banner15

15 yıl sonra Rusya... Yağmalanan devlete veda

Herkes, Putin'in ikinci başkanlık döneminin biteceği 2008 yılını bekliyor. Ve o zaman Rusya, sürprizlerle dolu yeni bir döneme gidecek.

15 yıl sonra Rusya... Yağmalanan devlete veda

 

Atıf Abdulhamid*

 


"Rahmetten soyutlanmış bir durum: Komünizmin çöküşüne üzülen olmadı. Akıldan soyutlanmış bir durum: Komünizmin yeniden dönmesi temenni ediliyor." (Rusya"da halk arasında dolaşan bir söz).


Sovyetler Birliği, dağılışının üzerinden 15 yıl geçtikten sonra, bu günlerde yeniden anılıyor. Ve bu durumun önemi sanıldığı gibi, gelişen bölgesel ve uluslararası olaylardan kaynaklanmıyor. Çünkü burada dikkati çeken en önemli husus, Rusya'nın, tarihte benzeri görülmemiş korkunç bir hızla, en uç noktadaki yerini almasıdır.

 


Komünizmin (soğuk savaş terminolojisiyle çürük elmanın) düşüşü, geride çok radikal etkiler ve sonuçlar bıraktı. Bunların en açık olanı, geriye tek süper güç olarak sadece Amerika'nın kalmasıyla üçüncü dünya ülkelerinin çektikleri sıkıntılar ve yaşadıkları zorluklardır. Bunların en fazla göz ardı  edilip görmezden gelinenleri ise, 50 milyonunu Müslümanların oluşturduğu 280 milyonu aşkın Sovyetler Birliği nüfusunun yaşadığı psikolojik ve toplumsal travmalardır.


Geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen değişimler, fikrî akımlar içindeki birbirine karışmış çeşitlilik sınırlarında kalmadı veya burjuvanın üçlüsü konumundaki sınıf, uyuşturucu ve dine bakıştan yüz çevirmekle yetinmedi. Aksine bu yıllar insan istismarının en çirkin örneklerini de beraberinde getirdi. Gelir dağılımı arasındaki ürkütücü dengesizlik, beyaz köle ticaretindeki patlama, çocukların fuhuşa sürüklenmesi, aids, içki ve uyuşturucu bağımlılığından yüz binlerce kişinin ölmesi gibi.


Bu ürkütücü tablo, Sovyetler Birliği'ni rahmetle anan, Rusya komünistleri ve üçüncü dünya ülkelerindeki solcular için iyi bir fırsat teşkil ediyor.


Karışık Bir Tablo


Demir perdenin ortadan kalkmasıyla, artık Ruslar, Batılı turistlere, başka dünyaları simgeleyen birer uzaylı yaratıklar gibi bakmaktan ve kendi vatanında mahpûs olmaktan çıkmışlardır. Artık dünyanın her yerinde, Amerika Birleşik Devletleri'nde, Almanya'da, Hollanda'da, Dubai'de ve işgal altındaki Kudüs'te Ruslara rastlıyoruz. Ancak burada sorulması gereken önemli soru şudur: Ruslar vatanlarının dışında ne yapıyorlar?


Rus dili kendi kendine yetmesine ve başka bir dile muhtaç olmamasına rağmen, dünyanın bu gerçekle çelişen verilerinden etkilenmiş durumdadır. Dolayısıyla Kahire'deki "Rus Kültür Merkezi'nin, Mısırlılara İngilizce kursu verileceğiyle ilgili kocaman bir ilan asmasına şaşırmamak gerekiyor.


Komünizmin çöküşünün üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen, Batılı iletişim araçlarının Rusya hakkında verdiği haberler hâlâ anlaşılması zor olan karışık bir tablo çizmeye devam ediyor. Bu haberler, kendilerini çelişkilerin büyüsüne veya ilginç ve nadir şeylerin peşinde koşmanın cazibesine kaptırmış muhabirler tarafından bildiriliyor.


Çizilen bu tabloda Rusya, emperyalist emellerin hükmettiği bir imparatorluk olarak görülüyor. Ve bu imparatorluğa, itaatkâr vatandaşların oluşturduğu çok büyük bir toplumu sevk ve idare eden bir diktatör veya en azından "bir petrol ülkesinin emiri" liderlik ediyor. Demek ki, Batılıların gözünde Rusya hiç değişmemiştir; Washington'daki strateji belirleyicilerin "köle devleti" olarak isimlendirdikleri soğuk savaş dönemindeki hali neyse şimdi de odur. Evet, onların gözünde Putin'in Rusya'sı, George Orwell'in "Hayvan Çiftliği" isimli romanında resmettiği Stalin'in Rusya'sından farklı değildir.


