banner39

31 Mart'ın arkasında ne vardı?

31 Mart vakasının ardında yatan gerçek sebeplere cevap aranıyor.

Arşiv 13.04.2010, 17:38 13.04.2010, 17:38
31 Mart'ın arkasında ne vardı?

Dünya Bülteni / Tarih Servisi

31 Mart isyanı olarak bilinen Çavuşlar Ayaklanmasının arkasındaki sır hala aydınlatılamamış bir olay olarak yerini koruyor.

31 Mart isyanı 13 Nisan sabaha karşı saat 4 -5 arasında Taşkışla’daki Avcı taburundaki askerlerin subaylarını hapsederek kışlalarından çıkmasıyla başlamıştır. Yaşları 20-25 yaşlarında olan bu gençlerin birçoğu İttihatçılar tarafından Rumeli’den getirilmiş, Meşruti yönetimi korumaları için görevlendirilmişlerdi. İsyana katılan askerler Divan-ı Harp’teki savunmalarında “şeriat isteriz” diye isyanı başlatmalarının nedenini Meşrutiyet’e karşı çıkmak şeklinde değil, Cidde’ye sevk edilmelerine karşı çıkmak olarak açıklamışlardır. Buradaki şeriattan kastın adalet, hak arayışları olduğunu söylemişlerdir.

Önce Taşkışla’dan Karaköy’e gelen sayıları bin iki bin civarında olan isyancı askerler buradan Galata Köprüsünü kullanarak Eminönü’ne geçmek isteyeceklerdir. Karşılarına Mülazım İlyas Efendi çıkacak ve isyancıların kışlalarına geri dönmesini isteyecektir. Fakat isyanın elebaşlarından Hazım Çavuş’un attığı kurşun sonucu, genç mülazım orada can verecek böylelikle ilk kurşun sıkılmış olacaktır.

Sabah namazından çıkanlar, bu asker kalabalığını görünce heyecanlanarak “şeriat isteriz”  diye bağıracaktır. Camiden çıkan hocalar isyancıları sakinleştirmeye çalışsalar da isyancılar silahlarını havaya ateş ederek patlatacaklar ve Sirkeci Atlı tramvay yolundan Ayasofya’ya doğru yürüyüşe geçeceklerdir.

Sabah 7-8 gibi İstanbul’un her tarafında silahlar patlamaya isyan sesleri yükselmeye başlamıştır. Meşrutiyetin getirdiği yönetimden memnun olmayan halk sokaklara çıkmış, isyancıları alkışlıyordu. Divan-ı Harp’te yargılanan Lütfi isyancıların içinde çok sayıda “şeriat isteriz” diye bağıran Ermeni ve Rumların bulunduğunu iddia eder. Bazı görgü tanıkları da kalabalık içerisinde Müslüman olmayan çok sayıda kişinin bulunduğunu söyler.

İsyancılar, Divanyolu’ndan Beyazıt’a doğru yürüyüşe geçtiklerinde mahşeri bir kalabalık vardı. Beyazıt meydanına geldiklerinde dindarlığı ile bilinen Şerif sadık Paşa’yı öldüren isyancılar, daha sonra Ayasofya’daki Meclis-i Mebusan’ın önüne gelecekler ve önce Adliye Nazırı Nazım Paşa’yı daha sonra Lazkiye mebusu Mehmet Arslan Bey’i öldüreceklerdir. İsyancılar Nazım Paşa’yı Meclis-i Mebusan reisi Ahmet Rıza, Mehmet Bey’i ise Tanin gazetesi başyazarı Hüseyin Cahit sandıkları için öldürmüşlerdir.

İsyancılar, hak ve adaletin yerinin bulmasını Harbiye nazırı ve Meclis-i Mebusan reisinin azlini isteyerek olay sonrasında herhangi bir cezaya çaptırılmamak için teminat isterler. İsyan aslında tipik bir asker isyanı gibi görülse da isyanın amillerinin çok yönlü olduğu daha sonra ortaya çıkacaktır.

 Ordu içerisinde mektepli alaylı  çatışması, ittihatçılar ile liberaller arasındaki siyasi mücadele, II: Abdülhamit aleyhtarlığı yapının Meşrutiyetin gücünü hissettirmek istemesi sadece bunlardan bir kaçıdır.   Mevlanazade Rıfat’ın 31 Mart’la ilgili yazdığı eserinde Prens Sabahattin ile aralarında şöyle bir diyalog geçtiğini belirtir. Prens Sabahattin isyanın ikinci gününde Mevlanazade Rıfat’a “Mirim, İşte biz durur duru da siyasete böyle döneriz” demiştir. Prens Sabahattin Abdülhamit’i tahtan indirip yerine Mehmet Reşat’ı oturtacak, kendisi de sadrazamlığa gelecekti. Fakat beklediği olmadı sadrazam Mahmut Şevket Paşa olurken Abdülhamit tahtan indirildi yerine Mehmet Reşat getirildi.

Abdülhamit isyanın sona erdirilmesine yönelik Mabeyn Başkatibi Cevad Bey’i göndermiş, durum biraz sakinleşmeye başlar gibi olmuş Fakat ittihatçı subayların isyanı  bastırmak için bir ordu kurmak hazırlığında olduklarının duyulması ile isyan tekrar alevlenmiştir.

İttihatçılar Selanik’te Hareket Ordusu adı altında bir ordu kurarak 23-24 Nisan’da İstanbul’a gelmişlerdir. Bu ordunun öncelikle kendisinin tahtan indirilmek üzere yola çıktığını duyunca Abdülhamit’in “Halife-i İslamım, Müslüman’ı Müslümana kıldıramam” dediği söylenir. Hareket ordusu isyanı bastırdıktan sonra 27 Nisan’da Meclis kararı ile şeriata aykırı davrandığı gerekçesiyle Abdülhamit tahtan indirilmiştir. Fetvanın altındaki imza şeyhülislam Mehmet Ziyaeddin Efendi’ye aittir. Fetvanın kim tarafından kaleme alındığı halen tartışmalıdır. Bazı tarihçiler Mehmet Fahreddin adında birinin yazmış olacağını söylerken bazıları da Elmalılı Hamdi Efendi’nin yazmış olacağını ifade ederler. Fetvayı yazanların İslamcılar arasından çıkması İslamcıların 31 Mart isyanına karşı çıktıklarını da göstermektedir.

31 Mart olayının sonuçları  gerek ittihatçıların gerek cumhuriyet dönemi resmi söylemin baş  vurduğu bir siyaset malzemesine dönüşmüştür. “irtica” kavramı siyasallaşarak belirli bir kesime sürekli vurulan bir tokmağa dönüşmüştür. Ordu siyasetin içersinde kendine etkin bir rol biçerek siyasete karışmasında meşruluk zeminini bu olayın sonuçlarına oturtmuştur. Cumhuriyeti kuran kadroların Hareket ordusu içerisinde yer almaları ile düşman olgusu Meşrutiyet ve cumhuriyet karşıtlığı şeklinde algılanmıştır.

İttihatçılar, 31 Mart’tan en fazla istifade eden kesim olmuştur.  Tekrar toparlanarak eski güç ve nüfuzlarını tekrar kazanmışlar muhalefeti etkisiz hale getirmişlerdir. Ordu ile cemiyet bütünleşem sağlayarak kendilerine karşı çıkanları sansür, sürgün ya da hapis yoluyla susturmak ve cezalndırmak istemişlerdir.

 
 

Yorumlar (0)
32
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?