banner39

“Paris 1919: Dünyayı Değiştiren 6 Ay”

Piyasaya yeni sürülen "Paris 1919: Dünyayı değiştiren 6 ay" adlı kitap, 21. yüzyılda dünyanın yaşadığı kaosu çarpıcı tespitlerle göz önüne seriyor. 1. Dünya Savaşı sonrası yaşananları, imparatorlukların yıkılması ile birlikte ele alan kitap, 1919 yılında

Arşiv 06.07.2018, 09:30 06.07.2018, 09:31
“Paris 1919: Dünyayı Değiştiren 6 Ay”

Defne Bayrak/İslam Dünyası

 

Dünya bir daha 1. Dünya Savaşı sonrasına dönmek ister miydi?

 

“Paris 1919: Dünyayı değiştiren 6 ay” isimli kitap, en iyi kitap dalında 3 farklı ödüle layık görüldü. Kitap, 1. Dünya Savaşı sonrası, 1919 yılı Ocak ayından, Temmuz ayına kadar olan süreyi anlatıyor. Savaşın sona ermesi üzerine 100 elçi, dünya barış kalıplarını belirlemek ve Birinci Dünya Savaşı benzeri yeni bir dünya savaşının vuku bulmasını önlemek için Paris’e çağırıldı. Tarihte ilk defa ABD Başkanı Woodrow Wilson’da bir görüşmeye katılıyordu.

Sunduğu 14 madde, bir çok kişinin isteklerini gerçekleştirecekmiş gibi görünüyordu. Ve istemeyerek de olsa sonun nereye varacağını belirlemiş olması bir çok çatışmayı kışkırtmış oldu. Olayların anlatıldığı 6 aylık dönemde, Paris dünya merkezi idi. İmparatorlukların yıkılıp yeni devletlerin kurulduğu sırada, Rusya bir kenara itilmiş, Çin azledilmiş, Araplar ise yok sayılmıştı. Kosova ve Kürtlerle formel bir ilişki kurulduğu bu dönemde ayrıca bir Yahudi devleti kurulması kararı da alınmıştı.

Şüphesiz tarihinde kanıtladığı gibi, Paris Kongresi’nde biraraya gelip barış hesapları yapanlar tamamen başarısız kaldılar. Nitekim antlaşmanın sağlanmasının ardından, birincisinden daha şiddetli ve daha çok yıkımla sonuçlanan 2. dünya savaşı meydana geldi. Büyük çoğunluk Paris Kongresi’nin 2. dünya savaşına sebep olduğunu savunsa da, bunun yanı sıra çözüme kavuşturulmamış veya sonuçlanması için beraber hareket edilmemiş bazı objektif faktörlerde savaşın başlamasında rol oynadı.

Bu asırda patlak veren isyanların temelleri 1. Dünya Savaşı’nın ardından alınan kararlara dayanıyordu. Bunlardan bazıları 90’lı yıllarda gerçekleşen Balkan Savaşları, şimdi tekrar alevlenmiş olan Irak krizi, bir türlü sonuçlanmayan ve sürekli gündemde olan Kürt sorunu, Türkiye-Yunanistan arasındaki çekişme ve Araplar ile Yahudiler arasındaki, her iki tarafın da tarihte hüküm sürdüğü topraklara sahip olma sorunu.

Paris Kongresi’nin ardından büyük imparatorluklar yıkıldı, yeni bir düzen kuruldu. Ancak bu kez de yeni 4 büyük güç ortaya çıktı (İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika). Bu  4 büyük güç, hiç bir baskı yapmadan, aykırı hiç bir istekte bulunmadan, Avrupa’dan başlayarak en sakin bölgelere kadar bu asırda dünya sorunu olmaya yüz tutmuş devlet sorunlarını çözme yolları aramaya başladılar. Bunu yaparken de geleceğin tohumlarını ekmeye yardımcı olduklarını söylüyorlardı. Dönemin Fransa Başbakanı Georges Clemenceau şöyle diyordu: “Başlayan krizin yıllar veya asırlar süreceği hakkında size kesin bir şey söyleyemem. Ancak şüphe yok ki, bu antlaşmalar bizim üzerimize ağır yükler yükleyecek, sorunlar, belalar ve zorluklar uzun yıllar devam edecek.”

