banner15

Türkiye'nin AB üyeliğinin 30 yıldır reddedilmesinin gerçek hikayesi

Geçtiğimiz ocak ayında AB yeni dönem başkanlığı süreciyle tekrar gündeme gelen Türkiye’nin AB üyeliği konusu, birçok tartışmaları da beraberinde getirdi. Bu tartışmalar Arap basınında da geniş bir yer buldu. Biz de bu tartışmaları takip ederek İslam Alemi’nin Türkiye’nin AB sürecini nasıl değerlendirdiğini irdelemeye çalıştık. 

Türkiye'nin AB üyeliğinin 30 yıldır reddedilmesinin gerçek hikayesi

Türkiye’nin AB üyeliği konusunda Arap basınına yansıyan tartışmaların özeti ve merkezi mahiyetinde olan Hayrettin CABİRİ’nin Arabi Post gazetesinde kaleme aldığı “TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİN 30 YILDIR REDDEDİLMESİNİN GERÇEK HİKAYESİ” başlıklı makalesini tercüme ederek siz değerli okuyucularımıza Arap İslam Alemi’nin bu konudaki görüşlerini aktarmaya çalıştık işte o makale;

TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİN 30 YILDIR REDDEDİLMESİNİN GERÇEK HİKAYESİ

Türkiye’nin henüz gerçekleşmeyen büyük AB hayali başvuruda bulunduğu 1987’yılından itibaren devam etmektedir. Süreç içerisinde Türkiye hedefine bir adım bile yaklaşamamış, aksine gün geçtikçe bu hedefinden uzaklaşmıştır. Buna rağmen Türkiye bu hedefinden de asla vazgeçmemiştir.

Türkiye 1999 yılında Avrupa Birliği’ne tam üyelik için aday ülke olma konusunda anlaşma imzaladıktan sonra bu hayalini gerçekleştirmek için kendisinden talep edilen tüm istekleri yerine getirmeye çalışmış ve tüm imkanlarını seferber etmiştir.  Buna karşılık sadece Avrupa’nın engellemeleri ve yasaklarıyla karşı karşıya kalmıştır.

Peki Ankara bunca zorlamalara ve engellemelere rağmen pes mi edecek, yoksa pembe düşlerini gerçekleştirebilecek mi?

ASLINDA HİKÂYE NEREDEN BAŞLADI? 

Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olma çalışmaları 1959 yılına dayanır. Daha sonra 1963 yılında yapılan ve aşamalı olarak Avrupa Gümrük Birliğine geçişi öneren Ankara Antlaşması ile pekiştirildi. 1987 yılına gelindiğinde ise Türkiye, Avrupa Ticaret Birliğine başvuruda bulundu.  Aslında Türkiye, Avrupa devletlerinin de içinde bulunduğu birçok kuruluşun kurucu üyelerindendi. Örneğin 1961 yılında kurulan “İktisadi ve Gelişim Yardımlaşma Fonu”, 1971 yılında “Avrupa Güvenlik ve Yardımlaşma Teşkilatı”, 1992 yılından 2011 yılına kadar süren “Batı Avrupa Birliği” gibi birçok kuruluşun kurucu üyeleri arasında yer aldı.
Avrupa Birliği sıralamalarında, Türkiye’nin 1999 yılında birliğe üye olabileceği öngörüldü ve bu yönündeki yeterliliği kabul edildi. 
Resmi üyelik başvurusu kabul edilmesine rağmen karşılıklı müzakereler 2005 yılına kadar askıya alınmış herhangi bir adım atılmamıştı.

Avrupa Birliği’ne üye ve üyelik sürecinde bulunan ülkelerin haritaları incelendiğinde Türkiye’nin üyelik şartlarını en fazla taşıyan ülkelerin başında geldiğini söylemek mümkündür. Tartışmaların temel sebebi ise Avrupa birliğinin giderek geliştiği ve birçok ülkenin birliğe üye olduğu son dönemlerde Türkiye’nin gereksiz sebeplerle engellenmesidir. 

AB süreci 6 kurucu devlet ile başladı. Bu altı devlet Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kurdu ve bu topluluk 1952 yılından sonra Avrupa Birliği olarak anılmaya başladı. Bu tarihten itibaren Avrupa Birliği ülkelerinin sayısı artarak devam etti ve 2007 yılında Bulgaristan ve Romanya’nın da üye olmasıyla üye ülkelerin sayısı 27’ye ulaştı. 2013 yılı temmuz ayında Hırvatistan’ın da üye olmasıyla bu sayı 28 oldu.

ANKARA NİÇİN AVRUPA BİRLİĞİNE GİRMEK İSTİYOR?

Türkiye son 15 yıldır özellikle Almanya, Fransa, ABD gibi büyük Avrupa devletleriyle yarışabilmek için büyük çabalar sarf etti; çünkü birliğe üye olmanın şartlarından biri, piyasa ekonomisine dayanan ve birlik içindeki rekabet ile başa çıkabilen etkili bir ekonomik sistemin varlığıdır. Türkiye son 20 yıldır ciddi bir ekonomik kalkınma gerçekleştirerek bu ekonomik rekabeti kaldırabilecek seviyeye yükseldi. Böylece ekonomik olarak istenen şartları yerine getirip birliğe aday ülke konumuna geldi. 

Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği’nin birçok ayrıcalığı bulunmaktadır. Bunların en önemlisi ise 28 üye ülkenin 19’unun kullandığı Euro birimiyle ortak bir para fonunun bulunmasıdır. Yine bu birliğin ekonomik dengeler için tarım ve deniz ürünlerinde ortak hareket etmeleridir.

TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİNDE ÖNÜNDEKİ ENGELLER VE ENGELLEMELER (REUTERS)

Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olduğunda, demokrasi, siyaset ve ekonomik alanda daha istikrarlı bir konuma yükselecektir. Aynı şekilde Türkiye, Avrupa birliği pazarına ortak olacak ve pazar alanını genişletecektir. Böylece dış ticaret hacmi gelişecek ve ekonomik olarak daha fazla kalkınma fırsatı bulacaktır. Buna ek olarak Türkiye son yıllarda Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dış yatırımcıları da ülkesine çekme konusunda ciddi bir çalışma içerisine girdi. 

Avrupa ülkelerinin Türkiye’deki yatırımları 2018 yılında 138 milyar dolara ulaştı. Bu rakamlar Türkiye’ye yapılan dış yatırımların yüzde 97’sini oluşturmaktadır. Bu yatırımların çoğunun Avrupalı şirketler tarafından yapıldığını görüyoruz. Örneğin; Hindistanlı şirketlerin Türkiye’ye yapmış olduğu yatırımlar 41 milyar dolardır. Almanya’nın ise Türkiye’ye yapmış olduğu yatırımlar 18 bin 200 milyar dolardır. İngiltere’nin Türkiye’ye yapmış olduğu yatırımlara baktığımız zaman ise; yatırımların 8 milyar dolara ulaştığı görülür. Son olarak İspanya, İtalya ve Lüksemburg diğer önde gelen yatırımcılar olarak göze çarpmaktadır.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği bu dış yatırımların önünü açacak ve her iki taraftan da şirketlerin karşılıklı yatırımların sayısı ikiye katlanacaktır.
Kısacası bu üyelik Türkiye için yeni iş fırsatları doğuracak, makro ekonomik büyüme hedeflerini gerçekleştirme fırsatı bulacak, bölgedeki en güçlü para birimleri arasında yer almak için Türk lirasının değerini yükseltecektir.

TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİĞİ ÖNÜNDEKİ ENGELLER NELERDİR VE AVRUPA’NIN TÜRKİYE’Yİ REDDETMESİNİN ASIL SEBEBİ NEDİR?

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasının önünde birçok engel vardır.  Avrupalılara göre engellerin en önemlisi demografik yapıdır. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasıyla birlikte Türkiye, Almanya’dan sonra en kalabalık nüfusa sahip ikinci ülke durumunda olacak. Son nüfus sayımlarına göre Türkiye’nin şu anki nüfusu 80 milyon civarındadır. Öyle ki raporlara göre Türkiye önümüzdeki birkaç yıl sonra nüfus olarak Avrupa Birliği’nin en büyük ülkesi durumuna yükselecektir. Bu nüfus yoğunluğu ise Türkiye’nin, Avrupa Parlamentosu’nda en fazla temsilci bulundurmasının yolunu açacaktır. Aynı şekilde en aktif ve söz sahibi bir ülke konumuna yükselmesini sağlayacaktır. Bu durum ise doğal olarak, AB ülkeleri arasında birçok politik kaygıyı da beraberinde getirmektedir.

Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’nin gündemini meşgul eden Müslümanların meseleleri Avrupa’nın da gündemini meşgul edecektir. Yapılan araştırmalara göre Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olduktan kısa bir süre sonra Avrupa’nın en güçlü birinci üyesi haline gelecektir.  (Reuters)

Ekonomik olarak baktığımız zaman ise, Türkiye’nin üyeliği ile birlikte başta Almanya, Fransa ve ABD gibi ülkelerde çalışmak isteyen Türklerin Avrupa’ya akın etmesi beklenmektedir. Avrupa ülkelerine göre Türkiye’de işçi ücretleri düşük seviyededir. Türkiye’nin üyeliği ile Avrupa ülkelerinde de bu seviyenin düşmesinden ve buna ek olarak ucuz Türk ürünlerinin Avrupa ülkelerine girmesiyle Avrupa ülkelerindeki yerli ürünlerin fiyatlarının ve kalitesinin düşmesinden de endişe edilmektedir. 

Avrupalılar özellikle 2016 yılında gerçekleştirilen başarısız darbe girişiminden sonra İnsan Haklarının çiğnendiğini öne sürerek kendi aralarında tartışmaya başladılar ve Türkiye Devlet Başkanının darbecilere idamı getireceğini öne sürerek Türkiye’yi kınayan açıklamalarda bulundular. Onlara göre idam cezasının yeniden gelmesi AB üyeliğine engel teşkil etmektedir.

Başarısız darbe girişimiyle askıya alınan müzakereler darbeden yaklaşık iki yıl sonra geçtiğimiz kasım ayında tekrar başlatıldı. 

