banner15

İngilizler Hinduları Müslümanların Zorba ve Dini İstilacılar Olduğuna Nasıl İkna Etti?

Sarkar ve Majumdar gibi milliyetçi Hint tarihçilerin yazılarında, Şâhnâme ve yabancı Müslüman figürü çok yer tutar. Sarkar’ın Bâbür Hindistan’ı üzerine çalışmaları gibi Hindistan tarihi üzerine dersleri de İngiliz tarihçilerden izler taşır ve Hindistan’ın “yabancı göçmen” Müslümanlar tarafından fethinin, İslam’ın “güçlü tek tanrılı yapısı” nedeniyle daha önceki tüm istilalardan temelde farklı olduğunu tartışır ki bu yapı İslam öncesi Hindistan’ın çok tanrılı dini uygulamalarıyla çatışan bir şeydi.

İngilizler Hinduları Müslümanların Zorba ve Dini İstilacılar Olduğuna Nasıl İkna Etti?

Manan Ahmed Asif

Tercüme: Mahmut Cihat İzgi

Hindistan’daki İngiliz sömürge projesinin bir noktadan sonra Hindistan’ın geçmişini kazımaya dönüştüğü, pek bilinmediği için, nadiren kabul edilen bir gerçektir.

Bu kazıma işi çeşitli yabancı halkların, kültürlerin, dinlerin ve siyasi yapıların alt kıtaya gelişini keşfetmeyi amaçlamaktaydı. Neticede Hint yarımadası 1498 tarihinden itibaren Portekizlilerin, Hollandalıların ve Timurluların ticarî, siyasî ve askerî istila sahası haline gelmişti. Şüphesiz bu kazının yapılmasının sebeplerinden biri Hindistan’a gelen en son yabancılar olarak İngilizlerin kendi gelişlerini meşrulaştırmak istemeleriydi. Diğer sebebi ise İngilizlerin kendilerini Romalıların mirasçıları olarak görmeleriyle alakalıydı.

Edward Gibbon, "Roma İmparatorluğu'nun Gerileyişi ve Çöküşü" başlıklı çalışmasının ilk cildini, Büyük Britanya’nın Amerika’da on üç kolonisini kaybettiği 1776 senesinde yayımladı. 1778 yılında eserin altı cildinin tamamı yayımlandığında muazzam bir takdir ve hasılat elde etti. Gibbon’un çalışmasındaki ana tema Britanya Barışı – İngiliz egemen dünya düzeni – ve Roma Barışı arasındaki tarihsel bağların araştırılmasıydı.

Gibbon, İngiliz sömürge girişimini, kendi devrinde Avrupa’ya uzun bir barış ve refah dönemi getiren, geçmişin büyük bir imparatorluğunun halefi olarak meşrulaştırmaya çalışan bir teori için dayanak noktası sağladı. Daha da etkili olan husus ise onun Roma imparatorluğu tecrübesi bağlamında ırk ve siyaset arasındaki ilişkileri keşfetmesidir ki ben bunu tartışacağım. Bu ilişki İngilizlerin Hindistan’ı fethini meşru göstermek için derhal kullanıldı.

Âlim-Savaşçılar Zinciri

İngilizler Hindistan’daki sömürge projelerine Plâsî Savaşı’ndan sonra 1757’de resmen başladılar. 1783’te William Jones, Kalküta’daki William Kale’sine ceza hakimi olarak geldi. Gelecek on yıl boyunca Jones, dil bilimiyle beşeri göç kalıplarını birleştiren ve Hint-Avrupa bölgesi boyunca ırkları harmanlayan yeni bir filoloji bilimi kurdu. O, kadim dilleri ve tarih öncesi göçleri, alt kıtada İngilizlerin varlığıyla sonuçlanacak bir sürecin yani yabancıların Hindistan’a göçlerinin uzun tarihiyle ilişkilendirdi. Yunan, Latin ve Sanskrit dillerini “artık mevcut olmayan” “ortak bir kaynakla” birbirlerine bağlayan bir hikâye ortaya attı. Bu “ortak kaynak” “çok uzak devirlerdeki diğer krallıkların fatihleriydi.”

On dokuzuncu yüzyılın başlarında, yeni bir İngiliz memur nesli Hindistan’ın geçmişini araştıran ilim adamları haline geldiler. Onlar Hindistan’ı Yunanlara ve bu yolla Romalılara bağlayan coğrafyaların, halkların ve nesnelerin kayıtlarını toplayarak kendilerini dönemlerinin Büyük İskender’i olarak hayal ettiler. Alexander Burnes, James Tod, Richard F. Burton ve Edward B. Eastwick bunların en önde gelenleriydi.

Onlar, Büyük İskender’in alt kıtanın kuzeybatı bölgelerini fethetmesiyle Hindistan’ın nasıl Yunan etkisi altına girdiğini tespit etmek için Kâbil ve Bombay arasında seyahat ettiler ve el yazmaları, sikkeler ve bakır kap-kacak topladılar. Araştırmaları Yunanlıların ve Romalıların Hindistan’la ticaretine, İskender’in fethine ve geçtiği bölgelerde ordularının geride bıraktığı kalıntılara odaklandı.

Onlar ayrıca Orta Asya bozkırlarından alt kıtaya yapılan göçleri ve tüm bu gelişmelerin dillerin, şehirlerin, dinlerin ve siyasi yapıların evrimi ile ilişkisini araştırdılar. Bengal ve Bombay’ın kraliyet Asya cemiyetlerinin dergileri Hint alt kıtasında – ortak Avrasyalı atalarına dair ipuçlarına sahip toplulukların – Aryan, Hint-Partlar, Hint-Baktriya ve “Beyaz Hunların” varlığına dair bulgularını yayımladılar.

On dokuzuncu yüzyılın ortalarında, yeni bir İngiliz tarihçi nesli bu işlenmemiş bilgileri tarihsel çalışmalar haline getirme projesine başladılar. H. M. Elliot ve M. Elphinstone bu neslin öncüleriydi. Onları Vincent Smith, Stanley Lane-Poole, Alexander Cunningham, R. B. Whithead ve diğerleri takip etti. İngiliz sömürge projesi, Kalküta’dan Delhi’ye, Madras’tan Bombay’a ve Lahor’dan Peşaver’e, coğrafi olarak genişledikçe zaman içerisinde Hindistan’ın geçmişini araştırmakla alakalı olduğu sürece daha da derinlere indi.

Analizin tamamı için TIKLAYINIZ

YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35