusuna sinyal istihbaratı uzmanı olarak hizmet etmiş olan Lopez’in, geçtiğimiz yıl Linkedin’de oluşturduğu cv’sinden, gururlu bir baba olmasının yanı sıra insansız hava aracı hareketlarında da aktif rol aldığını öğreniyoruz. Daha açık olmak gerekirse Lopez, “yüksek önem taşıyan hedefler”in Ulusal Güvenlik Ajansı’na [NSA] ait Gılgamış adıyla bilinen bir araçla avlanması ve öldürülmesi sürecinde görev aldığını ve bunların gizli kaldığını söylüyordu.

Bu araç, ismini –bugün Irak dediğimiz- kadim Uruk şehrini geçmişte yönetmiş olan ve gaddarlığıyla bilinen Sümer kıralından alıyor. NSA’ya ait birçok belgenin Edward Snowden tarafından sızdırılmasının ardından Glenn Greenwald ve Jeremy Scahill, Gılgamış’ın baz istasyonu gibi görünen, ancak aslında kişilere ait telefonları kullanıcılarının bilgileri olmaksızın takip etmek amacıyla kullanılan aygıtı tanımladıkları bir kod adı olduğunu açıkladı.

Genç askerin cv’si, Gılgamış’ın neler yapabildiğine dair daha fazla detay elde edebilmemizi sağlıyor. Lopez’in cv’sinde, görevi öncü hedef belirleme gücünü desteklemek olan ve dört kişiden oluşan bir ekibi yönettiğini; yüksek rütbeli komutanlara içerik geliştirme, strateji ve “yüksek önem taşıyan hedefler”in ele geçirilmesi ve yok edilmesi konularında destek sağladığını yazıyor.

Lopez, geçtiğimiz yıl askeriyedeki görev süresini doldurmadan önce, Pentagon insansız hava araçlarına teknik destek sağlamak üzere sivil bir görev aldığını ve bu görev kapsamında “hayat analizi paternleri” çıkarttığını, “hedef alma ve saldırı operasyonları”nda da yine destek ekibinde yer aldığını belirtiyor. Lopez, ABD Silahlı Kuvvetleri-NSA ortaklığında yürütülen kripto analizi ve çevirisi işlemlerinin yürütüldüğü merkeze ev sahipliği yapan Grovetown, Georgia’da yaşıyor. 4,000 personelin çalıştığı merkez, 11 Eylül’ün ardından Orta Asya ve Orta Doğu’dan gelen gerçek zamanlı veri akışını analiz etme görevini üstlenen en etkin organizasyon konumunda.

Gılgamış, NSA’nın hedefindeki telefonları takibe almak için insansız hava araçlarına monte ettiği aygıtlardan yalnızca biri. Benzer amaçlarla tasarlanan bir başka program olan “Shenanigan” [Cingöz] ise, özellikle CIA’in kullanımı için tasarlanmış. Snowden tarafından sızdırılan belgelere göre, Mart 2012’de gerçekleştirilen “Victorydance” [Zafer Dansı] kod-adlı operasyonda söz konusu araçlar, Yemen’deki bilgisayar, yönlendirici ve mobil cihazların haritasını çıkartmak için kullanıldı.  

Lopez gibi insanlar, bir tür katliama neden olan –tüm bölgenin kaosa sürüklenmesinden bahsetmiyorum bile- Gılgamış ve benzeri araçların kulanımına yardım etme konusunda ne mi düşünüyorlar? Lopez, internetteki cv’sinde yaptığı işten duyduğu gururu anlatıyor: “Askeriyede tanımlama, yer belirleme ve yüksek önem taşıyan hedeflerin takibi görevlerinde harcadığım çaba, Birleşik Devletler ve müttefiklerinin korunmasında başarılı sonuçlar verdi.”

