Türkiye Amerika Birleşik Devletleri İlişkilerinde Yeni Bir Gerilim Konusu; F-35 Gelişmiş Savaş Uçağı Programı

Türkiye Amerika Birleşik Devletleri İlişkilerinde Yeni Bir Gerilim Konusu; F-35 Gelişmiş Savaş Uçağı Programı

Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), tarihlerinin en düşük ikili ilişkiler seviyesini 2018 yılı yaz aylarından itibaren yaşamaya başlamıştır ve bu gerilimdeki esas alevlenme noktası Rahip Brunson olayı olarak kabul edilmektedir. Türkiye’ye bu nedenle olduğu ileri sürülen bir dizi kısıtlamalar yürürlüğe sokan ABD’nin bu uygulaması sonucunda ise Türk lirasında ani ve şiddetli bir düşüş yaşanmıştır. İşte tam da bu arada ABD Kongresi, Türkiye ile ilgili birçok konuya birden aktif olarak müdahil olmaya başlamıştır. Bu konular arasında, Türkiye’nin Rusya ve İran’a Suriye İç Savaşı özelinde yakınlaşması ile ABD’nin koruması altındaki terör örgütleri ve mensupları hakkındaki tepkileri dışında, Türkiye’nin Rusya’dan satın alacağını açıkladığı S-400 hava savunma sistemleri ve ABD’den satın alacağı F-35 uçaklarının durumu bulunmaktadır.

Özellikle Türkiye’nin Rusya Federasyonundan S-400 hava savunma sistemi alma kararı almasından itibaren, F-35 gelişmiş savaş uçağı projesinin ortağı ve önemli parçalarının üreticisi durumundaki Türkiye ile ABD arasında Amerikan yönetiminin Türkiye’nin siparişi olarak üretimi tamamlanan uçakların teslimi ile ilgili olumsuz tavrı yeni bir kriz konusu olarak ortaya çıkmıştır. Bu konudaki önemli bir gelişme de 2018 Ağustos ayı sonunda ABD Kongresine sunulan Türkiye-ABD ilişkilerinin kısa geçmişi konulu raporun F-35 Programı ile ilgili bölümü olarak kamuoyuna yansımıştır. ABD Kongresi’nin bazı üyeleri, rahip Brunson olayı ve Rusya’dan S-400 hava savunma sisteminin satın alınması gibi gerekçeler öne sürerek, F-35 ve daha genel anlamda askeri malzeme satışını kısıtlamaya dönük bazı girişimlerde bulunmuş, bu girişimlerin en somut sonuçlar doğuranı savunma harcamalarının düzeyini ve bu fonlamanın kullanımının denetimine dair politikalar belirleyen 716 milyar dolarlık Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) olmuştur. NDAA tasarısının nihai versiyonunda, Türkiye’ye F-35 teslimatının geçici olarak durdurulması öngörülüyor ve Trump’ın imzasıyla yasalaşan belgeyle, Savunma Bakanlığından 90 gün içerisinde Dışişleri bakanlığı ile koordine ederek, ABD’nin Türkiye’deki askeri varlığı, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 satın alma potansiyeli ve olası seçenekler ve Türkiye’nin F-35 programına katılımını da kapsayan (bu konuya Türkiye’nin program dışı kalması hâlinde programa olacak etkisinin ABD ve diğer ortaklar bakımından da değerlendirilmesi dâhil olacaktır) bir rapor istenmekte ve bu rapor hazırlanana kadar da Türkiye’ye yapılacak teslimatın askıya alındığı belirtilmektedir.

