banner15

Portekiz’in Afrika’daki Kara Tarihinden Bir Kesit: Batepa Katliamı

20. yüzyılın başlarından itibaren Portekizliler, köleliğin kalkmasına rağmen şeker ve kakao üretimindeki işçileri zorla çalıştırma ve kötü çalışma koşullarına maruz bırakmakla suçlandı. Köylüler her ne kadar şeker kamışı, kahve ve kakao tarlalarında bu zor ve ağır şartlar altında çalışmayı reddetseler de 1937 yılında koloni yönetimi çıkarttığı yeni vergi yasası ile birlikte işçileri bu şartlar altında çalışmak zorunda bırakmışlardır.

Portekiz’in Afrika’daki Kara Tarihinden Bir Kesit: Batepa Katliamı

MUSTAFA YASİR KURT

Afrika’nın yüzölçümü olarak en küçük ikinci ülkesi olan Sao Tome ve Principe, kıtanın batısında yer alan iki adadan meydana gelmektedir. Ülkenin ismi, uzun yıllar bu iki adada sömürge faaliyetlerinde bulunan Portekizliler tarafından verilmiştir: Sao Tome adasının keşfi Aziz Thomas kutlamalarının yapıldığı tarihte gerçekleştirildiği için bu ismin Portekizcesi adaya verilirken ülkeyi oluşturan diğer ada olan Principe adası da 17 Ocak 1472 tarihinde keşfedildikten sonra São Antão adını almış, bu isim daha sonra 1502 yılında Prens Adası olarak değiştirilmiştir. Ülkenin tarihi 1470 yılında Portekizlilerin Sao Tome’ye ayak basmasıyla başlatılmaktadır. Batılı kaynaklara göre Portekizliler geldiğinde bu iki adada hiçbir insan yaşamıyordu. Portekizliler adaların ticari potansiyelini fark ettikten sonra 1493 yılında Sao Tome’ye; 1500 yılında ise Principe adasına yerleşmeye ve burada uzun yıllar sürecek sömürge faaliyetlerine başladılar. Adaların ana kıtadan uzak ve ıssız olmasından dolayı adaya yerleşecek gönüllü bulmakta yaşanan güçlükler, adaya gelen ilk yerleşimcilerin kendi rızasından ziyade zorunlu olarak yerleştirilmesine neden olmuştur. Bu nedenle ülkenin ilk sakinleri, çoğunlukla ana kıtadaki sömürgeden getirilen kölelerden veya Portekiz’de hüküm giymiş suçlulardan oluşuyordu. Adaya çalıştırılmak üzere zorunlu göçe tabii tutulan Afrikalıların büyük bir çoğunluğu Angola, Yeşil Burun Adaları ve Mozambik’ten getirilmiştir. Angola’dan köle olarak getirilen insanlar bir süre Sao Tome adasının güney bölgesinde izole edilmiş bir şekilde yaşadıktan sonra ülke genelinde yayıldı ve büyük ölçüde asimile edildiler. Yeşil Burun Adası’ndan getirilenler ise daha sonra yerleşik nüfusun en büyük grubunu oluşturacak topluluk olmuştur. Afrikalı yerleşimcilerin yanı sıra adaya yerleştirilen Yahudi nüfusun varlığı dikkat çekicidir. İspanya’dan göçe zorlanan ve 1492 yılında Portekiz’e kaçan Yahudiler bu dönemde Portekiz’de güçlü bir Katolik hâkimiyetinin bulunması ve iç çatışmaların yaşanması nedeniyle Sao Tome ve Principe’e gönderilen topluluklardan biri olmuştur.