KÂBUSA DÖNÜŞEN ÖLÜ BEDENLER

Geçtiğimiz aylarda insansız hava araçlarının uzak tapraklardaki binlerce insanın ölümüne neden olmalarının yanı sıra, pilotlar üzerinde de bıraktığı beklenmedik etkilerin de ortaya çıkması, Sümer kralı hakkındaki 5,000 yıllık bir anlatı olan Gılgamış Destanı’na olan ilgiyi arttırdı. Kadim destana göre tanrılar, Enkidu’yu merhametsiz krala arkadaşlık etmesi ve onu despot yönetiminden vazgeçirmesi için göndermiştir. Humbaba adındaki canavarı öldürmek için birlikte yola koyulduklarında ise Gılgamış, savaş ve ölümle ilgili kâbuslar görür ve yönetimini sorgulamaya başlar.  

“BİZ İNSANLARI DEĞİL, ONLARIN CEP TEFONLARINI TAKİP EDİYOR VE HEDEFTE KÖTÜ ADAMLARIN OLDUĞUNU UMUYORUZ”

Bugün -geçmişin Gılgamış’ı gibi- insansız hava aracı programlarına bağlı istihbarat personeli, genellikle kim olduklarına dair en ufak bir fikirleri olmadan ölümüne neden oldukları insanlarla ilgili kâbuslar gördüklerini anlatmaya başladılar. Beyaz Saray’ın elindeki bilinen “öldürülecekler listesi”, insansız hava araçlarının hedefindekilerin dikkatlice tanımlandığı ve pilotların da bu kişilerin kim olduklarının farkında oldukları izlenimi veriyordu. İki ay kadar önce bir pilot, Intercept’e: “İnsanlar, öldürülmek üzere belirlenmiş kişilerin yer aldığı bir liste olduğuna kafayı takmışlardı. Biz insanları değil, onların cep tefonlarını takip ediyor ve hedefte kötü adamların olduğunu umuyoruz” dedi.

Uzaktan takip ve hedef belirleme sistemine dayalı robotlarla yürütülen bu savaşa eleştiri getiren ilk ses, 1,625 insanın ölümüne neden olan filoda yer alan 28 yaşındaki havacı Brandon Bryant’dan geldi. Bryant’ın insansız hava araçlarındaki kameraları kontrol etmek üzere “algılayıcı operatörü” olarak görevlendirildiği üç kişilik ekipte, kendisiyle birlikte bir pilot ve bir istihbarat analisti bulunuyordu.  

Geçtiğimiz ekim ayında GQ’dergisinde yayınlamlanan ropörtajda Bryant, kendisinin de henüz 21 yaşındayken görev aldığı Afganistan’da gerçekleştirilen operosyona dair sarsıcı ifadelerde bulundu. Bryant, “Dışarıda, köşede bir şey apartmana doğru koşuyordu. Bana küçük bir çocuk gibi göründü. Sadece küçük bir insan gibi. Ve dev bir ışık göründü ekranda. Saniyeler içinde yok olmuştu insanlar” dedi.

Bryant, pilota: “Küçük bir çocuk gibi görünmedi mi hedef sana da?” diye sorduğunda ise yanıt, istihbarat analistinden gelmişti: “Diğerleri gibi, o da bir köpekti.”

Bu olayın altı ay sonrasında Bryant, yaşadıklarına daha fazla dayanamadı. Gittiği terapist, kendisine travma sonrası stres bozukluğu teşhisi koydu. Bu, gerçek anlamda herhangi bir savaş alanını dahi birkaç kez görmüş bir havacı için beklenmedik bir durum, hatta şok edici bir gelişmeydi. Sonuç olarak Bryant, içine düştüğü katil sistemin hem ölen hem de öldürülenlere yaptıklarına karşı sesini yükselterek sarsıcı bir çıkışta bulundu. Bryant, Facebook sayfasında paylaştığı notta: “Savaş, savaştır. Öldürmekse öldürmek. Bu bir video oyunu değil. Kaçınız bir dizi insanı öldürüp, cesetlerinin toplanmasını izlediniz ve sonrasında onların cenazesine gelenleri de öldürdünüz?” yazıyordu.    