Türkiye ise Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) tarafından yapılan açıklamalarda konunun teknik değil, tamamen siyasi olduğunun altını çizerek, Amerikalıların F-35’lerin en önemli özelliği olan radar görünmezliği konusundaki endişelerinin gereksiz olduğunu ifade etmekte, İsrail’in elindeki F-35 uçakları ve Suriye’de konuşlu 600 kilometre menzili olan S-400 sistemleri ile aynı şekilde Norveç’in elindeki F-35’leri ve hemen karşısındaki Rusya’nın S-400’lerini örnek olarak göstermektedir. Yine SSB’lığı açıklamalarında “dost düşman tanıma sistemi” olarak kimse ile paylaşılmayacak milli bir sistem  kullanılacağı  konusunda  ABD’ye  garanti  verildiğini,  başkasıyla  paylaşılmaz özellikteki bu sistem hakkında Rusların da bilgilendirildiğini ve S-400 alımında ön şartlarımızdan birisinin bu gizlilik olduğunu ifade ediyordu. Yine Türkiye, program ortağı ve üreticisi olarak, böyle bir uygulamanın muhtemel sakıncalarını sık sık dile getirmekte. ABD tarafında ise özellikle Trump yönetiminde görülen fikir ayrılıklarının bir yansıması kabul edilecek şekilde Savunma Bakanı Jim Mattis’in Defense News’te yayınlanan “F-35 Türk tedarik zinciri bugün bozulursa, uçak üretim kesintisine neden olacak, 50 ila 75 adet F-35’in teslimatını geciktirecek ve kaybın geri kazanılması yaklaşık 18-24 ay sürecektir” şeklindeki açıklamalarının, Türkiye’nin tezlerini destekleyici yönde olduğunu hatırlamakta fayda bulunmaktadır. İki ülke arasındaki gerilimle sınırlı kalmayacak, hatta gerek ticari, gerek teknik, gerekse siyasi boyutuyla çok taraflı bir uluslararası bir krize dönüşme ihtimali olan konuyu tam olarak anlayabilmek için biraz geriye gidip, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasının arkasında yatan nedenleri incelemek uygun olacaktır.

Türkiye’nin yüksek irtifa hava savunma silah sistemi ihtiyacı güney sınır komşularında yaşanan iç karışıklıklardan çok önce gündeme gelmiş olmasına ve bu ihtiyacını karşılamak amacıyla da 2010 yılında teklife çağrı dosyası yayınlanarak açılan ortak üretim ve teknoloji paylaşımını da kapsayan ihaleyi Çin Halk Cumhuriyetinden bir devlet şirketinin kazanmış olmasına rağmen, NATO dâhil olmak üzere batılı müttefiklerinin yoğun baskı ve itirazları nedeniyle projeye başlanamamış ve bugüne kadar da Türkiye bu çok önemli güvenlik ihtiyacını karşılamak için bazı NATO müttefiki ülkelerin desteği ile mevcut tehdide geçici olarak tedbir alabilmiştir. Özellikle Suriye’deki iç savaş döneminde, destek sağlamak amacıyla Türkiye’de konuşlandırılan hava savunma sistemlerinden bazıları, ilgili ülkelerin öne sürdüğü çeşitli bahanelerle zaman zaman geri çekilmiş ve bu durum yüksek irtifa hava savunmamızda önemli bir zafiyete sebep olmuştur. Bunun üzerine de Türkiye öncelikle yerli hava savunma silah sistemlerini geliştirmeye yönelik çalışmalarını hızlandırılırarak uzun menzilli balistik füzelere ve havadan gelecek tehditlere karşı “Uzun Menzilli Yüksek İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi” olan Hisar-U projesine başlamış, proje tamamlanana kadar geçecek süre içerisinde de hazır alım yoluyla bu açığını kapatacak şekilde arayış içerisine girmiştir.

