APEC Zirvesinde ABD-Çin Çekişmesi 

Asya-Pasifik Ekonomi Birliği (APEC) Zirvesi'nin temelde, Asya-Pasifik bölgesindeki ülkeler arasındaki ticari ve ekonomik faaliyetlerin gözden geçirilmesi, yeniden yapılaştırılması gibi bağlamları olduğu düşünüldüğünde, Trump’ın toplantıya katılmamasının, Çin’le yaşanmakta olan sürecin ötesinde bir anlamı var. 

APEC Zirvesinde ABD-Çin Çekişmesi 

Mehmet Özay                               

Asya-Pasifik Ekonomi Birliği (APEC) toplantısı bu yıl Papua Yeni Gine’de yapıldı. 

Asya-Pasifik Ekonomi Birliği (APEC), toplantısı 17 Kasım günü Papua Yeni Gine’de gerçekleştirildi. 21 ülkenin üye olduğu APEC zirvesinde, ABD başkan Donald Trump’ı başkan yardımcısı Mike Pence temsil ederken, Çin devlet başkanı Şi Cinping bizzat iştirak etti. Zirveye, ABD ve Çin arasında henüz başlangıç aşamasında olduğu söylenebilecek ticaret savaşı damgasını vurdu. 

Toplantılara günler kala ABD başkanı Donald Trump’ın zirvede yer almayacağı, aksine onun yerine başkan yardımcısı Mike Pence’in katılacağının açıklanması, Trump’ın Çin lideri Şi Cinping ile biraraya gelmek istememesi şeklinde yorumlanmaya elverişli bir zemin hazırladı. 

Bu noktada, ABD Başkanı Donald Trump’ın APEC toplantısına Pence’i göndermesi ABD tarafının Çin’le ticaret savaşını sona erdirecek bir yaklaşım zeminin olmamasının bir sonucu olarak da değerlendirilebilir. 

Ticaret savaşının gölgesinde APEC zirvesi

Küresel ekonominin iki devi, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının gölgesinde geçen APEC zirvesi, çeyrek yüzyıllık geçmişinde ilk defa sonuç bildirgesinin yayınlanmamasına tanık oldu. 

Üye ülkelerinin, ABD tarafınca hazırlandığı anlaşılan ve söz konusu ticaret savaşına açıktan gönderme yapan, “Tüm adaletsiz ticari uygulamalar da dahil olmak üzere, korumacılıkla mücadele konusunda hem fikiriz.” maddesi üzerinde görüş birliği sağlamasına rağmen, Çin tarafının bu madde üzerindeki itirazı, APEC sonuç bildirgesinin ortaya çıkmamasında başat bir rol oynadı. 

APEC üyelerinin söz konusu bu madde üzerinde hem fikir olması, ABD-Çin ticaret savaşında ABD yanlısı bir tutumun geliştirildiği şeklinde yorumlanabilir. Bu noktada, ABD’nin her şeye rağmen, halen küresel ekonominin bir numarası olmasının doğrudan bir etkisi olduğunu düşünebiliriz. 

Çelişkili yorumlara yol açan söz konusu bu madde karşısında Çin’in ortaya koyduğu tavır, ABD tarafından Çin’in ticaret savaşını sona erdirme konusunda bir niyet taşımadığı şeklinde yorumlandığı da görülüyor. ABD-Çin arasında yaşanan bu gerilimin APEC zirvesini etkilemesiyle hiç kuşku yok ki, toplantı gündeminin küresel bir önem taşıyor. 

Zirvenin temelde, Asya-Pasifik bölgesindeki ülkeler arasındaki ticari ve ekonomik faaliyetlerin gözden geçirilmesi, yeniden yapılaştırılması gibi bağlamları olduğu düşünüldüğünde, Trump’ın toplantıya katılmaması, Çin’le yaşanmakta olan sürecin ötesinde bir anlamı var. 

Papua Yeni Gine’deki zirve öncesinde taraflar arasında ticaret barışını sağlamaya yönelik girişimlerin sonuncusu Henry Kissinger’in bu ayın başlarında Pekin’i ziyareti olmuştu. Buna rağmen, tarafların ikili ticaret ilişkilerindeki sorunları çözüme kavuşturamamış olmaları, sorunun APEC toplantısını etkileyebilecek boyuta ulaşmasına neden oldu. 

Öyle ki, zirve sonuç bildirgesinin nasıl kaleme alınacağı konusunda ABD ve Çin arasındaki anlaşmazlık nedeniyle APEC tarihinde bir ilk yaşanarak zirveyle ilgili kararlara imza atılamamış oldu.  

