banner15

Pakistan-ABD İlişkileri: Sürekli İhanet Eden Dost - Mahmut Osmanoğlu

ABD’nin Pakistan’a karşı yapabilecekleri hususunda ABD’nin Afganistan, Irak ve BM eski büyükelçisi Afgan asıllı Zalmay Halilzad’ın Pakistan’a yönelik ne tür adımlar atılması gerektiği üzerine “Pakistan’ın çift taraflı oyununu bozma vakti geldi” başlığı ile yayınlanan yazısı Pakistan aleyhine ne tür eylemler yapılacağı ile ilgili önemli ipuçları vermektedir.

Pakistan-ABD İlişkileri: Sürekli İhanet Eden Dost - Mahmut Osmanoğlu

Mahmut Osmanoğlu

Pakistan, 14 Ağustos 1947’de bağımsızlığına kavuştu. Birleşik Krallığın Hint Alt Kıta’sını terk etmesiyle birlikte Alt Kıta’da “İki ulus” teorisi kapsamında, dini temelli olarak Hindistan ve Pakistan kuruldu. Tarihin gördüğü en büyük göçlerden birine sahne olan bölünme ve ayrışma esnasında araya kan girdi. 15 milyondan fazla insan göç etmek durumunda kaldı ve bir milyondan fazla insan öldürüldü. Büyük bir toplumsal travma yaşandı. Daha sonraki dönemde bu iki ülke birbirlerine “ezeli” düşman oldular. Bu düşmanlık bugün de hala çeşitli düzeylerde sürüyor. ABD, Pakistan’ı ilk tanıyan ülkelerden biri idi. ABD, Pakistan’ı bağımsızlık ilanından bir gün sonra 15 Ağustos 1947’de tanıdı. O günden günümüze kadar iki ülke arasındaki ilişkiler inişli çıkışlı bir grafik izledi.

İki ülke arasındaki ilişkileri Pakistan’ın kuruluşundan Afganistan’ın Sovyetler Birliği tarafından işgaline kadar tırmanan ve işgal yılları ve Sovyetlerin çekilmesine kadar zirve yapan ama Sovyetlerin Afganistan’dan çıkmasından günümüze kadar da sürekli inişte olan ve hatta Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmut Kureyşi’nin deyimiyle “dibe vurmuş” olarak nitelemek mümkündür. Bu ilişkiler grafiğini daha anlaşılır olarak şöyle tanımlamamız mümkündür sanıyorum: Soğuk Savaş döneminde ABD’nin Sovyetler Birliğine karşı Pakistan gibi ülkelere ihtiyacı vardı. Bu yüzden ilişkilerini iyi tutmaya gayret etti ama Sovyetlerin yıkılmasından sonra geliştirilen yeni stratejiler kapsamında artık bu ihtiyacı bulunmadığı için ilişkilerin düzeyini önemsemiyor.

İlişkilerde Zirveye Giden Yol

İkinci Dünya Savaşı ertesinde oluşan iki kutuplu dünyada ve “Soğuk Savaş” olarak nitelenen dönemde ABD ve Pakistan ilişkileri hep yukarı doğru bir seyir izlemiştir. Pakistan, bu dönemde ABD’nin yakın ve Soğuk Savaş’ın sonlarına doğru çok yakın müttefiki olmuştur.

ABD, Pakistan’ı bu dönemde Türkiye, İran gibi ülkelerle birlikte hem müttefik ve hem de Sovyetler Birliğini çevreleme enstrümanı olarak kullandı. Meşhur U-2 uçakları örneğinde olduğu üzere bazı casusluk faaliyetlerini bu ülkeler üzerinden yürüttü.

Pakistan-ABD ilişkileri, Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgali (1979-1989) yıllarında zirveye tırmandı. İki ülke istihbarat servisleri (CIA-ISI), Körfez ülkelerinin de hatırı sayılır katkısı ile Sovyetlerin Afganistan işgalini fırsat bilip Komünist dünya karşıtı ülkeleri ve gençlerini Kızıl Ordu aleyhine seferber ettiler. Afganistan’a milyarlarca dolar tutarında silah yığdılar. Neticede amaçlarına ulaştılar da: Afganistan’dan çekilmesinden bir süre sonra Sovyetler Birliği çöktü ve onlarca ülke bağımsızlığını kazandı. Afganistan savaşının en büyük kazananı ABD oldu ve tek bir askerinin bile burnu kanamadan Sovyetlerden kurtulmuş oldu.