Konunun geçmişindeki önemli kilometre taşlarından bahsetmek gerekirse; Doğu ile Batı blokları arasındaki nükleer denge Soğuk Savaş yıllarında özellikle de 1970’li yıllardan itibaren Türkiye’nin komşularının envanterine de girmeye başlayan balistik füzeler nedeniyle Türk kamuoyunun gündemine gelmiştir. Özellikle 1991 Körfez Savaşı sırasında komşularının sahip olduğu balistik füzelere karşı Türkiye’nin kendini koruyacak imkânlara sahip olmadığının anlaşılması sonucunda acil tedbir alınması gerektiği değerlendirilmiştir. Irak’ın mağlup olması ve tehlikenin geçmesinden sonra bu konudaki farkındalık ve kaygılar unutulmuş, tehdit algılaması zayıflamış ve konu 2003’de kadar Türk kamuoyunun gündeminde kendine yer bulamamıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nin 2003 yılında Irak’a yönelik icra ettiği 2'nci Körfez Harekatı sırasında Irak rejiminin denetimlerden kaçırarak bir kenara sakladığı iddia edilen balistik füzeler Türk kamuoyunda yeniden tehdit algısı yaratmış, Birinci Körfez Savaşı’nın üzerinden 12 yıl geçmiş olmasına rağmen ihmal edilen füze savunma yeteneğinin öncelikle ve ivedilikle kazanılması için çalışmalar başlatılmış ancak yine bu yönde somut bir adım atılmamıştır. Konunun başka bir boyutuyla gündeme gelmesi ise Türkiye’nin NATO’nun Kasım 2010’daki Lizbon Zirvesi’nde, İttifak’a yönelik balistik füze tehdidinin birincil ve öncelikli kaynağı olarak İran’ın adının açık bir şekilde zikredilmesine karşı çıkarak gerek yurtiçi gerekse uluslararası kamuoyunda tartışma yaratması ile olmuştur. Türkiye’nin 2010 yılında teklife çağrı dosyasını yayımladığı yüksek irtifa hava savunma füze sistemi ihalesi 2013 yılında sonuçlanmış, proje kapsamında görüşmelere başladığı Çin devlet firması CPMIEC’in FD-2000 füze savunma sistemiyle kazandığı ihalede, ABD’li Raytheon-Lockheed Martin ortaklığının Patriot sistemi ve İtalyan-Fransız Eurosam konsorsiyumun SAMP/T Aster-30 sistemi yarışmıştı. İhaleye İsrail’deki Ar- row sistemi hariç dünyadaki tüm mevcut çözümler alınmış, Rus şirketi Rosoboro- nexport’un S-300 sistemi ilk önce elenen teklif olmuştu. Bugün gelinen noktada artık bu ihalenin iptal edildiğini ve milli ve yerli çözüm için ASELSAN ve ROKETSAN’ın Savunma Sanayii İcra Kurulu tarafından görevlendirildiğini biliyoruz. Milli çözüm için geçecek sürede ise yine geçici bir tedbir olarak Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alınmasına karar verildi. İşte Türkiye ile ABD arasında buzdağının görünen kısmında- ki rahip Brunson krizi ile S-400 ve F-35 krizinin örtüşmesi aynı döneme rastlıyor. Aslında buzdağının görünmeyen bölümünde, ilişkilerin gerilmesinde rol oynayan ABD’nin PYD/PKK ile ortaklığına, terör örgütü FETÖ liderine ev sahipliğine deva etmesine, hatta ikinci körfez savaşından, Irak Süleymaniye’deki “Çuval Geçirme” olayına kadar uzanan, bir dizi olay ve Türkiye-İsrail ilişkilerinde Filistin özelinde yaşanan türbülans var. Bu konuda yaşanan son gelişme olarak Pentagon’un Senato ve Temsilciler Meclisine sunduğu raporun iç ve dış basına yansıyan tasnif dışı özetinde yer alan hususlar, ABD Kongresinin nasıl bir süreç takip edeceğini açıklamakla beraber alınacak siyasi bir karara esas olacak kadar açık, net ve kesin görülmüyor.