Ankara, AB'nin Güvenlik ve Dış Politika sorumlusu Federica Mogherini’yi ve beraberindeki AB Komisyonu'nun Genişlemeden sorumlu üyesi Johannes Hahn’ı kabul etti. Bu sürecin yeniden başlamasıyla Ankara, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda engel teşkil edebilecek birtakım söylemlerden ve kararlardan uzak durmaya başladı.

Müzakerelerin yeniden başlamasıyla, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda “Türkiye'nin çeşitli yaşam alanlarında Avrupa standartlarına nasıl ulaşabileceği konusunda bir taslak rapor hazırladı. Ankara ise raporun, AB müzakereleriyle alakasının olmadığını ve resmi bir bağlayıcılığının bulunmadığını öne sürerek raporu hiçbir şekilde tanımayacağını ve sadece öneri olarak değerlendireceklerini belirtti. 

TÜRKİYE AB ÜYELİĞİ İÇİN ISRARCI OLACAK MI?

Özellikle son iki yılda Türkiye Devlet Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN birçok platformda Avrupa Birliği’ne ihtiyaç duymadıklarını ve Türkiye olarak AB müzakerelerini durduracaklarını söyledi. 
Erdoğan, geçen yıl Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı görüşmede, AB’nin ülkesinde yaşayan Suriyeli mültecilere yardım sözlerini yerine getirmediklerini belirtti. Bununla da yetinmeyen Erdoğan, geçtiğimiz Ekim ayında Avrupa Birliği’ne katılım taslağı için referandum yapmakla tehdit etti. Ayrıca Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katıldığı taktirde birliğe çok şey katacağını ifade ederek Türkiye’nin AB kapısında sürekli bekleyemeyeceğini söyledi.

Bu sert çıkışlara rağmen, Ankara her zaman Avrupa Birliği'ne katılma fikrine bağlı kalmış; siyasi, ekonomik ve yargı reformlarının AB şartlarına uygun olduğunu her fırsatta ilan etmeye çalışmıştır. Ve yine Türkiye, birçok engellemeye ve müzakerelerinin askıya alınmasına rağmen AB üyeliği meselesini en önemli stratejik hedefleri arasına koymaya devam etmektedir.

TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİNE ÜYE OLABİLECEK Mİ?

Bazı AB yetkilileri Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin yerine imtiyazlı ortaklık teklifinde bulundular.  Geçtiğimiz yılın Kasım ayında yapılan bir basın açıklamasında, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Johannes Hahn; 2005’den beri Ankara ve Bürüksel arasındaki müzakerelerin askıya alınmasını ve Türkiye-AB arasındaki ilişkilerin gerçekçi şekle sokulması gerektiğini, Avrupa Birliği’ne tam üyeliğinin yerine, Avrupa ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği Anlaşmasının genişletilmesi, Suriye’nin enerji, göç ve yeniden inşasını da kapsayan bir antlaşma yapılması gerektiğini ifade etti. (Avrupa ülkeleri bu anlaşmayı haziran ayında dondurmuştu.)

Avusturya'daki iktidardaki sağcı muhafazakar partinin bir üyesi "Türkiye'nin AB'ye öngörülebilecek bir tarihte üye olması gerçekçi değil. Türkiye ve AB için uzun vadede yeni yollara girilmesi ve üyelik müzakerelerinin bitirilmesi daha dürüstçe olur" dedi. Ayrıca zamanı ve fırsatları değerlendirebileceğimiz her iki tarafın da faydasına olabilecek “imtiyazlı ortaklık” gibi yeni bir ilişki biçimi aranması gerektiğini söyledi.

TÜRKİYE’NİN AB’YE TAM ÜYELİĞİ İHTİMALİNİN OLMAMASINA RAĞMEN HER İKİ TARAF DA BİRBİRİNDEN ASLA VAZGEÇEMEZ

Batılı analistler, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin mümkün olmamasına rağmen her iki tarafın da birbirinden asla vazgeçemeyeceğini ifade etmektedir.
İki tarafın siyasi ilişkileri bitirmeleri asla düşünülemez, çünkü Türkiye ve Avrupa’nın karşılıklı olarak güvenlik ve ekonomik iş birliğine ihtiyacı vardır. Buna ek olarak Avrupa ülkelerinde -Yunanistan ve Bulgaristan’daki Türk azınlıklar da dahil olmak üzere- beş milyon Türk kökenli Avrupa vatandaşının olması sosyal olarak da iki tarafı birbirine bağlayan önemli bir unsurdur. 

Almanya, Türkiye’nin Avrupa üyeliğinin kaldırılması için bir çağrıda bulunmazsa, ki bu her iki taraf için göze alınamayacak sonuçlar doğurabilir. İşte Avrupa’nın korktuğu ve Türkiye’yi tam üyelik konusunda oyaladığı meseleler de bu meselelerdir. 

Korkuları bu korkulardır.

Yazar: Hayrettin CABİRİ
Tercüme: Recep ALTINGÖLLER

Güncelleme Tarihi: 12 Mart 2019, 12:23
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35