Pakistan, Sovyetler sonrası Afganistan’da söz sahibi olmak istiyordu. Savaş sırasındaki hamleleri de bu yönde oldu. Hem stratejik derinlik elde edecek ve hem de yeni kurulmuş her biri kara devleti olan Orta Asya ülkelerinin ticaret ve tabi kaynaklarının açık denizlere bağlantı sağlaması yönünde avantaj elde edecekti. Çünkü en kısa ve en ekonomik bağlantı, Pakistan üzerinden sağlanabiliyordu. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Afganistan’da Necip rejimi sonrası Pakistan’ın arzuları hilafına bir yönetim oluştu. Merkezi yönetim kurulmasına rağmen istikrar sağlanamadı.

Bu Pakistan’ın hiç de beklemediği bir durumdu. Sovyetler sonrası durum Pakistan için tam bir hayal kırıklığı idi. Peki, Afgan-Sovyet savaşında kilit rol oynayan Pakistan’ın ne menfaati olmuştu? Belki de “atom bombası”. Acaba Pakistan’ın atom bombası geliştirmesi bu ülkenin Sovyet-Afgan Mücahitleri savaşında gösterdiği üstün yararlılığın bir rüşveti mi idi? Araştırma gerektiren ama bahsi diğer bir konudur.

Sovyetler Çöktü, Pakistan-ABD İlişkileri Çöktü

Sovyetlerin Afganistan’ı işgali esnasında Pakistan-ABD ilişkileri altın dönemini yaşadı. Sovyetlerin çözülmesi aynı zamanda iki ülke ilişkilerinde yavaş yavaş kavganın başlamasına da neden oldu.

Taliban’ı oluşturma ve yönlendirme ile ilgili hep Pakistan suçlandı ama şahsi kanaatime göre Taliban oluşumunda ABD, İngiltere, Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri birlikte rol aldılar.

11 Eylül hadiselerine kadar ortada fazla bir sorun gözükmedi ama bu hadiseler sonrasında Pakistan-ABD ilişkileri kaynama noktasına geldi. ABD, dişlerini iyice gösterdi ve Pakistan’ı önüne bazı şartlar ve iki seçenekle karşı karşıya bıraktı. “Ya bizimle iş birliği yaparsınız ya da sizi Taş Devrine götürecek bir bombalama ile karşı karşıya kalırsınız.”

Dönemin Pakistan Başkanı Pervez Müşerref, ABD’lilerin beklentilerini de aşarak ve muhtemelen zaman içerisinde bu zor durumdan kurtulmayı umarak tüm şartları kabul etti ve ABD ile onların istekleri çerçevesinde zoraki bir iş birliği yaptı.

Afganistan’a uzun süreli bir müdahalede en uygun lojistik destek rotası Pakistan üzerinden geçiyordu ve ABD, Pakistan’ı iş birliğine zorlamıştı. ABD sadece Afganistan’a müdahale ile kalmayıp Pakistan sınırı ve içinde de “terörle mücadele” argümanı ile operasyonlar yaptı.

Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) ile saldırılar bu dönemde başladı. Pakistan’ın egemenlik hakları ihlal edilerek yapılan yüzlerce saldırıda birçok Pakistanlı sivil de hayatını kaybetti. Hatta Pakistan askerleri vuruldu.

2011 yılında meydana gelen bir dizi hadise, iki ülke ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu. ABD hava unsurları Pakistan’dan izin almadan Pakistan hava sahasını ihlal ederek Usame bin Ladin’i öldürdüklerini iddia ettiler.

Pakistan’da bir casus ağı yönettiği iddia edilen Raymond Davis isimli CIA casusunun Lahor şehrinde Pakistan istihbarat görevlisi olduğu düşünülen iki Pakistanlıyı öldürmesi, ilişkileri iyice gerdi. 2011 yılı sonlarında bir NATO saldırısında 25 Pakistan askerinin öldürülmesi, bardağı taşıran son damla oldu.

