banner39

banner35

ABD'nin İran'a yönelik yaptırım muafiyeti imtiyaz mı strateji mi?

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) İran'ın nükleer faaliyetleri konusundaki bazı ekonomik yaptırımları kaldırdığı yönündeki haberler geçen hafta gündeme geldi. İlk planda bu muafiyetin İran'a verilmiş bir imtiyaz olduğu düşünülse de durum gerçekte farklı.

Analiz 08.02.2022, 17:55
ABD'nin İran'a yönelik yaptırım muafiyeti imtiyaz mı strateji mi?

ABD'nin İran'ın nükleer faaliyetleri konusundaki Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan anlaşmayı canlandırma hedefiyle uyguladığı bazı ekonomik yaptırımları kaldırdığı yönündeki haberler geçen hafta medyaya yansıdı.

Bu haberlere göre, Tahran'ın bu tür yaptırımlardan muaf tutulması, İran'ın barışçıl nükleer faaliyetlerinde yer alan Rusya, Çin ve Avrupalı şirketlere yönelik tehditleri de kaldırıyor. Associated Press'e (AP) göre, bahsi geçen muafiyetler İran'ı nükleer anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeye ikna etmek için bir adım.

Bu nedenle İran'ın nükleer programıyla ilgili yaptırımlardan muaf tutulması yaptırımların kaldırılmasından farklı bir durum olarak yorumlanıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, "Biz, İran'ı KOEP anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerine geri dönmedikçe yaptırımlardan muaf tutmayacağız. Biz önceki hükümetin yaptığının aynısını yaptık. Uluslararası ortaklarımıza İran'da nükleer silah üretimine karşı güvenlik riskini ele almalarına izin verdik." ifadelerini kullanmıştı.

ABD'nin "yabancı ülkelerin ve şirketlerin Buşehr Nükleer Santrali, Arak'taki ağır su santrali ve Tahran'daki araştırma reaktörü gibi İran'ın barışçıl projelerine katılmasını" içeren muafiyetlerin süresini uzatmadaki hedeflerinden biri, teknik konularda tavsiye vermek için üçüncü şahısları kullanmak olabilir.

Muafiyetler, yabancı şirketlerle iş birliğine kapı aralıyor

Muafiyetler, ABD'nin nükleer anlaşmadan çıkmasından sonra da devam etmiş, daha sonra eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından Mayıs 2020'de kaldırılmıştı. Fakat ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken tarafından söz konusu muafiyetler uzatılmıştı.

Yaptırımlardan muafiyet, yabancı ülkelerin ve şirketlerin Buşehr Nükleer Santrali, Arak'taki ağır su santrali ve Tahran'daki araştırma reaktörü gibi İran'ın barışçıl projelerine katılmasına izin veriyor.

Ayrıca, Arak reaktörünün tamamlanması, Birleşmiş Milletlerin 2231 sayılı kararının 21. paragrafında vurgulanan en önemli faaliyet olarak öne çıkıyor. 

Washington yönetiminin muafiyetleri uzatmasındaki bir diğer hedefi ise İran'ın nükleer faaliyetlerini kontrol altına almak ve Viyana görüşmelerinin başarısız olmasını sağlamak.

Muafiyetin hedefi İran'ı sıkıştırmak

İlk planda bu muafiyetin İran'a verilmiş bir imtiyaz olduğu düşünülse de durum tam olarak böyle değil.

Nükleer müzakereler kapsamında uzlaşı amacıyla yürütülen Viyana görüşmelerinde son aşamaya gelindi. Bu aşamada Batılı ülkeler ilk olarak İran'dan KOEP kapsamında; uranyum zenginleştirme stokunu yüzde 3,67 seviyesine düşürmesini, yüzde 20 veya 60 oranlarında zenginleştirilmiş uranyumu imha etmesini ve yeni nesil santrifüjlerin toplanması ve imhası gibi adımlar atmasını istiyor.

Batılı ülkelerin bu talepleri İran'ın kabul edebileceği şartlar değil. Tahran yönetiminin bunu kabul etmesinin ağır siyasi sonuçları olabilir. Ayrıca bugüne kadar yapılan pazarlıkların da bir anlamı kalmayacak. İran'ın nükleer faaliyetleri Batılı ülkelerin taahhütlerini yerine getirmek için elindeki önemli bir koz olarak biliniyor. ABD'nin anlaşmadan çıkma tecrübesi bu kozun karşı taraf üzerinde etkili olacağına işaret ediyor.

