Uygurlar’ın vatandaşlığında insanlık sınavını kaybediyoruz (II)

Yeni Boraltan Köprüsü vakalarını duymak ve yaşatmak istemiyorsak Uygurlar konusunu sıradan bir dış politikası olayı olmanın ötesinde tarih, inanç, insanlık ışığında değerlendirmek zorundayız...

Uygurlar’ın vatandaşlığında insanlık sınavını kaybediyoruz (II)

Prof. Dr. Yücel Oğurlu
  
Çin Uygurlara karşı sistematik bir asimilasyonu uygularken 2017 Mayıs’ından bu yana Uygurlara yönelik yeni uygulamalarıyla mevcut bütün insan haklarını belgelerini hiçe sayıyor. Bir kaçına dikkat çekelim:

Çin çok zor ve eşitsiz şartlar altında pasaport edinen Uygurların pasaportlarının tamamını iptal edip ülke dışında çıkışlarına engel olarak seyahat özgürlüklerini;

Mallarına genel müsadere ile mülkiyet haklarını;

Toplama merkezlerine alarak kişi hürriyeti güvenliği ve dokunulmazlığını;

Yargılama yapmadan kamplarda tutarak adil yargılanma haklarını;

Çocuklarını sahipsiz bırakarak ailenin dokunulmazlığı ve çocuk haklarını;

60-70 yaşında insanları kamplara alarak sağlık haklarını açıkça ihlal ediyor.

Çin bu pervasızlığını sürdürürken, diğer ülkelerde Çin’i öne çıkartan, öven en ufak bir haberi bile kendi basınına aktararak Uygurlara karşı yönelttiği kültürel soykırım için destek ve meşruiyet buluyor. Bu haberler döndürüle döndürüle Çin medyasında dolaştırılıyor.

Diğer ülkelerin bakanlıklarının, kurum ve üniversitelerinin kendileriyle temaslarını kendi meşruiyetleri için bir delil olarak öne sürüyor. Herhangi bir bakanlığın veya Türk yetkilinin teması, bilerek-bilmeyerek Çin’in “güvenliği, toprak bütünlüğü, barış, terörizm ifadeleriyle söylenmiş en iyi niyetli sözler bile Uygurların aleyhine kullanılıyor. Mesela aslında Türkiye kamu yönetiminin veya adalet sisteminin, yargısının, maliyesinin Çin’den öğrenebileceği ve ders alabileceği tek bir cümle veya uygulama yoktur. Bizim taraftan Çin’e her bir göz kırpışın, Uygurlara bir zülüm olarak iade edildiğinin farkında olmak ve insan, dindaş ve soydaş olma sorumluluğumuzun şuurunda olmak zorundayız.

Şimdi bütün bu vahim tabloyu gördükten sonra şunları söylemeyi insani ve vicdani borç biliyorum:

-İnsanlık bir değerse Uygurlar insandır.
-Müslümanlık bir değerse Uygurlar Müslümandır.
-Medeniyet bir değerse Uygurlar medenidir.
-Türk olmak bir değerse Uygurlar Türk’tür.
 

Uygurların ısrarla görülmek istenmeyen zorlukları saymakla bitmez. Türkiye’de bizim bürokrasiyle farkına varmadan Uygurlar aleyhine çıkardığımız sıkıntılar da bunun tuzu biberi…

Diğer ülkelerin vatandaşları istenen bütün evrak ve dosyaları rahatlıkla getirebilirler. Ancak hiçbir Uygur’un evlilik cüzdanı, doğum belgesi, bekârlık belgesi, apostil vb. belgeleri almasına imkân yok. Bu belgeleri ne Çin Konsoloslukları veriyor, ne de ülkelerindeki herhangi bir yerel (mahalli) yetkili veriyor. Ayrıca ana-babalarıyla, eş ve çocuklarıyla iki yıldır telefonda bile görüşemeyen öğrenciden, işadamından, aile reisinden bu belgelerin istenmesi açıkça “sizin işinizi yapmayacağız” demektir. Uygurların durumu diğer yabancı ülke vatandaşlarıyla hiç bir şekilde karşılaştırılamaz.

Çin konsoloslukları Uygurlar için pasaport uzatma, pasaport yenileme veya yeni doğan bebeklere pasaport verilmesini durduralı iki yıl oldu. Bunu gözardı eden bürokrasinin önünü açacak mevzuat iyileştirmeleri son derece acil.

Uygurların çoğunun pasaport süreleri bitmek üzere ve uzatma işlemleri yapılamadığı için kimliksiz kalıyorlar... Arkasından ikametgâh ve öğrenci işleri işlemleri problemleri başlıyor. Bunun telafisi imkânsız zararları ortaya çıkıyor. Çünkü “Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği” “İlk Başvurularda İstenilen Belgeler” başlığı altında da “Süre Uzatımı Başvurularında İstenilen Belgeler” başlığı altında da pasaportun olması gerektiği açıkça sayılmıştır. Bu sebeple, transit geçişler ve vizelerle ilgili düzenlemelerde yer alan “Geçerli pasaport veya pasaport yerine geçen belgeye sahip olmak” ifadesinin başta Uygurlar, Kafkasyalılar ve Arakanlılar ve benzer durumdakiler için geliştirilecek bir formülle acilen çözülmesi gerekiyor. Uygurlar için neredeyse zaman kalmadı ve bu durum son derece acil. Çünkü Türkiye’deki birçoğunun pasaport süresinin sonuna gelinmiş ve Çin Konsolosluğu tarafında süre de uzatılmadığı veya yeni pasaport verilmeyerek kaçak duruma düşürüldüğü bilinmektedir.