CIA İÇİN ÖLDÜRMEK

Bryant’ın insansız hava araçlarıyla hiçbir hesap verilmeksizin sürdürülen savaşa karşı tepkisi, Norveçli film yapımcısı Tonje Hessen Schei’ın “İnsansız Hava Aracı” filmiyle yeni bir boyut kazandı. Bryant, filmde Hava Kuvvetleri’ndeki eski arkadaşlarının operasyonları yalnızca ordunun fiilen savaş halinde olduğu Afganistan ve Irak’ta geçekleşmediğini, aynı zamanda Pakistan ve Yemen’in de hedef alındığını ortaya koyuyordu.

CIA’in bu ülkelere gerçekleştirdiği saldırılar, Hava Kuvvetleri tarafından yürütülen “gizli” operasyonlardı. Bryant, filmde: “CIA talep eden olabilir, ancak operasyonu yürüten her zaman Hava Kuvvetleri’dir. CIA etiketi, yalnızca herhangi bir bilgiyi görmezden gelmemenin mazereti olabilir. Bu her zaman böyleydi” diyordu.

Schei’ın filmi aynı zamanda CIA adına infazları gerçekleştiren Birleşik Devletler Hava Kuvveti’nin ismini de ortaya koyuyordu: Neveda’da bulunan Creeech Hava Kuvvetleri’ne bağlı 17. Keşif Filosu. Bir başka insansız hava aracı pilotu olan Michael Haas, Guardian’dan Chris Woods’a verdiği ropörtajda: “Benim anladığım, onlar Pakistan’daki hedeflere saldırma niyetiyle ve neredeyse yanlıca o bölgede bu misyon için uçuyorlardı” dedi.

Söz konusu film sayesinde Bryant, kendisi için önceden yalnızca ekrandaki çok sayıda piksel anlamına gelen, Washington’un hedefindeki kurbanlar ve insansız hava aracı pilotları arasında sıra dışı bir ilişki kurulmasını sağladı. Schei’in filminin Belçika ve Norveç’teki galalarına konuşmacı olarak davet edilen Bryant, burada Temel Haklar Örgütü başkanı Shahzad Akbar’le tanıştı. Aynı zamanda Pakistanlı bir avukat olan Akbar, CIA’in ülkesine karşı gerçekleştirdiği insansız hava aracı saldırılarının neden olduğu ölümler ve yıkım karşısında bir mücadele örneği ortaya koyuyor.

KURBANLARIN YÜZLERİ

Pakistan’ın kuzeyindeki Hayber dağlarının tepesine yerliler tarafından dev bir yetim kız çocuğu resmi yere serilmiş. Kız çocuğunun bir ismi yok. Ancak fotografçı Noor Behram’a göre küçük kızın ailesi, 2010’da Dande Darpa Khel köyüne düzenlenen insansız hava aracı saldırısında öldürülmüştü. Küçük kızın bir futbol sahası büyüklüğündeki resmi, Britanya İnsan Hakları Örgütü kurucusu Clive Stafford-Smith ve Fransız sokak sanatçısı JR’nin yardımlarıyla Akbar tarafından, Washington’un hava saldırıları sonucu hayatını kaybedenleri simgelemesi ve havadan görülebilmesi için planlanmış. Afganistan’ın kuzeyinde bulunan Veziristan’da ise daha küçük resimler evlerin çatılarına yerleştirilmiş. Akbar, JR ve Smith’nin bu projeyle hedefledikleri, yok etmek üzere kurbanlarını arayan Bryant, Hass ve Lopez gibi insansız hava aracı pilotlarının daha önce öldürmüş olabileceği çocuklardan birini görmelerini sağlamak. Araştırmacı Gazetecilik Ofisi’nin verilerine göre 2004’ten bu yana 202’si çocuk olmak üzere 957 sivil insansız hava aracı saldırılarında hayatını kaybetti.  

