banner39

banner35

Karadeniz'deki mayınlar ve uluslararası hukuk

Uluslararası hukuka aykırı olarak askeri ve sivil hedef gözetilmeksizin kullanılan deniz mayınları sonucunda sivillerin zarar görmesi durumunda bir savaş suçu işlenmiş olur.

Analiz 20.04.2022, 16:11
Karadeniz'deki mayınlar ve uluslararası hukuk

Rusya'nın Soçi Liman Müdürlüğü tarafından 19 Mart'ta yapılan duyuruda Ukrayna ordusu tarafından Rusya’ya karşı Odessa, Oçakov, Çernomorsk ve Yujniy liman bölgelerinde denize bırakılan tahmini 420 tane "YM" ve "YRM" tipi mayının çapalarından kurtularak kontrolsüz şekilde denizde sürüklenmeye başladığı ve mayınların özellikle batı Karadeniz bölgesindeki ticari gemileri etkileyebileceği bildirildi. Rusya ayrıca bu tehlike konusunda uluslararası NAVAREA sistemi üzerinden "Coastal Warning" (Sahil uyarısı) duyurusu yaptı. Bunun üzerine Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yayınladığı NAVTEX ile mayınların tehlike yaratabileceği uyarısında bulundu. Denizden mayın avlama gemileri ve hava unsurları ile tarama yaparak başıboş mayınlara müdahale etmeye başladı.

Ticari ve sivil gemilerin seyrüseferlerine büyük tehdit oluşturan ve kökeni eskilere dayanan bu silahın günümüzde de önemini koruduğu Rusya-Ukrayna Savaşı vasıtasıyla tekrar anlaşılmış oldu. Deniz mayınlarının kökeni muhtemelen 16. yüzyıla kadar uzanıyor. Çin kıyılarındaki korsanlara karşı kullanılan deniz mayınlarının daha sonra 1853-1856 Kırım Savaşı'nda, 1884-1885 Çin-Fransa Savaşı'nda, 1904-1905 Rus-Japon Savaşı'nda yaygın olarak kullanıldığı biliniyor.

II. Dünya Savaşından sonra da deniz mayınlarının 1955-1972 Vietnam Savaşı ve 1980-1988 İran-Irak Savaşı gibi deniz savaşlarında yaygın olarak kullanıldı. Deniz mayınlarının, uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda da kullanıldığı görülüyor. Buna verilebilecek en önemli örnekler arasında; Amerikan İç Savaşı (1861-1865), Nikaragua Çatışması (1979-1990), Libya Silahlı Çatışması (2011) sayılabilir. 2014 yılından bu yana Azak denizinin hem Ukrayna hem de Rusya iç sularında deniz mayınlarının kullanıldığı bilinen bir gerçek.

Deniz mayını nedir?

Deniz mayınına ilişkin uluslararası hukukta bir tanım bulunmamakla birlikte NATO tarafından deniz mayını; gemilere zarar vermek veya batırmak ya da gemilerin bir bölgeye girmesini engellemek amacıyla suya, deniz tabanına veya toprak altına yerleştirilmiş patlayıcı silahtır. Deniz mayınlarının altı farklı tipte kategorize edilebilmektedir.

Bunlardan ilki deniz yatağının dibine çapa ile bağlanmış, deniz yüzeyinin altında asılı duran demirli mayınlardır. Bu mayınların konumları belirlendikten sonra mayın tarama gemileriyle süpürülmeleri nispeten kolaydır.

Diğer mayın türü, suyun herhangi bir derinliğinde konuşlandırılabilen sürüklenen veya yüzen mayınlardır. Bu mayınlar konuşlandırıldıktan sonra akıntı veya hava koşulları ile hareket ettikleri için bunlar üzerinde kontrol mümkün olmadığından istenmeyen hedeflere zarar verme riski en yüksek olan mayın grubunu oluşturmaktadırlar.

Dip mayınları deniz yatağına dayanan ve geçen gemilerin manyetik, elektrik, akustik veya basınç imzalarına dayanarak çalışan teknolojik olarak gelişmiş mayınlar iken denizaltılardan fırlatılan mobil mayınlar ise dip mayınlarıyla aynı şekilde çalışan fakat denizaltıdan fırlatılarak deniz yatağına yerleştirilen mayınlardır. Uzaktan kumandalı mayınlar ise kodlanmış akustik sinyallerle hem devre dışı bırakılabilen hem de yeniden etkinleştirilebilen teknolojik olarak gelişmiş mayınlardır.

Son mayın türü ise yükselen veya roket mayınlarıdır. Kıyılarımıza kadar ulaşan "YM" ve "YRM" tipi mayınların fırtınalı hava nedeniyle demirlere bağlanan kablolarından serbest kalan deniz mayınları olduğu Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) tarafından iddia edilmiştir.[5] Bu iddialar kapsamında bu mayınların demirli mayınlar türünde olduğu ya da deniz yatağına demirlenmiş mayınlar olduğu tahmin edilmektedir.

Uluslararası hukukta deniz mayınları

Deniz mayınlarının vermiş olduğu zararlar dikkate alındığında; uluslararası alanda deniz mayınlarının bütün olarak yasaklanması konusu gündeme gelmiş olsa da özellikle gelişmekte olan devletlerin mayın konuşlandırma güçlerini korumak istemeleri karşısında deniz mayınlarının kullanımına kurallar getiren 18.10.1907 tarihli Otomatik Denizaltı Temaslı Mayınlarına İlişkin Lahey (VIII) Andlaşması [Lahey-8 Andlaşması] akdedilmiştir.