ABD, Pakistan-Afganistan sınır hattında yürüttüğü insansız uçak operasyonlarını yürüttüğü “Şemsi” üssünden çekilmek zorunda kaldı. O tarihten bugüne iki ülke ilişkileri sürekli geriledi ve yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Pakistan’ın yeni hükümetinin yeni dışişleri bakanı iki ülke ilişkilerini “dibe vurmuş” olarak niteledi.

ABD ile Pakistan Arasındaki Kriz Noktaları

Pakistan ile ABD arasındaki ilişkilerin tarihi seyrini fazla detaya girmeden özetledikten sonra iki ülke arasındaki kriz noktaları üzerinde durmamız gerekiyor.

Nükleer Silahlar ve Füze Sistemleri

Pakistan, günümüzde nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke olmaktan öte nükleer bombalarını taşıtabilecek kısa, orta ve uzun menzilli füze sistemlerine de sahip bir ülkedir. Ayrıca, nükleer saldırıya uğradıktan sonra ayakta kalma ve saldırma yeteneğini de (2nd strike ability) elde etmiştir. “Ezeli düşmanı” Hindistan’la başa baş bir silahlanma yarışı yürütmektedir. Pakistan’ın bu husustaki yumuşak karnı nükleer silahı NPT dışında elde etmiş olmasıdır. Hindistan’da aynı kategoride (ve hatta İsrail) olmasına rağmen ABD tarafından Pakistan’a çifte standart uygulanmaktadır. Pakistan bu nedenle “Nükleer Tedarikçiler Grubu”na da girememektedir.

Pakistan, bölgedeki diğer bir nükleer güç olan Çin’le “geleneksel” hale getirdiği iyi ilişkileri ve nükleer iş birliğine gitmeleri durumunda bölgede oluşacak Pakistan-Çin nükleer ekseni Hindistan-Çin güç dengesini ikincisi lehine bozmaya adaydır ve Hindistan böylece nükleer çevreleme altına girer.

ABD, Batı ve özellikle de İsrail, Pakistan’ın nükleer gücü ile bir hayli ilgilidir. Sürekli Pakistan’ın nükleer silahlarının “kötü niyetli insanlar”ın eline geçeceği propagandasını yapmakta ve böylece Pakistan nükleer silahlarının güvende olmadığı algısı yaymaya çalışmaktadırlar. ABD ve İsrail’in Hindistan’la iyi ilişkiler geliştirmelerinin bir nedeni de Pakistan’ın nükleer silahlarını yakından takip ve hatta fırsatını bulduklarında sabotajdır.

ABD’nin çeşitli nedenlerle Pakistan üzerindeki baskıyı sürekli hale getirmesinin en temel nedenlerinden biri Pakistan’ın işte bu nükleer gücüdür.

Dolayısıyla, Pakistan sürekli olarak ABD ve müttefiklerinin radarında bulunacaktır. Pakistan, ABD’nin nükleer dışındaki tüm isteklerine olumlu cevap verse bile nükleer meselesi iki ülke arasında her daim anlaşmazlık konusu olacaktır.

Pakistan’la ilgili her tür istikrarsızlaştırma faaliyeti bağlamında nükleer faktörün kesinlikle unutulmaması gerekir.

ABD’nin Hindistan’la Stratejik Ortaklığı

ABD, diplomatik ilişki kurmasından Soğuk Savaşın bitimine kadar Pakistan ile iş tuttu. Sovyetlerin çökmesi ve ‘Soğuk Savaş’ın sona ermesi ertesinde Çin’i çevreleme stratejisi üzerinden tercihini Hindistan’dan yana kullandı.

Hindistan’ı ezeli düşman olarak gören Pakistanlılar ABD’nin Hindistan’la gitgide artan iş birliğine girmesini kendi ulusal güvenliklerine yaşamsal bir tehdit olarak değerlendiriyorlar ve ABD’nin Hindistan ile ilişkilerini güçlendirmesi sürecinin kendileri aleyhine işlediğini düşünüyorlar.

ABD’nin Hindistan ile ilişkilerini geliştirmesi, Pakistan’ı Hindistan’la ikili ilişkileri, Keşmir meselesi ve Afganistan bağlamında etkiliyor.