Türkiye’nin  jeostratejik  olarak  NATO’nun  güneydoğu  kanadında  önemli  bir  konumda bulunduğu ve bu nedenle ABD ile Türkiye’nin önemli bölgesel menfaatleri paylaştığına dikkat çekilen iki sayfalık özette ayrıca, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye’nin 2024 itibariyle Gayrisafi Yurtiçi Hasılası’nın yüzde 2’si kadar savunma harcaması yapma konusunda tutarlı bir planı olduğu, DAİŞ ile mücadele kampanyası ve diğer uluslararası terör gruplarına karşı çabalarda kritik bir oyuncu olduğu vurgulanmakta. Raporda iki ülke arasındaki tansiyona rağmen Türkiye’nin ABD ordusunun operasyon ve lojistik destek faaliyetleri için üs, liman ve boğazlarını kullan- masına izin verdiğine ve NATO görevlerine sağladığı katkıya işaret edildi. Türkiye’deki 2 binden fazla ABD askerinin yanı sıra radar ve hava unsurlarının ABD Avrupa Komutanlığı ile Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Irak ve Suriye’deki operasyonları dâhil birçok operasyonuna katkı sağladığı bilgisine yer verilen raporda Türkiye’nin Rusya ve İran’la belli alanlarda iş birliği yapması ile Amerikan vatandaşları ve Amerikan misyonlarındaki yerel çalışanları tutuklamasının ABD için temel rahatsızlık konuları olduğu ifade edilerek, bu olumsuzluklara rağmen iki ülkenin önemli bölgesel ortak menfaatlerinin olduğuna vurgu yapıldı. ABD’nin YPG/PKK ile iş birliği yapmasının ve FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’i iade etmemesinin, Türkiye tarafından iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasına neden olan ana unsurlar algılandığı belirtilen raporda şunlar kaydedildi: “Türkiye, kendisine karşı balistik füzeleri ve hava araçlarını artan bir bölgesel güvenlik tehdidi olarak algılamakta ve hava ve füze savunma sistemindeki eksiklikten dolayı güvenlik bakımından kendisini rahatsız hissetmektedir.  Bu  nedenle de Rusya’dan karadan havaya S-400 füze sistemlerini almak için anlaşma yaptığını Temmuz 2017’de ilk defa duyurmuştur.” Raporda Türkiye’nin defalarca ve kamuoyuna açık bir şekilde S-400 alım anlaşmasının tamamlandığını açıkladığı ifade edilerek, ilk teslimatı Temmuz 2019’da gerçekleşecek S-400 alımının, ABD-Türkiye ikili ilişkilerine ve Türkiye’nin NATO içindeki rolüne olumsuz etkisinin kaçınılmaz olacağı açıklanmaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin, Amerikanın Düşmanları ile Yaptırımlarla Mücadele Yasası (CAATSA) 5 kapsamında potansiyel yaptırımlara maruz kalabileceği, F-35 uçaklarındaki alım ve endüstriyel haklarını riske atabileceği, NATO ile ortak çalışabilirliğinin azalabileceği ve Rusya’ya artan bağımlılıktan kaynaklanan zafiyetlerinin ortaya çıkabileceği belirtildi. Bu noktada CAATSA yasasının etkilerinin ortak savunma programları ve askeri endüstrideki iş birliği dâhil iki ülke arasındaki ilişkileri de kapsayacağı, altı çizilerek ve dikkatle değerlendirilmelidir.


Yine söz konusu raporda, F-35 Müşterek Taarruz Uçağı, PATRIOT Hava ve Füze Sa- vunma Sistemleri, CH-47 Chinook ağır nakliye helikopteri, UH-60 Black Hawk helikopteri ve F-16 avcı uçağı satış ve yenileştirme projelerinin muhtemelen bu yasanın uygulama alanına girmesi sonucunda etkilenebileceği açık olarak yer almaktadır. Görüldüğü gibi Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde gerginliğe neden olma ihtimali ve potansiyeli yüksek olan konuların yoğunluğu savunma sanayii ile ilgilidir. Türkiye’nin güvenlik açığını kapatmak için ihtiyaçlarını karşılarken seçeneksiz bırakılması gayretlerinin ABD’nin 5    CAATSA (Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act 2017) ABD Kongresinden 2017 yılında geçen bir federal yasadır. terör örgütleriyle ortaklığından daha geniş kapsamlı ve ekonomik boyutu ile her iki ülkeyi de olumsuz etkileyecek sonuçları olacağı mutlaka hesaba katılmalıdır.

