banner39

‘Benim doğrularım’

Irak’ta bir ay rehin alındıktan sonra serbest bırakılan ve ülkesine dönmek üzere iken Bağdat havaalanına bir kilometre kala ABD askerlerinin saldırısına uğrayan İtalyan gazeteci bayan Sgrena çalıştığı II Manifesto gazetesinde yaşadıklarını 'Benim Do

Arşiv 06.07.2018, 09:30 06.07.2018, 09:31
‘Benim doğrularım’
Giuliana Sgrena

Halen karanlıktayım. Geçtiğimiz cuma, hayatımın en dramatik günü idi. Günlerce rehin kaldım. Sadece beni kaçıranlarla konuştum. Serbest bırakılacağımı söylediklerinde günler geçmişti. Bu anı bekleyerek yaşıyordum.
Ama kendi aralarında konuşurken ‘transferimdeki bazı sorunlar’dan söz ediyorlardı. İki korumamın davranışlarından, neler olacağını anlamayı öğrenmiştim. Bu iki Iraklı her zaman benim yanımdaydılar. Özellikle birisi benim isteklerimin yerine getirilmesine özen gösteriyordu. Daima neşeli idi.
Neler olduğunu ya da olacağını anlamak için ona ‘kışkırtıcı’ sorular soruyordum; 'benim gitmemden mi yoksa kalmamdan mı mutlu olacağı' gibi.
Bana ilk olarak 'Sadece, senin gideceğini biliyorum ama ne zaman olacağını bilmiyorum' dediğinde hem heyecanlanmış, hem de mutlu olmuştum.
Serbest kalacağım fikri, odama geldiklerinde benimle şakalaşmaları ile daha da pekişti.

‘Saldırabilirler’

Yoğun duygular yaşıyordum, kelimeler bana özgürlüğü anımsatıyordu. Bunun kaçırılmanın en zor anı olduğunu anladım, eğer o ana kadar yaşadıklarımın net şeyler olduğunu düşünürsek, şimdi büyük bir belirsizlik açılıyordu içimde. Bu, diğerlerinden daha da zordu.
Giysilerimi değiştirdim. Odaya girdiler ve 'Seni bırakacağız. Bizimle birlikte olduğuna dair bir ipucu verme. Amerikalılar müdahale edebilir' dediler.
Bunlar benim duymak istemediğim sözlerdi. Korkuyu ve mutluluğu aynı anda yaşıyordum.

Yolculuk başlıyor

Hazırlandılar. Gözlerimi bağladılar. Dışarıda neler oluyordu? Tek bildiğim yağmur yağdığı. Araba çamurlu yollarda ağır ağır ilerledi. Şoför ile birlikte iki korumam vardı.
O anda hiç duymak istemeyeceğim bir ses duydum. Bir helikopter yere iniyordu. 'Sakin ol, 10 dakika sonra gelip seni alacaklar' dediler ve arabadan indiler. Gözlerim bağlı ve hareketsiz, araçta bekliyordum. Gözlerim bir bez ile kapatılmıştı ve üzerine siyah bir gözlük takılmıştı. Bir süre bekledim ve ne yapmam gerektiğini düşündüm. Bu sırada dostça bir ses duydum: 'Giuliana, Giuliana. Ben Nicola, endişelenme, sakin ol. Özgürsün.' Sonra gözbağımı açtılar.
Nicola sürekli konuşuyordu ve şakalar yapıyordu. Arabamız su çukurlarının oluştuğu yolda güçlükle ilerlerken bazen kontrolden çıkıyordu.
Hepimiz neşeliydik ve sürekli gülüyorduk. Nicola Calipari yanımda oturuyordu. Şoför iki kez elçiliği ve İtalya’yı aradı.
Bağdat Havaalanı’na giden yolda idik. Ve bu yolun Amerikan askerleri tarafından çok sıkı kontrol edildiğini, sürekli Amerikan devriyelerinin gezdiğini biliyordum.