Öte yandan, bahsedilen teknik konular aydınlığa kavuşturulmadan KOEP'in yeniden canlandırılması pratik olarak imkansız. Bu gibi durumlarda, karşılıklı olarak tatmin edici bir çözüm sağlamak için teknik ve uzman çalışmalara ihtiyaç duyuluyor.

KOEP müzakereleri sırasında, Arak reaktörü, Fordo Nükleer Tesisi ve İran'ın nükleer araştırma ve geliştirme programı gibi alanlarda bu tür teknik düğümler mevcuttu ancak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Başkanı'nın ABD ile olan iyi ilişkileri sorunun çözülmesine yardımcı olmuştu.

Görünen o ki bu tür müzakerelerde İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı ve uzman ekibi, sorunu çözmek için gerekli beceri ve iletişime sahip değil. ABD'nin muafiyetlerin süresini uzatmasındaki hedeflerinden biri, teknik konularda tavsiye vermek için üçüncü şahısları kullanmak. İran'ın teknik ekibinin zayıflığı, teknik konularda diğer ülkelere kapı açacak olması nedeniyle kesinlikle Tahran'ın siyasi çıkarına aykırı olarak görülüyor.

Washington yönetiminin muafiyetleri uzatmasındaki bir diğer hedefin, "İran'ın nükleer faaliyetlerini kontrol altına almak ve Viyana görüşmelerinin başarısız olmasını sağlamak olabileceği" ifade ediliyor.

Bu durumda, İran'ın nükleer programının tamamlanmasında iş birliği yapacak şirketler, kuruluşlar ve üçüncü ülkelerin varlığı, ABD'nin güncel bilgilere erişimini sağlayabilir ve üçüncü tarafların yardımıyla bu programların ilerlemesini kontrol edebilir. İran'ın nükleer programında üçüncü tarafların iş birliği bile sabotaj için gerekli fırsatı sağlayabilir.

ABD'nin "iyi niyet" senaryosu

Siyasi yönden Washington yönetiminin hamlesi, Viyana görüşmelerinde dengenin ABD lehine ağır basmasına neden olabilir.

ABD bu yolla, iyi niyetini ispat etmek ve gerilimi azaltmak için adım attığını iddia edebilir. Bu durumda, KOEP'e üye diğer ülkeler muhtemelen ABD'nin yanında yer alacak ve Tahran'ın karşı adım atmasını bekleyecek. Böylece İran üzerindeki diplomatik ve kamuoyu baskısı artacak ve Tahran yönetimi, KOEP ötesinde bir talepte bulunmaktan vazgeçmek zorunda kalacak.

ABD'nin muafiyet süresini uzatma eyleminin, İran'ın önemli kararlar alması için baskı yapmaya yönelik olduğunu düşünmesek bile, İran'daki çifte vatandaşlığı olan mahkumların serbest bırakılması sürecini hızlandırmak için olumlu bir faktör olabilir.

Washington'un bu hareketi, Amerikan tarafının iyi niyeti veya Viyana görüşmelerini daha iyi yönlendirmek için planlanmış olabilir fakat görünüşte basit olan bu adım, İran piyasaları ve yerel para birimine olumlu yansıdı.

İran yerel para birimi riyalin değeri yaklaşık yüzde 10 arttı. Bu da Tahran yönetiminin iddialarının aksine İran ekonomisinin, KOEP ve Viyana görüşmelerine ne kadar bağlı olduğunu ortaya koyuyor.

KOEP, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya ve İran arasında 2015 yılında imzalanmıştı.

Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de ülkesini tek taraflı olarak anlaşmadan çekmesi kararı sonrası İran'a uygulanan ekonomik yaptırımlar tekrar uygulamaya konulmuştu. Bunun üzerine Tahran yönetimi nükleer faaliyetlerine aşamalı olarak geri dönmüştü.

KOEP'in yürürlüğe konulmasına yönelik görüşmeler, geçen yıl kasım ayında Avusturya'nın başkenti Viyana'da başlamıştı.

AA/Seyyid Muhammed Hadi Musevi

Yorumlar (0)
23
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?