Deniz mayınlarının kullanılması uluslararası hukuk açısından tamamen yasaklanmamış, kullanımına ilişkin sınırlandırmalar getirilmiştir.

Lahey-8 Andlaşması'nın dışında deniz mayınlarının kullanımına ilişkin 1995 tarihli Denizde Silahlı Çatışmalara Uygulanacak Uluslararası Hukuka İlişkin San Remo El Kitabı ile karşımıza çıkmaktadır. Bu uluslararası hukuk kaynakları deniz mayınlarının kullanılmasının sınırlarını ortaya koymaktadır. Ayrıca deniz mayınlarının kullanılması uluslararası hukuk açısından tamamen yasaklanmamış; kullanımına ilişkin sınırlandırmalar getirilmiştir.

Lahey-8 Andlaşması'nın 1. maddesine göre bazı mayın türlerinin kullanımı yasaklanmıştır. Deniz yatağına demirlenmemiş deniz mayınları ancak onları döşeyen tarafın mayınları kontrol etmeyi bırakmasından en fazla bir saat sonra zararsız hale gelecek şekilde üretilmişse kullanılabilecektir. Demirlenmemiş mayınların kullanılması ise yasaklanmıştır. Yine Lahey-8 Andlaşması'nın aynı maddesine göre demirli mayınlar, onları deniz yatağına bağlayan demirlerinden koptukları anda zararsız hale gelecek nitelikte üretilmemişse kullanılması yasaktır.

Lahey-8 Andlaşması'nın 1. maddesinde yasaklanan son mayın türü ise hedefini kaçırdıklarında zararsız hale gelmeyen torpido gibi atılan mayınlardır. Bu madde hükmünde yer alan üç mayın türünün ortak özelliği kullanılma amacı ortadan kalktıktan sonra kendiliğinden zararsız hale gelmesidir. Bu vasfa sahip olmayan mayınların kullanılması uluslararası hukuk açısından açıkça yasaklanmıştır. San Remo El Kitabına göre ise savaşan tarafların, demirden ayrıldığında veya kontrol kaybedildiğinde etkin bir şekilde etkisiz hale gelebilecek mayınlar kullanabileceklerini düzenlenmiştir (m.82-86).

Lahey-8 Andlaşması'na göre deniz ticaretini engellemek amacıyla, düşman tarafın kıyı ve limanlarına deniz mayını döşemek yasaklanmıştır (m.2). Yine demirli deniz mayınları kullanıldığında, barışçıl nakliyenin güvenliği için mümkün olan her türlü önlem alınması gerektiği; savaşan tarafların, bu mayınları sınırlı bir süre içinde zararsız hale getirmek için ellerinden geleni yapması gerektiği ve gözetim altında olmaktan çıkmaları durumunda, askeri zorunluluklar izin verir vermez, gemi sahiplerine hitaben yazılmış ve diplomatik kanaldan hükümetlere de iletilmesi gereken bir bildirimle tehlikeli bölgeleri bilgilendirmeleri gerekliliği (m.3) ve savaşın sonunda ise savaşan tarafların döşenen mayınları temizlemeleri ile diğer tarafın kıyılarına döşenen demirli mayınların konumlarını o tarafa bildirilmeleri yükümlülükleri Lahey-8 Andlaşması'nda düzenlenmiştir. Deniz mayınlarına ilişkin kuralların artık uluslararası örf adet kuralı haline dönüşmüş olduğu ve Lahey-8 Andlaşması'na taraf olamayan devletler için de bağlayıcı bir kural olduğu ifade edilmektedir.

Karadeniz’de kontrolsüz sürüklenen mayınlar ister demirli deniz mayını isterse demirsiz sürüklenen deniz mayın olsun Lahey-8 Andlaşması'nın 1. maddesi gereği ya demirlerinden koptu anda veya mayını döşeyen tarafın kontrolünden çıktığı andan itibaren 1 saat içerisinde zararsız hale gelecek şekilde üretilmiş olması şarttır. Şayet Karadeniz’de sürüklenen mayınlar faal nitelikte ise bu durum Lahey-8 Andlaşması'nın ve uluslararası hukukun ihlal edilmiş olduğu anlamına gelecektir.

Uluslararası hukukun ihlalinin hukuki neticeleri

Deniz mayınlarına ilişkin uluslararası hukukun kurallarına aykırılıklar neticesinde bazı hukuki neticeler meydana gelecektir. Bunlardan ilki uluslararası ceza hukukuna ilişkindir. Uluslararası hukuka aykırı olarak askeri ve sivil hedef gözetilmeksizin kullanılan deniz mayınları neticesinde sivillerin zarar görmesi halinde bir savaş suçu işlendiği ve bu mayınların hukuka aykırı kullanılmasında komutan ve üst düzey devlet görevlileri sorumlu olacaklardır.

Diğer bir hukuki neticenin ise insan hakları hukuku çerçevesinde doğması muhtemeldir. Zira zarar gören sivillerin uluslararası insan hakları sözleşmelerinde teminat altına alınmış yaşam haklarının ihlal edildiği ifade edilebilecektir. Son hukuki netice ise deniz mayınlarının hukuka aykırı kullanan devletlerin uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri sonucu doğacak sorumluluklarıdır. Devletin bu sorumluluğu kapsamında zararı tazmin etme yükümlülüğü doğacaktır.

AA/Dr. Öğr. Üyesi Sezercan Bektaş

Yorumlar (0)
20
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?