 

Yeni Dünyanın Temelleri Atılıyor…

 

Fransa Kongresi’nin Almanya Antlaşması ile bağlantısı olduğu düşünülse de, Almanya Antlaşması daha kapsamlıydı. Sonradan bağımsızlıklarını kazanan Bulgaristan, Hırvatistan ve Avusturya’nın yanı sıra Osmanlı Devleti’de Almanya Antlaşmasına katılmışlardı. Bütün katılımcı ülkeler için ayrı ayrı antlaşmalar yapılması, Avrupa sınırlarının yeniden çizilmesi ve Ortadoğu’nun toparlanması, bunlardan daha önemlisi ise yeni temeller üzerine yeni bir dünya düzeninin kurulması gerekiyordu. Bu yeni düzenin kurulabilmesi, dünya güvenliğinin korunması için genel tartışma fikri ortaya atıldı. Devlet kurumlarının çalışma düzeni ve görüş birlikleri telgraf ve hava yolları haberleşme sistemi aracılığıyla tartışıldı.

1. Dünya Savaşı’nın ardından imparatorluklar ve devletler yıkıldı. Yeni batılı devletler kuruldu. 90’lı yıllarda da Sovyetler birliği yıkıldı ve soğuk savaş sona erdi, yıkılan güçlerin yerlerini dini ve milliyetçi güçler aldı. Bunu için verilebilecek en güzel örnek ise bıraktığı izlerle Bosna-Hersek’tir. Dünyadaki bu değişikliklerin sebebi tamamen 1919 yılında vuku bulan durumlar. 1919 yılında alınan kararlarla yeni iktisadi ve siyasi fikirler ortaya çıktığı gibi sınırlar da yeniden çizildi. Bütün bu değişiklikler korku, kışkırtma ve itmeye dayalı bir hal oluşturdu. Eğer şimdiki uygarlığın önündeki tehlike, silahlı İslami Hareketler ise o zamanlar da Bolşevik Rusya değil miydi?

 

Asya, Afrika, Ortadoğu ve Yeni Avrupa’ın Haritası Çiziliyor

 

Paris Kongresi, bir çok devlet adamını, diplomatı, banka sahiplerini, askeri kanadı, üniversite profesörlerini ve avukatları dünya gündemini tartışmak üzere bir araya getirdi. Kongrede temel rol oynayanların yanında ABD Başkanı Woodrow Wilson’un da bulunması, barışın sağlanması ve antlaşmaların yapılması aşamalarına katılım göstermesi, kendinden sonra gelecek ABD başkanları için yeni bir çığır açtı. Kongreye katılan diğer şahsiyetler ise İngiltere, Fransa ve İtalya dışişleri bakanları ile başbakanları ile birlikte Arap Lawrence’ı, Emir Faysal bin el-Hüseyin, Haim Waizman ve o dönemin dünyaca tanınana daha birçok lideri bulunmaktaydı. Kitabın yazarı MacMillan, kongre’de alınan kararların dünyaya yayılması ve dünya kamuoyunun etki alınabilmesi için yaklaşık 700 gazetecinin toplantıyı takip ettiğini kaydediyor.  

Katılımcılar, Asya, Afrika ve Ortadoğu’ya ilaveten yeni Avrupa haritasını da çizmeye çalıştılar. En önemli ve başlıca menfaat ise, son durumun belirlenmesi idi. Bu aralarında çekişme bulunan bazı milliyetçi kesimlerin faydasına olmadı. Bu konumda barış tasarımcılarının üzerine düşen şey, polis görevi yapmaktı. Aynı zamanda da açları doyurmak. Ancak onların üzerine düşen çok daha önemli bir görev vardı. O da bir daha dünya savaşının çıkmasına fırsat vermeyecek yeni bir dünya düzeni kurmak. Tabi antlaşmaları düzenlemekte üzerlerine düşen görevlerden biriydi. Ayrıca 1. Dünya Savaşı’nı başlattığı için Almanya’nın cezalandırılması, geleceğe yönelik sınırlandırılması, Fransa’nın menfaati ve yeni düzenin kurulabilmesi için sınırlarının daraltılması gerekiyordu.