Ancak Batı aklı Rusya'yı, birincisiyle çelişen farklı bir pencereden değerlendirmeye de müsait görülüyor. Bu değerlendirmede Rusya, Avrupa ile bütünleşmek, ekonomik sistemini düzeltmek ve vatandaşlarının gelir seviyelerini yükseltmek için sistemli bir şekilde çalışan bir devlet olarak görülmesinin yanında, uluslararası enerji güvenliğinin istikrarı, teröre karşı savaş ve El-Kâide'nin kuşatılması meselelerinde de vazgeçilemeyecek bir unsur olarak yer alıyor.


Rusya'nın Arap dünyasındaki tablosu da, Batı'dakinden daha az karışık değildir: Bir tarafta Çeçenistan'ı ezen ve İslâm dünyasının zihin haritasından silen Rusya, diğer tarafa İslâm Konferansı Örgütü'nün üyesi haline gelen Rusya; bir tarafta Irak'ın işgal edilmesine göz yuman ve Afganistan'ın işgal edilmesine yardım eden Rusya, diğer tarafta İran'ın nükleer programını destekleyen ver benzer bir program için Mısır ve Suriye ile flört eden Rusya; bir tarafta İhvân-ı Müslimîn'i uluslararası terör örgütleri listesinin başına koyan Rusya, diğer tarafta Hamas'ın liderlerini misafir eden ve Hamas'a, Ortadoğu'nun esas aktörü imiş gibi muamele eden Rusya.


İşte bu durum geçiş sürecinin bir meyvesi olup, temel ilkeler ve uygulamalardaki zıtlıkların ve çelişkilerin beklenen bir sonucudur. Ve bu hal daha bir müddet devam edecektir. Gerçi son 15 yıl içinde, "yağmalanan devlet" Rusya, yani Boris Yeltsin'in Rusya'sı ile, "güçlü devlet" Rusya yani Vladimir Putin'in Rusya'sı arasındaki net çizgiyi de belirleyebiliyoruz.


İki Dönemin Hikayesi


Rus milliyetçileri, verimsiz geçen on yıllık (1991-2000) Boris Yelsin döneminde vatanlarının yağmalandığını düşünüyorlar. Çünkü bu dönemde, para çeteleri hakim sınıfla anlaşarak halkı soydular ve servetlerini ellerinden aldılar. Yine Çeçen savaşçılar da, güçlerinin zayıflığına ve sayılarının azlığına rağmen, uluslararası düzeyde seslerini duyurmayı başarbildiler. Üstelik bu hususta Çeçenistan bir istisna da teşkil etmiyor. Yeltsin'in ilk yıllarında, Rusya Federasyon'u içindeki pek çok federal birim, kendi şahsiyetini netleştirmeye başlamış ve Federasyon'dan soyutlanma yoluna girmiştir.


Ural İslâm Cumhuriyetleri, yerel para birimi olarak, Rus Rublesi yerine, Ural Frangı kullanacaklarını ilan etmişlerdir. Zengin petrol rezervlerine sahip Taymir bölgesi, örneğin Ukrayna gibi yabancı devletlerle karşılıklı büyükelçilikler açma yoluna gitmiştir. Zengin elmas yataklarına sahip Saka Cumhuriyeti (Yakutistan), Moskova'daki merkezî hükümete danışmadan, dünya'daki büyük elmas şirketleriyle ticari görüşmeler yapmıştır ve kendi parasını basmıştır.


Yeltsin Rusya'sında burjuvazi, geleneksel mefhumları altüst edecek derecede, yeniden ortaya çıkmıştır.


Boris Yeltsin'in devlet başkanı olduğu dönemde, Rusya Komünist Partisi lideri Gennadi Zyuganov'un söylediği şu sözleri halen hatırlıyoruz: "Votkanın dışında (votka Yeltsin'in kullandığı içkidir) bütün malların fiyatları sürekli yükseliş kaydediyor. Votka ekmekten sekiz kat daha ucuz hale gelmiştir. Bu durum, halkı her şeyden mahrum bırakmaya çalışan burjuva sömürüsünün apaçık olan hedefidir. Acaba çocuklarımızın %86'sının hasta olması onlar için yeterli değil midir? Bu yüzden halkımızın karşı karşıya olduğu durumu toplumsal bir soykırım olarak isimlendirirsek asla hata etmiş olmayacağız."


En büyük felaket ise yolsuzluk, rüşvet, askerî malzemelerin çalınması ve gizlenemeyecek ölçüde bazı askerlerin Rus mafyası ile ilişki içine girmesidir.