Pence ve Cinping’den karşılıklı suçlama

Zirvede, ABD başkan yardımcısı Pence ve Çin devlet başkanı Cinping yaptıkları açıklamalarla iki ülke arasındaki ticaret savaşının devam ettiğini ortaya koymaya devam ederken, aynı zamanda APEC üye ülkeleri üzerinde de doğrudan ve dolaylı bir baskı kurma mücadelesi verdiler. 

Cinping, yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin çeşitli ülkelerle yaptığı ve Çin’i dışarda bırakan ikili ticaret anlaşmalarına tepki gösterirken, bu gelişmeyi tek taraflılık ve korumacılık politikasının bir ürünü olduğu ve bunun küresel ekonomideki belirsizliklere çare olamayacağı vurgusu üzerine temelleniyordu. 

Cinping’in bu söylemini bir meydan okuma olarak değil, belki iki ülke arasında süregiden ticaret savaşının halen içinde bulunulan hazırlık evresinde çözüm bulma konusunda bir yaklaşım olarak da dikkate alınabilir. 

Her ne kadar, ABD başkanı Trump, 11-15 Kasım günlerinde Singapur’da yapılan Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) zirvesine ve ardından APEC toplantısına katılmadıysa da, bu ay sonunda Arjantin’de yapılacak olan G-20 zirvesi sürecinde Cinping ile bir araya geleceğini unutmayalım. Bu bağlamda, Cinping’in APEC’de yaptığı konuşmayı bir anlamda Arjantin sürecine bir hazırlık olarak değerlendirmemek için bir neden bulunmuyor.  

Gelişmeler APEC ruhuna uygun değil

Trump’ın bu yılın ortalarından itibaren neredeyse küresel gündemin ilk maddesi olan, Çin tarafının ticarette usulsüzlükler yaptığı iddiası ve bu konuda gerekli adımların atılmaması halinde ticaret savaşına başlayacağı konusundaki uyarısı halen geçerliliğini koruyor. 

Bu çerçevede, ABD’nin Çin’den ithal ettiği 250 milyar dolar karşılığındaki mala uyguladığı yüzde 10’luk gümrük vergisinin yüzde 25’e çıkartılması söz konusu olduğu gibi, ilâve bir tedbir olarak 267 milyar dolara tekabül eden diğer ithal ürünlerine yönelik benzer bir yaptırım da uygulamaya konulabilir. 

Çin yönetiminin ise, bu gelişmeye sessiz kalmayacağı anlaşılıyor. APEC sürecinde yapılan açıklamalarda da görüldüğü üzere, Çin tarafında herhangi bir politika değişikliğine gidileceği yönünde bir yaklaşım ortaya konulmuş değil. 

Aksine, misilleme olarak 110 milyar dolarlık ABD ürününe yönelik gümrük vergisinde artışa gidilmesi kararı uygulamaya geçirilmeyi bekliyor. Şayet iki ülke arasında masa başında alınacak bir ortak karar çıkmaması halinde, yeni yılla birlikte yukarıda ifade edilen yaptırımlara başlanacağı endişesinin giderek artmasına neden oluyor.  

ABD, Asya-Pasifik’te ne kadar etkin?

Trump’ın zirveye katılmamasında Çin’le yaşananların etkisinin ötesinde bir diğer gerçekle de ilişkili olduğunu ifade etmeliyiz. 

ABD yönetiminin son birkaç yıldır yani, Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasından bu yana, bölge ülkeleriyle ekonomik ve ticari ilişkilerde işbirliklerini geliştirme ve alternatif açılımlar konusunda kısır kaldığı gözlemleniyor. Öyle ki, belli ölçülerde bölgeyle ilişkilerde uzaklaşma eğiliminin devam ettiğini söylemek bile mümkün. 

Trump’ın daha başkanlık seçimleri kampanyasında uluslararası arenada ABD ile çeşitli ülkeler ve birlikler arasındaki ticaretin ABD aleyhine bir seyir takip ettiği yolundaki argümanı, seçimler sonrasında bir ulusal politika olarak karşılık bulma eğilimine girdi. 

Bu gelişme, daha çok Çin’le başlayan ticaret savaşı şeklinde kendini ortaya koymuş olsa da, aslında ABD’nin ticaret savaşı Asya-Pasifik bölgesindeki ülkelerden en azından bazılarını da içine alıyor. 

Bu noktada, başkanlığının ilk günlerinden bu yana ABD’nin Asya-Pasifik politikalarında önemli değişiklikler yapılacağına dikkat çeken Trump, ortaya koyduğu icraat ve yaklaşımlarla bu anlamda aradan geçen iki yıllık süre zarfında kimseyi şaşırtmıyor. 


 

YORUM EKLE

banner33

banner37