banner39

banner35

İskandinav güvenliğinin değişen parametreleri

Savaşın henüz başlarında Rus yetkililer, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliklerinin neredeyse savaş sebebi sayılabileceğini ifade etmişti. Bugün Rusya'nın söylemleri, üyelikten ziyade NATO birliklerinin bu ülkelere konuşlanmasına tepki şeklinde.

Analiz 04.06.2022, 14:00
İskandinav güvenliğinin değişen parametreleri

İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya üyelik başvuruları hem Türkiye hem de Transatlantik İttifakı'nın diğer paydaşlarının en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. İki ülkenin Soğuk Savaş'tan bu yana devam eden, ittifakların bir parçası olmama yönündeki güvenlik ve dış politika yaklaşımlarına bakıldığında, üyelik başvurusu bir "U dönüşü" olarak okunabilir. Öyle ki, henüz mart ayında İsveçli yetkililer NATO'ya üyeliğin söz konusu olmadığını açıklamıştı. Ancak bu durum, İsveç ve Finlandiya’nın 2008'den bu yana Nordik-Baltık jeopolitiği bağlamında tedricen değişen politikalarının bir sonucu.

Soğuk Savaş sonrası değişen jeopolitik

Soğuk Savaş sonrası Finlandiya, Rus tehdidi sebebiyle yurt savunması temelinde bir güvenlik ve savunma politikası izlemişti. Bu nedenle NATO'nun eski Varşova Paktı ülkelerini adım adım bünyesine dahil ettiği dönemde dahi Finlandiya askeri olarak tarafsızlığını sürdürmek zorunda kaldı.

İsveç!in ise normatif değerler ile inşa ettiğini öne sürdüğü dış politikası üzerinden etkin bir aktör olabilmeyi hedeflediği biliniyor. Esasında İsveç için NATO üyeliği makul bir seçenek değildi. ABD güvenlik şemsiyesi sağlam durduğu sürece, herhangi bir savaşın parçası olmayı taahhüt etmenin İsveç açısından bir anlamı yoktu. Zira Soğuk Savaş ortamında bile Rusya ile ilişki kurabilmeyi hedefleyen İsveç, bölgesel ilişkiler geliştirerek bazı avantajlar elde etme fırsatına sahipti.

Sistemik belirsizlik ve güvenlik arayışı

2008 Rusya-Gürcistan Savaşı ile bölge jeopolitiği önemli ölçüde değişti. Burada her ne kadar Rusya önemli bir tehdit olarak görülmeye başlansa da asıl mesele ABD’nin Rusya’nın agresif politikalarına karşılık üretememesi oldu. Gürcistan’ın NATO ve AB ile olumlu temaslarına devam ettiği bir süreçte gerçekleşen Rusya’nın bu hamlesi, daha sonra Libya, Suriye ve Ukrayna’da devam etti. Bu da güvenliklerini Amerikan varlığına borçlu olan ülkeler için bir belirsizlik ortamının oluşmasına neden oldu. Benzer şekilde bu ortam İsveç ve Finlandiya’yı da farklı politikalara yöneltti. Rusya’nın özellikle Gotland ve Aland Adaları’na yönelik sınır ihlalleri ve nükleer saldırı simülasyonları da mevzunun sadece Ukrayna ile sınırlı olmadığını gösterdi.

Bunun üzerine 2009’da İsveç ve Finlandiya’nın ortak girişimiyle, tarihte ilk kez dört İskandinav ülkesinin güvenlik politikaları açısından aynı sayfada buluşabilecekleri platform olan NORDEFCO kuruldu. Böylece İsveç, Finlandiya, Norveç ve Danimarka, ortak savunma projeleri geliştirme, istihbarat alışverişi yapma, ortak tatbikatlar düzenleme ve ordularının eş güdümlü hareket edebilme kapasitesini artırmayı hedeflemişti. Ayrıca NATO üyesi Norveç ve Danimarka’nın üye olduğu NORDEFCO, İsveç ve Finlandiya’nın da NATO’ya angajmanlarında bir köprü görevi görebilecekti.