 

Yeltsin döneminin ortalarında Rusya başbakanı, Rus ordusu içindeki hırsızlığı ve yolsuzluğu durdurmak için yeni bir plan açıkladı. Bu açıklama, Almanya'daki Rus kuvvetlerinin şahit olduğu çok büyük yolsuzlukları açığa çıkaran Rus gazetecinin öldürülüşünü protesto etmek için yapılan gösteriler esnasında geldi.


Vladimir Putin döneminde (2000 yılının ortalarından itibaren) Rusya, "milli müstebit" rejiminin liderliğinde demir pençeli yıllara adım attı. Bu dönemde, Rusya'ya eski konumunu yeniden kazandıracak ve ulusal güvenliği muhafaza edecek yeni bir anlayış benimsendi.


Putin işleri yoluna koyduktan ve ikinci kez başkan seçildikten sonra merkezî idarenin gücünü iyice pekiştirdi. Bölgesel hükümetlere ve özerk cumhuriyetlere, oynayabilecekleri herhangi bir rol bırakmadı. 2004 yılından itibaren muhafazakârların ve idarî bölgelerin reislerinin seçilmelerini iptal etti ve atama esasına dayalı yeni bir sistem getirdi. Putin gerçekleştirdiği icraatlarla, devletin parçalanması, ekonominin çökmesi ve devlete fırsatçıların hakim olması gibi pek çok tehlikeden korkan Rus vatandaşları arasında geniş bir desteğe sahip oldu.


Demek oluyor ki Putin'in, halka "saygıdeğer Ruslar" şeklinde değil de "saygıdeğer Rusyalılar" şeklinde hitap eden Yeltsin'in liberal programını terk etmesinin hiç bir önemi yoktur. İkinci hitap şekli ırkları ne olursa olsun Rusya'da yaşayan herkesi içine alırken, birinci hitap şekli sadece Rus ırkından olanları kastediyor.


Liberal programın terk edilmesi tesadüf değildir. Çünkü Rus asıllı vatandaşlar (ki çoğunluğu onlar oluşturuyor) Yeltsin döneminden beri, sürekli olarak vatanlarına Kafkasyalı ve Orta Asyalı Müslümanlar ile Çin'den gelen göçmenlerin varis olacaklarından şikayet ediyorlardı.


Putin, bağımsızlık beşinde koşan bütün ırklara ve milletlere acımasız bir ders verdi. Çeçenistan savaşında, sıcak çatışma bölgelerine yaptığı helikopter ziyaretleriyle, Çeçenistan'daki mücadeleyi bitirmeyi ve körfez ülkelerinden Batı Avrupa ülkelerine kadar, nerede olurlarsa olsunlar Çeçen liderleri tasfiye etmeyi başardı.


Bugün artık kendini beğenmiş hiçbir yeniyetme, istihbarat örgütlerinde çalışan birinin devlet başkanı olup, yeni doğmuş devletini düze çıkarabileceğini beklemiyor. Herkes dersini almış durumda. Şu anda hiç kimse isyanın diğer Rus cumhuriyetlerine sıçrayacağını aklından geçirmiyor.


İmparatorluğun Alternatifleri


Bugün Rusya'nın imparatorluk olarak nitelendirilmesi doğru değildir. Ancak aynı şekilde Rusya sıradan bir bölgesel devlet de değildir. Çünkü geçiş aşamasındaki alternatiflere dayalı olarak, ikisi arasında bir yerde durmaktadır.

Bu alternatifler bir çok manevradan oluşuyor. En önemlisi, Avrupa üzerinde etkili olmak ve enerji güvenliğini sağlamada en önemli ortak olarak Rusya'ya meyledilmesini garanti altına almak için doğalgaz kullanımının desteklenmesidir.


Rusya aynı zamanda doğalgazı, tasvip etmediği rejimleri tehdit etmenin bir aracı olarak da kullanmaktadır. Ukrayna, Gürcistan ve Maldova gibi kendi etkisinden çıkan devletlerin, kendi içlerinde baskı altında kalıp sıkışmaları için gaz fiyatlarını yükseltiyor.


Yine Rusya, dünyadaki en büyük ikinci silah kaynağı olma konumunu muhafaza ediyor. Sadece Putin'in başkanlığı döneminde, silah satışlarından elde edilen gelir, 3.5 milyar dolardan 6.5 milyar dolara yükselmiştir. Bu durum Kaleşnikof'tan, nükleer deniz altılara varıncaya kadar bütün kollarıyla Rus silah sanayinin yeniden canlanmasına yol açtı.