Kurşun yağmuru

Havaalanına bir kilometreden az kaldığını söylediler. O an... Sadece silah seslerini anımsıyorum.
Kurşunlar yağmur gibi üzerimize yağmaya başladı. Birkaç dakika önce arabanın içini dolduran neşeli seslerimiz kesildi. Şoför aracın penceresinden bağırarak İtalyan olduğumuzu söyledi. 'İtalyanız... Biz İtalyanız...' Nicola Calipari o sıra beni korumak için üzerime doğru eğildi. O anda, tam o anda son nefesini verdiğini duydum. Kucağımda öldü...
Sonra, serbest bırakmadan önce beni kaçıran kişilerin söylediklerini anımsadım ve olanları anlamaya başladım. Bana dikkatli olmam gerektiğini söylemiş ve 'Amerikalılar dönmeni istemiyor' demişlerdi. Ama ben bu uyarıların gereksiz ve ideolojik olduğunu düşünmüştüm.
Dramatik bir gündü. Fakat rehin olarak geçirdiğim zaman beni değiştirmişti. Bir ay boyunca kendimle yalnız kaldım, derin belirsizliklerin tutsağı olarak. Geçen her saat benim yaptığım işin doğrulanmasıydı; bazen benimle alay ettiler, hatta bana neden gitmek istediğimi soracak kadar ileri gidip, kalmamı teklif ettiler.

Umut ve umutsuzluk

İlk günlerde bağlarımı açmadılar. Sadece kızgınlık vardı içimde. Onlara 'Savaş karşıtıyım, neden beni kaçırdınız' dedim. Bazen çok sert tartışıyorlardı ve bana 'Senin savaş karşıtlığın bir tuzak' diyorlardı. Ben de onları kızdıracak şekilde 'Bir kadını kaçırmak kolay, bunu ABD askerleri ile denesenize' diyordum.
Bir ay boyunca umut ve umutsuzluk içinde kaldım.
Kaçırıldıktan bir süre sonra bana uydudan haber programı izlettiler ve ben o programda Roma’da çekilmiş büyük bir resmimi gördüm. Bu beni biraz rahatlattı.
Sonra televizyonda ‘İtalyan askerleri çekilmezse öldürüleceğim’ söylendi.
Korktum. Fakat sonra kendimi teselli ederek böyle bir talebin olamayacağını düşündüm.
Sık sık onlara 'Doğru söyleyin, beni öldürmek istiyor musunuz' diye soruyordum.

Gitme vakti

Beni kaçıranlar şeriatçı idi. Sürekli Kur’an okuyorladı. Fakat cuma günü serbest kalma vakti geldiğinde her sabah saat beşte kalkan, namaz kılan ve dua eden birisi alışılmadık şekilde elimi sıktı ve beni kutlayarak 'Hazır olduğunu hisediyorsan hemen gidebiliriz' dedi. Bana ayrıca, fanatik Roma taraftarı olduğunu ve en sevdiği futbolcunun ‘Giuliana’ya Özgürlük’ yazılı bir tişört giydiğini gördüğünde çok şaşırdığını söyledi.
Irak’a gazeteci gönderilmesini istemeyen İtalyan hükümetine rağmen Irak’a giden biri olarak; savaştan sonra olanların ve onların seçim dedikleri şeyin gözlemlenmesini istemeyen Amerikalılara meydan okudum.

"Il Manifesto"

++++++++++++++

‘Hedef bağımsız gazetecilikti’

Sgrena’nın çalıştığı Il Manifesto gazetesinin kurucusu Luciana Castellina, Bağdat’ta İtalyanlara yönelik Amerikan saldırısının asıl hedefinin bağımsız gazetecilik olduğunu söyledi. Tanınmış bir aydın ve eski bir milletvekili olan Castellina, bir Amerikan radyosuna yaptığı açıklamada, 'İtalyan halkı çok öfkeli. Zaten halkın çoğunluğu savaşa karşıydı ve en büyük barış gösterileri bu ülkede yapılmıştı. Bugün halkta, Irak’taki askerlerin geri çekilmesi isteği çok yüksek bir düzeyde. Başbakan Silvio Berlusconi’nin durumu her zamankinden daha zor' dedi. İtalyan aydın, İtalyanlara yönelik saldırının bir ilk olmadığını, Irak halkının buna benzer saldırı ve cinayetleri her gün yaşadığını dile getirdi.


banner53
Yorumlar (0)
17
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?