Bunların yanı sıra özellikle 2014 Varşova Zirvesi kapsamında NATO ile iş birliğini artıran ve çerçeveleri adım adım genişletilen bir dizi protokol devreye sokuldu. Böylece İsveç ve Finlandiya 5. maddenin getirdiği güvenlik garantisi hariç neredeyse bir üye gibi ittifak sistemine entegre hale geldi.

Öte yandan iki ülkede de siyasi liderlerin yıllardır süregelen "tarafsızlık" retoriği, vatandaşlarda ve dolayısıyla birçok siyasi partide bu durumun kendilerine özgü kimliklerinden kaynaklandığı şeklinde bir illüzyon yarattı. Haliyle NATO’ya üyelik, ülkelerin iç politikalarında ciddi bir tartışma konusu haline geldi.

Neden şimdi?

Avrupa’da birçok çatışmanın yaşandığı dönemde ve Soğuk Savaş atmosferinde dahi bu çatışmalara taraf olmayan İsveç ve Finlandiya’nın neden şimdi NATO ittifakına dahil olmak istediği merak konusu. Rusya beklendiği gibi Ukrayna’ya girdi ve iki aydır savaş devam ediyor. Tıpkı 2014’teki gibi bu işgalde de ABD, karşı askeri bir tedbir yerine, Rusya’yı ötekileştirmeyi ve bunun karşısında Batı ittifakının tek vücut olmasını sağlamayı tercih etti. Ukrayna’da savaşın uzamasını fırsat bilen ABD de bir zamanlar misyonunun tamamlandığı iddia edilen NATO’nun “daha güçlü bir Batı ittifakı” için konsolide olmasını önceliyor. Akademik çevrelerde de "Avrupa’nın uyandığını" ve "AB güvenliğini beraber gönüllü olarak sağlamak için hazır olduklarını dile getiren ifadeler yaygın hale geldi.

Benzer argümanlar İsveç ve Finlandiya için de ortaya atılıyor. O kadar ki, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın bu iki ülkenin daha fazla tarafsız olamayacaklarını gösterdiği ifade ediliyor. Dolayısıyla bu ülkelerin güvenlik algılarının değişmesi gerektiği gündemde. Ancak burada asıl soru, İsveç ve Finlandiya’nın eskiden beri gerçekten tarafsız olup olmadığı. Zira Soğuk Savaş’tan bugüne iki ülkenin de değişen koşullara göre pozisyon aldıkları görülüyor. Ayrıca "Rusya tehdidi" de onlar için yeni bir mesele değil.

Bu şartlarda her iki ülkenin de Rusya’nın zor durumda olduğu bir dönemde fırsattan istifade NATO üyelik başvurusu yaptıkları söylenebilir. Zira 2008’den bu yana adım adım NATO’ya yaklaşan iki ülke, -ABD ve İngiltere’den hangi güvenlik garantilerini alırlarsa alsınlar- Rusya’nın Ukrayna’da başarılı olduğu bir senaryoda üyelik başvurusu yapamazdı.

Savaşın henüz başlarında Rus yetkililer, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliklerinin neredeyse savaş sebebi sayılabileceğini ifade etmişti. Bugün Rusya'nın söylemleri, üyelikten ziyade NATO birliklerinin bu ülkelere konuşlanmasına tepki şeklinde. Dolayısıyla zeminini 2014'te hazırladıkları NATO üyeliği, 8 yıl sonra Rusya’nın zor durumda olduğu bir anda mümkün hale geldi. Tam da bu sebeple bu durum bir "uyanıştan" ziyade tutarlı bir politikanın devamı mahiyetinde. Öte yandan başvuru yapmaları, bu ülkelerin NATO üyesi olabileceği anlamına gelmiyor ancak yaşananlar İskandinav güvenliği açısından kısa vadede endişeleri ortadan kaldırabilir. Yine de ABD'nin müttefiklerine karşı izlediği politika düşünüldüğünde, bölgede istikrarın uzun ömürlü olup olmayacağını kestirmek pek mümkün değil.

AA/Muhammed Çağrı Bilir

Yorumlar (0)
23
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?