Hindistan’ın ABD’den stratejik ortaklı gelişmiş silah ve teknoloji alıyor olması, zaten Hindistan lehine olan silah dengesini orta ve uzun erimde Hindistan lehine daha da bozacaktır. Her ne kadar ABD’nin Hindistan’ı desteklemesi Çin’i dengeleme amaçlı olsa da nükleer caydırıcılığa rağmen, Pakistan’la Hindistan arasında çıkması muhtemel bir savaşa Hindistan daha avantajlı girecektir.

ABD’nin Hindistan’a yaklaşması ile birlikte Pakistan’ın elindeki Keşmir ile ilgili Hindistan’a karşı enstrümanları da işlevsiz hale gelmeye başlamıştır. ABD, Pakistan destekli Keşmir direniş grupları ve liderlerini “terörist” ilan ederek Pakistan’ın elini zayıflatmaya başlamıştır.

Hindistan’ın Afganistan’la ilişkileri ve ABD’nin Hindistan’ın Afganistan’da daha fazla rol almasına yönelik teşvikleri, Afganistan’ı stratejik derinliğinin önemli bir parçası olarak gören Pakistan açısından oldukça huzursuz edicidir. Hindistan Afganistan’la “stratejik ortaklık anlaşması” imzalamıştır ve bu durum Pakistan’ın ulusal güvenliği açısından oldukça kötü bir kabustur.

Afganistan’da Çatışan Menfaatler

Alt Kıta’nın Pakistan ve Hindistan tarafından 1947 yılında paylaşılması ile Pakistan Afganistan’la 2430 kilometrelik bir sınıra sahip oldu. Bu iki ülke arasında sınır anlaşmazlığı manasına da geliyordu. 1898’de Hint İngiliz Yönetimi ile üzerinde anlaşılan, daha doğrusu Afganistan’a dayatılan Durand Hattı, Afganlıları memnun etmemişti. İngilizler gidip Pakistan kurulunca Afganistan “Peştunistan” olarak kabul ettiği toprakları Pakistan’dan talep etmeye başladı.

İki ülke, zaman zaman savaşın eşiğine kadar geldiler. Birbirleri aleyhine istikrarsızlaştırma faaliyetlerine giriştiler. Sovyetlerin Kızıl Ordu ile Afganistan’a girmesi ile birlikte durum değişti. Pakistan, hem ülkesine yığılan milyonlarca Afgan mülteciye ev sahipliği yapmaya başladı ve hem de ABD ve Sovyet karşıtları ile birlikte Kızıl Ordu aleyhine büyük ve başarılı bir kontrgerilla faaliyeti yürüttü.

Pakistan, Sovyetler sonrasında Afganistan’da söz sahibi olmak ve “Peştunistan” sorununu ilelebet rafa kaldırmak istiyordu ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

Sovyet kuklası Necibullah rejiminin çökmesi ardından işbaşına gelen Mücahit liderlerin Pakistan’la arası iyi olmadı. Pakistan’ın “Cihad” dönemi önceledikleri gruplar iktidara gelemediler ve Afganistan bir iç savaşa duçar oldu.

Bir anda ortaya çıkan ve kısa bir süre zarfında Afganistan’ın büyük bölümünü ele geçiren Taliban, Pakistan menfaatleri açısından bir şans olabilirdi ama 11 Eylül hadiseleri ile birlikte tüm planlar suya düştü.

ABD, El Kaide’yi yok etme iddiası ile Afganistan’a müdahale etti, kısa bir sürede Taliban hükümetini yıktı. Ama savaşı bitiremedi. Taliban’la savaş halen sürüyor. Hatta ABD tarihindeki kesintisiz en uzun savaş haline geldi.

Gerçi ABD, Afganistan’la yaptığı “İkili Güvenlik ve İşbirliği” anlaşması çerçevesinde üsler elde ederek bu ülkedeki varlığını sürekli bir hale getirdi ve Pakistan’a komşu oldu.