Kısa süre sonra özellikle Sao Tome’de volkanik toprağın şeker yetiştirmek için verimli olması nedeniyle şeker pancarı yetiştirmek üzere ciddi bir tarım faaliyeti başlatıldı. 16. yüzyılın ortalarında Sao Tome, Afrika’nın en büyük şeker ihracatçısı haline geldi. Kısa süren bu liderlik aynı yüzyılın sonlarına doğru Brezilya’da artan şeker üretimi, Hollanda’nın adayı işgal girişimi ve kıtlık gibi nedenlerden dolayı şeker üretiminde yaşanan düşüş, Portekiz’in tarım faaliyetlerine son verip köle ticaretinin önemli merkezlerinden biri haline getirmesiyle sonuçlanmıştır. Portekiz adayı keşfettikten sonra buraya zorla yerleştirdiği birçok köleyi yine kendi sömürgesi olan Brezilya’da bulunan sömürge bölgelerine göndermiştir. Bu süreçte özelikle şeker ve kakao üretiminde yaşanan zorluklar nedeniyle ada uzun bir süre yalnızca köle ticareti için önemli bir transit merkezi haline gelmiştir. 19. yüzyılda ülkede şeker üretiminin yerini alan kakao bugün hala temel ihracat kaynağı olarak kalmaya devam etmekte ve ülkenin neredeyse tüm mal ihracatını oluşturmaktadır.

1822’de Brezilya’nın bağımsızlığı, Portekiz topraklarında köle ticaretinin baskılanması ve 19. yüzyılda kahve ve kakao yetiştiriciliğinin başlatılması sömürgecilerin üretim ve ihracat merkezini tekrar Sao Tome’ye döndürerek ülkede ikinci sömürge döneminin başlatılmasına neden olmuştur. Kakao ve kahve 1890’larda ana üretim ve ihracat mahsulü haline gelmiş ve ülkeyi dünyanın en büyük emtia üreticisi konumuna getirmiştir. Köleliğin yasal olarak kaldırıldığı yıllarda Angola, Yeşil Burun Adaları ve Mozambik gibi Afrika’dan getirilen işçilerin kakao ve kahve üretiminde zorunlu olarak çalışmaları devam etmiştir. Tüm dünyada köleliğin kaldırılmasına rağmen Sao Tome ve Principe’de kölelerin belli bir süre eski sahipleri için çalışma zorunluluğu getirildiği için kölelik adada fiili olarak uzun yıllar sonra sonlandırılmıştır. Unutmamak gerekir ki; adada kölelik fiili olarak bittiği dönemde bile servicais adını verdikleri bu işçilerin yaşam ve çalışma koşulları kölelikten çokta farklı değildi. Sözgelimi bu süreçte Afrika ana kıtasından sözleşmeli işçi olarak adaya gelen kişilerin aksine 16. yüzyılda adaya yerleştirilen ve artık yerli olarak kabul edilen insanların sözleşmeli işçi olarak başvurmaları yasaklanmıştı. 20. yüzyılın ortalarında bu şartlar adada yaşayanların tepkisini çekecek ve uzun yıllar sürecek protestolara neden olacaktır.