F-35 programına 2002’de dâhil olan Türkiye’nin şimdiye kadar 1,25 milyar dolar yatırım yaptığı ve 100 adet F-35A uçağı almayı planladığı, aynı zamanda projenin önemli bir endüstriyel katılımcısı olduğu, ulusal seviyede F-35 uçağının motoru olan F135 motorunun son montaj ve kontrol tedarikçisi, aynı zamanda motorun Bölgesel Bakım, Onarım ve Yükseltme Tesisi olarak seçildiğine işaret edilen söz konusu raporda, “Türkiye S-400 alımına devam ederse  yönetim, Türkiye’nin  sekizinci  ortak olarak katılımının devam edip etmeyeceğini tekrar değerlendirecektir.” denilmektedir. Türkiye’ye sunulan hava savunma sistemi ihtiyacının karşılanmasına yönelik alternatiflere ilişkin olarak ise Trump yönetiminin, Türkiye’nin tüm savunma gereksinimlerini karşılayacak güç ve yeteneğe sahip, aynı zamanda NATO sistemlerine uygun bir hava ve füze sistemi sağlamak üzere hazırladığı paketin bazı kısımlarının Kongreye tebliğ edilmesi gerektiği belirtilerek, Kongrenin Türkiye’ye Dış Askeri Satış ve Direkt Ticari Satış konusunda destek vermesinin, Türkiye’ye S-400 alımından çekilmesini sağlayacak gerçek bir alternatif sunmak açısından önemli olduğu vurgulanıyor.

Şimdi bu konuda karar verme ve üretimi biten F-35 uçaklarının Türkiye’ye teslimi konusuna açıklık getirme görevi artık ABD Kongresinde. Gerek alınacak karar, gerekse bu kararın başkan Trump tarafından onaylanması sürecinde yine ikili ilişkilerin sadece S-400 sistemlerinin Türkiye tarafından satın alınmasıyla sınırlı kalmayacağı, Suriye’de ABD’nin PYD/PKK ortaklığını Fırat nehrinin doğusunda nasıl bir formül ile sürdüreceği ile de yakından ilgili olacaktır. Bu tehlikeli eşiğin aşılması sırasında ayrıca Türkiye’nin yargılanmak üzere iadesini talep ettiği ABD’de yaşayan teröristler konusunun da gündeme gelmesi muhtemel görünüyor.

Büyük Savunma Sanayisi projelerinde gerek satın alma gerekse ihale süreçleri, her ne kadar esas olarak ihtiyacın karşılanması temelinde değerlendirilip ve sonuçlandırılsa da burada ülke çıkarlarına uygun dış politika gerekçeleri her zaman önemli rol oynamıştır. Bu uygulama bütün ülkelerin ikili ilişkilerinde bazen bir yakınlaşma ödülü bazen de cezalandırma mesajı olarak kullanılmıştır. Türkiye ABD ilişkilerinde son yıl- larda gelinen noktada ABD Kongresinin Türkiye’ye satışı planlanan savunma sanayii ürünlerine daha önce de birçok defa getirdiği kısıtlama ve yaptığı engellemelerin, özellikle terörle mücadelede Türk güvenlik güçlerinin imkânlarının güçlendirilmesini geciktirerek, milli çözüm çarelerine yönelmeyi hızlandırması gibi olumlu etkileri görülmekle beraber, geçen zaman içerisinde bu nedenle yaşanan terör olaylarında yaşanan telafisi mümkün olmayan kayıplar, ikili ilişkilerde olumsuz bir havanın oluşmasına sebep olmuştur. Elbette ABD yönetiminin nihai kararına esas olan seçenekler arasında olan Türkiye’nin programdan çekilmesi veya çıkarılması ile sonuçlanacak şekilde satışın durdurulması da var. Bu durumda projede meydana gelebilecek teknik ve mali aksaklıkların zaman içerisinde karşılanması mümkün. Ancak bunun ötesinde 2018 yılının sonlarına doğru düzelmeye başlayan Türkiye-ABD ilişkilerinin tekrar rayına oturması, rahip Brunson krizinin bitmesi kadar kolay olmayacaktır.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi Sayı: 7 
 

Dr. Savaş Biçer kimdir?

1958 yılında Ankara’da doğdu, Kuleli Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu’nu takiben Harp Akademilerinden Kurmay Subay olarak mezun oldu. Bosna Hersek, Kosova, Makedonya
ve Afganistan’daki NATO ve Birleşmiş Milletlerin Güvenlik ve Barış harekatına katıldı. Belçika’daki NATO karargahında ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra emekli oldu. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır.
 

Güncelleme Tarihi: 11 Nisan 2019, 12:25
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35