Afganistan’da Pakistan ile ABD’nin menfaat çatışması yaşanmaktadır. Trump’ın işbaşına gelmesiyle birlikte bu çatışma kızışmıştır. ABD, kendisi Taliban ile savaşırken Pakistan’ı Taliban ve yine Afganistan içerisinde silahlı faaliyet gösteren Hakkani grubuna “yardım ve yataklıkla” suçlamaktadır. ABD varlığında Pakistan, Afganistan’da söz sahibi olamayacaktır. ABD onay ve teşviki ile Hindistan’ın Afganistan’da etkin olması, Pakistan’ın stratejik derinlik hesaplarını suya düşürmekte ve ulusal güvenliği açısından büyük risk oluşturmaktadır. Pakistan ülkesindeki istikrarsızlaşma faaliyetlerini Hindistan ve Afganistan’a mal etmektedir.

Şu da var ki Afganistan’daki savaşın sürdürülmesi ya da bitirilmesinde Pakistan’ın kilit rolü olduğunun unutulmaması gerekiyor.

Burada bir başka noktaya da dikkat çekmekte fayda var. Taliban, Afgan hükümeti ve ABD için sorun oluşturmaktadır ama ABD varlığı için de bir sebep teşkil etmektedir. ABD, çeşitli jeostratejik ve ekonomik sebeplerden dolayı Afganistan’da bulunmak için oradadır. Afganistan’dan kalıcı üsler elde etmesinin, hem de 9 adet, başka açıklaması yoktur. ABD, Afganistan’da bulunduğu sürece de Pakistan ile ilişkileri düzelmeyecektir.

Bu bağlamda dikkat çeken başka önemli bir husus da ABD’nin de gelmesi ile birlikte 5 nükleer gücün bu bölgede birikmiş olmasıdır. Afganistan’da ABD’nin üsler vasıtasıyla varlığının sürekli hale gelmesi, bölgedeki büyük güçler Rusya federasyonu ve Çin’i rahatsız etmekte ve bu güçler de kendi kartlarını ortaya sürmektedirler. Bu durum bölgenin orta ve uzun erimde önemli hadiselere gebe olduğuna delalet etmektedir.

Yeni Oluşan Pakistan-Çin / ABD-Hindistan Ekseni

Pakistan-Çin ilişkileri başından beri iyi idi. Yıllar boyu hep gelişti. Pakistan’da iktidarlar değişti ama Çin ile iyi ilişkiler değişmedi. Her zor şartın denemesinden geçen iki ülke ilişkileri geleneksel bir bağ haline geldi. Bu iyi ilişkilerden dolayı Pakistan, dönemin ABD başkanı Richard Nixon’ın 1972’de Çin’i ziyareti için arabuluculuk yaptı.

ABD’nin stratejik müttefik olarak yönünü Hindistan’a dönmesi ile birlikte Pakistan-Çin ilişkileri de her alanda daha güçlü bir duruma geldi.

Mayıs 1998’de Pakistan’ın nükleer bomba denemeleri sonrasında ABD’nin yaptırım uygulamaya başlaması, Pakistan’ın askeri alanda da yüzünü büyük oranda Çin’e dönmesine neden oldu. Bugün artık Pakistan-Çin ve ABD-Hindistan ekseninden bahsedebiliyoruz. Pakistan’ın Çin ile stratejik, siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri her geçen gün daha da güçleniyor. 60 milyar doların üzerinde yatırım maliyeti olan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) ile birlikte Pakistan-Çin ilişkileri daha da güçlü hale geliyor. Bu koridorun en önemli özelliği, Çin’in bu koridor üzerinden Pakistan’ın Hint Okyanusu limanı Gwadar’a ulaşarak ABD-Hint çevrelemesini kırıyor olmasıdır. Çin’in Doğu Türkistan üzerinden Pakistan ile çoğu olumsuz koşullara sahip 523 km kara sınırı bulunduğunu da burada hatırlatmamız gerekiyor.

Pakistan bu stratejik ortaklık ile kendi lehine Hindistan ve ABD’yi dengelerken Hindistan’ı da çevrelemiş oluyor. Pakistan ülkesindeki Çin yatırımlarının ABD ve Hindistan’ın istikrarsızlaştırma faaliyetlerini dizginlemede etkili olacağını düşünüyor. Yine de kanaatimizde kısa ve orta erimde Çin Pakistan Ekonomik Koridorunun çeşitli istikrarsızlaştırma eylemlerine sahne olacağını söylemek uzak ihtimal değildir. Bu tehdidi algılayan Pakistan ordusu “her ne pahasına olursa olsun” bu ekonomik koridoru koruyacağını ilan etmiştir.