Heçtiğimiz beş yıl içerisinde Akbar ve Smith, durmak bilmeksizin bu tarz projeler içinde yer aldılar. Aynı ikili, CIA’in Pakistan’daki amirinin adını ortaya çıkardı: Jonathan Banks. Aralık 2010’da Banks’a karşı 500 milyon $’lık bir dava açtılar. Bir sonraki yılın yaz aylarında ise, saldırılar sonucu ölenlerin, akrabalarının ve komşuların Noor Behram tarafından çekilmiş fotograflarını bir araya getirerek Londra’da bir sergilediler.

Geçtiğimiz yıl Akbar, insansız hava aracı saldırıları sonucu hayatını kaybedenlerin akrabalarını Birleşik Devletler Kongre’sinden önce tanık olarak gösterme girişimlerinde bulundu. Akbar, ülkeye girişi yasaklanmış olmasına rağmen bunu başardı. Kurbanların akrabalarından Rafiq-ur-Rehman ve onun sırasıyla 9 ve 13 yaşlarındaki çocukları Nabila ve Zubair, temsilci Alan Grayson’un meclisteki girişimleriyle yapılan oturumda konuştular.

Sayıları çok fazla olmasa da eski insansız hava aracı pilotlarının verdikleri beklenmedik destek, Birleşik Devletler’de “hedef gözeterek yok etme” operasyonlarına karşı başlatılan mücadeleye yeni bir boyut kazandırabilir. Şimdiden altı pilot, daha önceki arkadaşlarının verdikleri bilgileri büyük ölçüde doğrulayan ifadeler verdiler.

UZAK MESAFELİ SAVAŞIN GERİLİMİ

Yaşadıklarının ağırlığına dayanamayan başka pilotlar da olduğuna dair işraretler var. Hava Kuvvetleri tarafından son dönemde yapılan iki farklı araştırma gösterdi ki, Bryant’a konulan tramva sonrası stres bozukluğu teşhisi olağan dışı değil. Savaş alanından ne kadar uzak olunursa olunsun, onun neden olduğu ruh halinden tamamiyle kurtulmak mümkün değil.  

Ohio’daki Wright-Patterson Hava Kuvvetleri Merkezi Uzay/Hava Tıp Okulu’ndan Wayne Chappelle, Joseph Ouma ve Amber Salinas’ın Haziran 2011’de yayımlanan çalışmaları gösterdi ki, insansız hava aracı pilotlarının neredeyse yarısında “işe bağlı yüksek stres” görülüyor. Birçok pilot ise yaşamlarını etkileyecek seviyede kaygı, depresyon ve stres yaşıyor. Yapılan çalışma, bu durumu uzun “uçuş” saatlerine ve düzensiz vardiyalara bağlıyor. Ancak çalışmada, savaş alanlarında [öldürmek için] kullanılan insansız hava araçlarının pilotlarıyla diğerleri arasında bir karşılaştırmada bulunulmuyor.    

Silahlı Kuvvetler Sağlık İzleme Merkezi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi tarafından Mart 2013’te Jean Otto ve Bryant Webber tarafından yayımlanan diğer bir çalışmada, insansız hava aracı pilotlarıyla standart askeri görev üstlenenler arasında bir karşılaştırmaya gidildi. Elde edilen veriler, sahada diğer askeri görevleri üstlenenlerle, yaptıkları iş video oyunu oynamaktan ibaret olarak görülen insansız hava aracı pilotlarının büyük ölçüde aynı seviyelerde stres yaşadıklarını ortaya koydu.

Jean Otto, New York Times’a: “Uzaktan kontrol edilen hava aracı pilotlarının aynı noktayı günlerce gözlerini ayırmadan ekrandan takip ettikleri oluyor” dedi ve ekledi: “Katliama şahitlik ediyorlar. İnsani değerlerini kaybetmemiş pilotlar bunu yapmaz; mümkün olan en kısa sürede orayı terk ederler.”