20. yüzyılın başlarından itibaren Portekizliler, köleliğin kalkmasına rağmen şeker ve kakao üretimindeki işçileri zorla çalıştırma ve kötü çalışma koşullarına maruz bırakmakla suçlandı. Köylüler her ne kadar şeker kamışı, kahve ve kakao tarlalarında bu zor ve ağır şartlar altında çalışmayı reddetseler de 1937 yılında koloni yönetimi çıkarttığı yeni vergi yasası ile birlikte işçileri bu şartlar altında çalışmak zorunda bırakmışlardır. 1952 yılına gelindiğinde ise şartlar değişmemiş, 1945 yılında adaya sömürgeciler tarafından atanan Vali Carlos Gorgulho’nun köylülerin zorunlu olarak çalışmasını emretmesinin yanı sıra kişi başına ödenmesi gereken vergiyi tekrar arttırarak şartları iyiden iyiye zorlaştırmıştır. Şartların ağırlaşmasına müteakiben 1953 yılında yerli toprak sahiplerine ait olan toprakların Yeşil Burun Adaları’ndan işe alınanlar lehine istimlak edilecek söylentilerinin yayılmasıyla birlikte ayaklanma çıkmıştır. 3 Şubat 1953’te yerli halk yaşam şartlarını protesto etmek için toplanmıştır. Bu gösterilerde Manuel da Conceição Soares adında bir işçinin polis tarafından öldürmesi üzerine ertesi gün daha büyük bir protesto gösterisi başlatılarak tüm adada kendisini gösteren bir direnişin ilk adımı atılmış oldu. Vali Gorgulho Portekizli yetkililere komünist bir isyanın patlak verdiğini ve adada bulunan Portekizlileri korumak için protestolara müdahale etmeleri gerektiğini iletti. Bu çağrıya yanıt veren Portekizli yöneticiler isyanı önlemek için 1953’te Batepa adında küçük bir köyden başlayıp Sao Tome adasının tamamında devam eden acımasız bir katliam gerçekleştirdiler. Portekizliler tarafından oluşturulan yerel polis teşkilatı Corpo de Polícia Indígena tarafından gerçekleştirilen müdahalenin ilk günlerinde bir hücrede yirmi sekiz kişinin boğularak, bir binanın ateşe verilmesi sonucunda ise yirmi kişinin yanarak öldürüldüğü ifade edilmektedir. Ayrıca polisler tarafından elektrik verilerek ve denizde atılarak birçok insanın öldüğü bilinen Batepa katliamı sırasında Vali Gorgulho “sorunları önlemek için bu pislikleri denize attık” şeklinde açıklama yapması yaşananların ne kadar acımasız ve vicdansız bir şekilde gerçekleştiğini gözler önüne sermektedir. Bu katliamda denize atılanların ve yakılarak öldürülen insanların sayısı belirlenemediği için yaşananların ne kadar insanın canına mal olduğu net olarak bilinmemekle birlikte yaklaşık 2000 masum sivilin katledildiği tahmin edilmektedir. Adanın sömürge tarihinde önemli ve unutulmaz bir olay olmaya devam eden Batepa katliamı bugün hala yıldönümünde ölen insanlar tören ile anılmaktadır.

1950’lerin sonunda, bu üzücü olaydan on yıldan daha az bir zaman sonra, Portekizli yöneticiler halktan gereken cevabı almıştır. Küçük bir grup Sao Tome ve Principe’nin sömürgeden kurtarmak ve bağımsız bir devlet kurmak için Sao Tome ve Principe Kurtuluş Hareketi’ni (MLSTP) oluşturdu. Merkezi Gabon’da bulunan hareket bu süreçte yalnız bırakılmamış, Afrika kıtasındaki bağımsızlık talep eden diğer Afrika ülkeleri tarafından destek verilmiştir.  1974’teki bir darbenin ardından Portekiz’de iktidara gelen hükümet, 1975’te MLSTP’ye iktidarı devretmeyi kabul etti ve hemen hemen tüm Portekizli sömürgeciler bu süreçte Portekiz’e kaçmak zorunda kaldı. 1953 yılında küçük protestolar ile başlayan süreç 1975 yılında meyvesini vermiştir.

Kölelikten kurtuldukları söylense de yıllarca tüm üretim faaliyetlerinde zorunlu olarak çalıştırılarak efendi-köle ilişkisinin devam etmesi, Sao Tome’deki Afrikalı insanları 1975 yılında bağımsızlık ile sonuçlanacak protestolara sürüklemiştir. Çalışma koşullarında gösterdikleri acımasız tavırları protesto gösterilerini bastırırken de gösteren Portekizliler 1953 yılında yaşanan olaylar sırasında ateşe vererek, denize atarak, elektrik vererek, boğarak ve kurşuna dizerek birçok masum insanın ölümüne sebep olmuşlardır. Portekiz’in kara tarihine yazılan bu katliam, sömürgecilerin Afrika’da gerçekleştirdiği katliamlardan yalnızca biridir. Buna rağmen bu üzüntü ve utanç verici olaylar sömürgeciler tarafından üstü örtülmüş veya gerekli önem verilip araştırılmasına imkan verilmemiştir. Öyle ki incelediğimiz katliamda ölenlerin sayısı veya kimlikleri hakkında hala net bir bilgi bulunmamaktadır. Afrika’daki sömürge tarihi ile zaten kirli bir sicile sahip olan Portekiz, 20. yüzyılın ortalarında gerçekleştirmiş olduğu bu utanç verici olay ile kıtanın tarihsel hafızasına acı ve nefret dolu yeni bir fotoğraf eklenmiştir.

Kaynak: AFAM

YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35