Geçtiğimiz günlerde Pakistan’ın yeni başbakanı İmran Han’ın Suudi Arabistan’a yaptığı gezi esnasında Suudi Arabistan’ın da Çin Pakistan Ekonomik Koridoruna yatırım yapacağını açıklaması bu koridoru daha da güçlendirmiştir.

Bu bağlamdaki başka bir husus ise şudur: Çin ve ABD ilişkilerinin gerilmesi Pakistan-ABD ilişkilerini de derin etkileyecektir.

ABD Neler Yapabilir, Pakistan’ın Seçenekleri Neler?

İran’a ambargonun sertleştirilmesinin de iki ülke arasında yeni çatlaklara neden olabileceğini zikrederek kısa ve orta erimde iki ülke ilişkilerinin nasıl seyredebileceği üzerine biraz beyin jimnastiği yaparak yazımızı bitirelim.

ABD Açısından;

ABD, Soğuk Savaş sonrasında oluşan yeni stratejisi çerçevesinde Pakistan ile köprüleri atmıştır. Trump ile birlikte diplomatik teamüller dışına da çıkarak Pakistan’ı köşeye sıkıştırma hesapları içerisindedir. Askeri ve ekonomik yardımları kesmiş, terörle mücadele adı altında Pakistan’ı “teröre destek veren” ülkeler sınıfına sokma çabası başlatmıştır.

Türkiye’nin tüm çabalarına rağmen Pakistan, terör finansmanı ve kara para aklama bağlamında FATF gri listesine alınmıştır.

Bundan sonraki dönemde ABD’nin Pakistan’a karşı yapabilecekleri hususunda ABD’nin Afganistan, Irak ve BM eski büyükelçisi Afgan asıllı Zalmay Halilzad’ın Pakistan’a yönelik ne tür adımlar atılması gerektiği üzerine “Pakistan’ın çift taraflı oyununu bozma vakti geldi” başlığı ile yayınlanan yazısı Pakistan aleyhine ne tür eylemler yapılacağı ile ilgili önemli ipuçları vermektedir.

Halilzad’ın 5 başlık altında topladığı eylem planı şu şekildedir:

1. Diplomatik çabaları sürdürmekle birlikte, “isyancı ve teröristleri destekleyen” Pakistanlı istihbarat yetkilileri ve bürokratları yaptırım listesine almak.

2. Pakistan toprakları içerisinde yuvalanan isyancı hedeflerine tek taraflı saldırılar.

3. Pakistan’ı terörizme destek veren ülkeler listesine almak için hazırlık yapmak

4. Pakistan’a ekonomik yardımı askıya almak, ABD’nin karar mekanizmasında etkili olduğu IMF ve Dünya Bankasını harekete geçirmek ve Pakistan’ın dünya finans sistemi ile bağlarını koparmak. Bu yönde destek vermesi için Çin’e de baskı yapmak.

5. Pakistan’ı bölgesel ve uluslararası planda hesap vermeye zorlamak.

Kısa bir süre önce Halilzad’ın ABD’nin Afganistan özel elçisi yapılması tesadüf değildir ve önümüzdeki aylar ve yıllarda bu eylem planının uygulanmasına yönelik adımları hep birlikte göreceğiz.

Pakistan Açısından;

Son dönemde “havuç ve sopa” politikasının sopa enstrümanını daha çok kullanmaya başlayan ABD’nin Pakistan’ı kuşatma, boyun eğdirme ve “diz çöktürme” çabalarının Pakistan’ı yeni alternatif ve arayışlara itmesi, diğer bölgesel ve uluslararası güçlere yönlendirmesi tabiidir. Pakistan zaten Çin ile ilişkilerini stratejik, siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda iyice geliştirmiştir ve bölgede bir Pakistan-Çin ekseni oluşmuştur. Bu birliktelik, Pakistan’ı baskılara daha dayanıklı hale getirmektedir. ABD’nin Çin’e ufuktaki baskıları, bu birlikteliği daha da perçinleyecektir.