Çalışma izinlerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın; ikamet izinlerinde emniyetin personelinin; Üniversitelerde Uluslararası Ofis çalışanları ile Öğrenci İşlerinin elini rahatlatacak şekilde bir yol bulunmalıdır.

Yukarıda bahsedilen bütün evrensel insan hakları ihlalleriyle kasten ve sistematik şekilde mağdur edilen Uygurlar hakkında çözüm önerim onlara vatandaşlık vermemizdir. Aksi halde, kısa süre sonra Çin Uygurların kaçak olduğunu ve uydurma suç isnatlarıyla iadelerini isteyecektir. Görünen köy, kılavuz istemiyor...

Ara çözüm olarak da “pasaport yerine geçen belge” olarak kimlik bilgilerini, ikamet ve iletişimini içeren bir belgenin “Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü” veya Göç İdaresi tarafından verilerek bu kişilerin çalışma izni, ikamet izni ve öğrencilik haklarının sürdürülmesi sağlanabilir.

Ülkelerinde savaş, siyasi karışıklık veya insan hakları ihlalleri dolayısıyla pasaportlarının yenilenememesi veya sürelerinin uzatılmaması hallerinde Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından gerek takiplerinin yapılabilmesi, gerekse Türkiye’de mağduriyet yaşamamaları için “pasaport yerine geçecek bir belge” düzenlenerek verilmelidir. Bürokrasinin açık yetkisi ve görevi olmayan konularda hareketsiz kalma alışkanlığı dolayısıyla mağduriyetler doğmaması için konuyla ilgili TBMM tarafından bir Kanun ve İdare tarafından Uygulama Yönetmeliği çıkarılarak on binlerce kişinin mağduriyeti giderilmelidir.

Türkiye’de uzun süre kalan Uygurlar uzun süre ikameti ile Türk vatandaşlığı için başvuruda bulunduklarında kanun gereği ileri dönük 5 yılı doldurma süresi sayılıyor bu işlem sürecinde araya turizm ve kısa süreli ikamet girdiyse ondan önceki kalan süresinin tamamı siliniyor... Bu konuda en fazla mağdur olan Uygurlar oldu. Çünkü Türkiye’de öğrenciyken bile Çin’in çıkardığı bürokrasi ve müdahaleler ile öğrenciler geri dönmemek için kısa dönem ikamet almak zorunda kalmışlardı. Bu kişiler başka bir yolla ikametgâh alamadıkları için turist vizeleriyle kaldıkları süre, mevzuata göre vatandaşlık süresi hesaplamasında süreyi sıfırlayan bir faktör oluyor.

Bu konuda da çözüm önerim şudur: Ülkelerinde savaş, siyasi karışıklık veya insan hakları ihlalleri dolayısıyla mağdur olan başta öğrenciler, çalışma izni olanlar ve aileler olmak üzere Türkiye’de hiçbir suça karışmaksızın 5 yılı dolduran kişilerin ülkelerine dönme imkânı olmadığını ispatlamak kaydıyla vatandaşlıklarının kolaylaştırılması ve hızlandırılması mümkündür ve insani görevimizdir.

Bakanlığımızın açıklamasına göre 22 bin Suriyeli Türkiye’deki son seçimlerde seçmen olarak oy kullandı. Türk vatandaşlığını kazanmak onlar için büyük bir onur. Aileleriyle birlikte 100 binin üzerinde Suriyeli savaş mağdurunun vatandaşlık kazandığını anlıyoruz. Geriye dönmesi mümkün olmayan, dönmesi halinde ölüm veya siyasi suçlu olarak hapse atılacak 5-6 bin kadar Uygur ve 3000 kadar Kafkasyalı’nın güvenlik soruşturmaları yapılmak kaydıyla vatandaşlığa alınması acil insani bir konudur. Yazılı ortamlarda dile getirilmeyen bu konuların uzun süredir kamuoyunun gündeminde ve takibinde olduğunu bütün dostlara ayrıca hatırlatmak isterim.

Bizim ülke olarak yapmadığımızı şu anda gündemde olduğu gibi Kanada’daki STK’ların çalışmalarıyla 4000 kadar Uygur’a vatandaşlık veya önemli bir güvence olan “mülteci statüsü” ve hakları verilirse bu da bizlere ayıp ve vebal olarak yeter…

Yeni Boraltan Köprüsü vakalarını duymak ve yaşatmak istemiyorsak Uygurlar konusunu sıradan bir dış politikası olayı olmanın ötesinde tarih, inanç, insanlık ışığında değerlendirmek zorundayız…

Kaynak: Diriliş Postası

Güncelleme Tarihi: 27 Kasım 2018, 14:39
YORUM EKLE

banner33

banner37