Bazıları, insansız hava aracı pilotların yaşadığı stresin büyük ölçüde bu tarz araçları kullanma konusundaki eksikliklerinden kaynaklandığına inanıyorlar. Bileşik Devletler Sayıştayı tarafından Nisan ayında yayımlanan rapora göre, uzaktan kumanda bu araçların pilotları, yoğun çalışma şartları nedeniyle gerekli eğitimlere ve geliştirme süreçlerine katılamıyorlar. Bu durum, pilotların iş-yaşam dengesi üzerinde olumsuz etkilere neden oluyor.

“CENNETTEN” GELEN SES

Yaşanan, “olumsuz etkiler”in çok ötesinde. Bryant’ın attığı adımın ardından, eski bir insansız hava aracı istihbarat analisti olan Heather Linebaugh da sessizliğini bozdu. Linebaugh, Gurdian’a aralık ayında yazdığı yazıda, Washington’un bugüne kadar büyük ölçüde bilinmeyen insansız hava aracı fiyaskosunu ortaya koydu: “İnsanlar şunu anlamalılar ki, bulutsuz bir havada ve aydınlıkta dahi araçların takip edildiği ekranlardan silah taşıyan birini tespit etmek her zaman mümkün olmuyor. Ekrandaki görüntü net değilken gördüğümüz şey ya bir silah değil de kürekse? Ekrandaki kötü görüntü ya da yanlış açı yüzünden, doğru insanları öldürüp öldürmediğimizden ve masum sivillerin hayatlarını paramparça edip etmediğimizden her an şüphe ediyoruz.” Linebaugh, bunları yazarken Pakistan ve Yemen’de silah taşımanın olağan olduğunu ve silah taşımanın kişinin “terörist” olduğu anlamına gelmediğini ise atlıyordu.  

Linebaugh, bu şartlar altında yapılan “hataların” sadece yanlış belirlenmiş hedefler için değil, pilotlar için de çok vahim sonuçları olduğunu açıklıyordu. Linebaugh: “Füzelerle yok edilmiş kaç tane kadın ve çocuk ya da kopmuş bacağıyla yardım almak için en yakın duvar dibine doğru sürünerek ulaşmaya çalışan kaç insan gördünüz?” diye yazıyor ve ekliyordu: “Bu anlara tekrar ve tekrar şahit olduğunuzda zihninize kazınan görüntü, durmaksızın kafanızın içinde dönüp duruyor. Bu, umarım ki hiç kimsenin tecrübe etmek zorunda kalmayacağı, kaçınılmaz bir ruhsal acıya dönüşüyor.”

Linebaugh, yaşananlar karşısında sesini yükselten son analist olmayacaktır. Geleceğin Rene Lopez’leri bilgisayarlı “cennetlerinden” aşağıya bakıp ailesini kaybeden Pakistanlı küçük kızın resmini görsün ya da görmesinler, geceleri görecekleri kâbusların kolaylıkla son bulmayacağını biliyoruz.

Bu, “düşmanlar” ve masum kurbanlarla birlikte, Obama’nın insansız hava aracı projesinin tam anlamıyla bir hata olduğunu ortaya koyan savaşın üçüncü yüzüydü. Üstelik bu hata, yalnızca “klinik” değil; aynı zamanda kanlı. Ve aynı hata, ölümüne neden olduğu insanlarla yeni düşmanlar yaratıyor. Her şeyden öte bu, uzak topraklarda ölenler için olmadığı gibi, uçakları kontrol eden ve füzeleri ateşleyen pilotlar için de bir video oyunu değil.

 

Kaynak: alternet.org

Dünya Bülteni için çeviren: Sedcan Altundal

Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2014, 11:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner10

banner12