Pakistan, stratejik bir adım atarak Ruslarla ekonomik ve askeri ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Önümüzdeki dönemde bu ilişkiler daha da güçlenebilir, Afganistan dahil birçok konuda iş birliği yapılması sürpriz olmaz.

Ruslar, ABD’nin Afganistan’daki varlığı ve üslerinin Taliban’la savaş için olduğuna inanmamakta, bu üsleri kendi ulusal güvenlikleri için tehdit olarak değerlendirmektedirler.

2016 Aralık ayında kendisi ile görüştüğümüz Rusya Federasyonu Afganistan temsilcisi Zamir Kabulov “ABD’nin Afganistan’da tek bir amacı var: Afganistan’da askeri ve politik açıdan var olmak. Afganistan jeopolitik olarak Orta Asya, İran, Rusya ve Çin’i kontrol etmek için önemli bir yerde bulunuyor. (Afganistan’daki ABD varlığı) doğal olarak bizi rahatsız ediyor.” demişti. Kabulov ayrıca Taliban ile ilgili görüşlerinin değiştiği sinyallerini vermişti.

Dolayısıyla Afganistan’da son yıllarda Pakistan ve Rusya’nın (ve hatta İran’ın) ABD karşıtı ve Taliban’a lehine politikalarının örtüştüğünü gözlemliyoruz. Pakistan, Rusya ile ilişkileri daha da güçlendirme yönünde önümüzdeki dönemde yeni adımlar atacaktır.

Pakistan, Şanghay İşbirliği Örgütü üyeliği ile Çin, Rusya ve Orta Asya ülkeleri ile irtibatını sağlamlaştırmış, ABD baskısını hafifletme yolunda kendisine yeni alternatifler oluşturmuştur.

Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi geleneksel iyi ilişkilere sahip olduğu ülkelerle de değişik sahalardaki ilişkilerini geliştirmekte ve işbirliği yolunda önemli adımlar atmaktadır.

İmran Han Dönemi

Pakistan’ın çiçeği burnunda başbakanı İmran Han döneminde ilişkilerin normale dönmesi beklenmiyor. Pakistan’ın yeni Dışişleri Bakanı “önceki hükümet döneminde hiçbir seviyede irtibat olmadığını ama yeni hükümetin aradaki güvensizliği sonlandırmak, gerginliği azaltmak ve kendi menfaatlerini gözeterek ABD ile yeni bir başlangıç yapmak isteğini” söylüyor. İmran Han’ın önceki anti Amerikan retoriği de göz önünde bulundurularak, bu yakınlaşma politikasının ne derece faydalı olacağını zaman gösterecektir.

Şu da var ki Pakistan’da ordunun nükleer, Afganistan ve Hindistan politikalarını belirlemede etkin olduğu göz önüne alındığında, orduya rağmen İmran Han’ın bu konularda manevra kabiliyetinin sınırlı olduğu gözlemleniyor.

Diğer taraftan Pakistan sokağı da ABD’ye güvenmiyor. ABD ile ilişkilerin hep Pakistan aleyhine işlediğini düşünüyor ve Amerikan aleyhtarlığı gitgide yaygınlaşıyor. Trump öncesi dönemde ABD liderliğini onaylamama oranı bir ara %92 lere tırmanmıştı.

Netice olarak söylemek gerekirse, Trump dönemi iki ülke ilişkilerindeki çatlağı sadece genişletecek ve hatta büyük kırılmaya yok açacak gibi gözüküyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Pakistan’ı “çift taraflı oynamak” ve Trump’ın ifadesiyle “yıllardır yalan söylemek, aldatmak ve ahmak yerine koymakla” suçladığı, diğer taraftan Pakistan’ın ise eski dışişleri bakanı diliyle ABD’yi “sürekli ihanet eden dost” olarak nitelediği bir ortamda Pakistan-ABD ilişkilerinde karanlık ve belki de fırtınalı bir ufuk göze çarpıyor.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi Sayı: 6

Mahmut Osmanoğlu Kimdir? 

Güncelleme Tarihi: 22 Mayıs 2019, 15:02
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35