Rusya bunlardan daha önemli manevralarda da bulunuyor. Bunların başında, dağılan Sovyetler Birliği ülkelerinin çoğunda Rus kuvvetlerini bırakması geliyor. Bu durum o ülkelerdeki siyasi kararların kontrol altında tutulmasını sağlıyor.

 

Baltık'daki en büyük silahlı tersane (Rusya'nın bir paçası olan) Kaliningrad'tadır. Yine bir Rus donanması Karadeniz'de Ukrayna sahilleri önünü merkez edinmiştir. Gürcistan'ın birçok bölgesinde halen Rus güçleri mevcuttur. Aynı şey Ermenistan, Kırgızistan ve Kazakistan için de geçerlidir.


Rus kuvvetleri eski Sovyetler Birliği'nin ihtilaflı bölgelerinde geniş bir etkiye sahip olmak için Barışı Koruma Güçleri'nin arkasına kamufle olmaktadır. Bu güçlerin en önemlileri Abhaza, Güney Ostiya (Gürcistan), Transdnyester (Moldova) ve Tacikistan'da bulunmaktadır. Yine bu gücün, dondurulmuş durumdaki Yukarı Karabağ ihtilafında oynadığı hayati rolü de unutmamak gerekiyor. Diğer taraftan Rusya'nın manevralarına, eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki Rus azınlıkları, bulundukları ülkelerin hükümetlerine karşı birer baskı unsuru olarak kullanmasını da eklemek gerekiyor.


Rusya, gerçekleşen renkli liberal devrimlerden (turuncu, kırmızı, sarı) sonra, kısa sürede yaptıklarının başarısızlığa uğrayacağını hissetti ve bu devrimlerin liderlerini -tıpkı daha önce Rusya'nın suçlandığı gibi- yolsuzlukla suçladı.


Rusya, bir çok Arap ülkesiyle, basın-yayın ittifakı kurmayı da başarmıştır. Bu ittifaklar nedeniyle, bu ülkelerdeki resmî yayın organlarında, Çeçenlere ve İslâmî azınlıklara zarar verecek yayınlar ortaya çıkmıştır. Ancak insan hakları örgütlerinin, Çeçenistan'da etnik temizlik yapıldığını bildiren raporları, İslâmî duyguları alevlendirmiş ve bu da söz konusu resmî yayın organlarındaki yazarların tekfir edilmelerine yol açmıştır.


Moskova eski KGB ajanı Alexander Litvinenko'nun öldürülmesinde kendi parmağının bulunduğu suçlamalarını reddediyor. Alexander Litvinenko, yazdığı kitapta, Çeçenistan savaşına bahane üretmek için, 1999'un sonlarında Moskova'da meydana gelen terör eylemleriyle Rus hükümetinin ilişkili olduğunu söylemişti. Yine iki ay önce,  Çeçenistan'da işlenen savaş suçlarını yayınlayan bayan Rus gazeteci Anna Politkovskoya'nın öldrülmesinde, Kremlin'i suçlayan delilleri sunan da oydu.


Bu hususta geriye İngiliz polis teşkilatı Scotland Yard'ın yaptığı şu açıklamayı bilmek kalıyor: Alexander Litvinenko'ya verilen zehir 100 kişiyi öldürmeye yeter ve bunun maliyeti 14 milyon dolardır. Bu zehir, geleneksel zehirlerden 5000 kat daha tesirlidir. Burada insanın aklına şu kadîm soru geliyor: Cui Bono (Bu kimin işine yarıyor)?

 

Artık Rusya'da parçalanıp değişik bölgelere ayrılma tehdidi altındaki devlet dönemi sona erdiği gibi, para çetelerinin, silahları kaçırıp satanların ve yolsuzluk düzenini sürdürenlerin öncülüğündeki yağmalanan devlet dönemi de sona erdi. Şu anda bunun yerine, geniş bir hakimiyete, çok büyük bir servete sahip ve her türlü zıt yapılarla pragmatist ilişkiler içine girebilen yeni bir devlet dönemi başlıyor.


Ancak bu tablo uzun sürmeyebilir. Herkes, Putin'in ikinci başkanlık döneminin biteceği 2008 yılını bekliyor. Ve o zaman Rusya, sürprizlerle dolu yeni bir döneme gidecek.


 


 * Mısırlı gazeteci-yazar.


 


Bu makale Halil Kendir tarafından Dünya Bülteni için tercüme edilmiştir.


 


http://www.aljazeera.net/NR/exeres/C4F9CDB0-ED73-44AA-A0F3-EA78D1F2D6BB.htm


 


 


 

Güncelleme Tarihi: 08 Ekim 2007, 03:30
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35