Kongre üyeleri diğer taraftan kendi ülkelerini de temsil ediyorlardı. Eğer ülkeleri demokratik bir ülke ise, görüşmelerden ibret alarak, genel görüşleri ülkelerine, alınan kararların yansımalarını da gelecek seçimlere karıştırmayı bilmeliydiler. Bunu yapmadıkları taktirde, aldıkları kararları tamamen savunmadıkları, bu kararlarında ve buldukları çözüm yollarında objektif olmadıkları fikri doğacaktı. Ayrıca Arapların geleceği, yeni bir Yahudi devleti kurulması konularını da ayrı ayrı terazilere koyarak değerlendirmeliydiler. Emir Faysal ve arkadaşı Arap Lawrence’ı kongrenin davetsiz misafirleri idiler. Fransa ve İngiltere, Emir Faysal’ın kongrede bulunmasının sebebini, toprak paylaşımında birleşmiş bir Arap ülkesi talep etmek için yapılmış deneme girişimi olarak gördüklerini ifade ettiler.

Dönemin Siyonist lideri Haim Weizman’ı kongre esnasında konuşma fırsatı verilip Filistin`de bir İsrail devleti kurma talebi kabul edilirken, Arapların gerçek özgürlük olarak tabir edilen talepleri tamamen reddedildi. Arapların talepleri, kongrenin bitip haritaların çizildikten sonra İngiltere ve Fransa’ya Ortadoğu’nun kesin çizilmiş haritalarının dağıtılmasına kadar ertelendi. Siyonist taraf ise kongrede İngilizlerin kesin kararlarından en kazançlı çıkan taraf oldu. Hatta Yahudi devleti kurulması hakkında yapılan İngiliz antlaşmasının mühendisi Balfour’un yakın akrabalarından biri, Balfour’un ölmek üzere iken yaptığı kısa açıklamasında şöyle diyordu: Hayatımda yaptığım en değerli şey Yahudi devleti kurulmasını sağlamak oldu.”

Paris kongresinde alınan kararların hepsi yerine getirilmedi. Aksine birçok dosya açık kaldı. Birçoğu da ertelendi. Ayrıca hangi vilayetler özgürlüğüne kavuşacaktı? Finlandiya mı, Gürcistan mı, Romanya mı? Yoksa Ukrayna mı? İmparatorlukların kalıntıları ise Avrupa’nın ortasında süreklilik gösteren sınır anarşisi oluşturdu. Bu da gelecekteki çekişmelerin temelini oluşturdu. Yunanistan’a kongre kararının sağladığı kontrol hakkı bizim önümüze ancak bir örnek olarak geçecekti. Nitekim bu kararla, Yunanistan ve Türkiye arasında 1923 yılına kadar süren silahlı çatışmaların başlamasına nede oldu.

 

Eski Dünya Düzeni Kime Yaradı

 

Paris Kongresi’nin cevaplamaya çalıştığı temel sorulardan bir tanesi suydu: Zararlar artmadan din ve vatan unsurlarının gereklerini yerine getirmek nasıl mümkün olabilir? Şu an dünyayı şaşkınlık içinde bırakan bir soru daha var ki; o da savaşı nasıl suç olarak kabul edebiliriz?.

Sonuç olar şöyle denilebilir, dünya sahasına yeni çıkan bağımsız ülkeler ile dünyanın bütünlüğü görüşü arasında aykırılıklar ortaya çıktı. Ancak ikisini ayırmak çok zor. Bunu yapmak dünyanın bütünlüğü akımının mı, yoksa bağımsız ülkeler, milliyetçilik akımının mı zaferi olacak? Sorusuna kitabın yazarı MacMillan şöyle cevap veriyor: Bana göre, Paris Kongresi’nde Arapların durumu ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması konularının gündeme gelmesi bu iki görüşün bir araya gelmesini doğurdu. Ve yakın gelecek bu iki görüşün de varlığına tanık olacak. Macmillan: Haim Weizman’a kongre esnasında yüksek mecliste konuşma hakkı verilmesine rağmen kendisine uygulanan muamelenin Emir Faysal’a yapılan muameleden çok da üstün olmadığı görüşünü savunuyor. Weizman, Lloyd George gibi bazı şahsiyetleri şahsen tanıyor olmasının da kendisine, az da olsa yardım etmiş olabileceğini düşünen kitabın yazarı MacMillan, “Yeni dünya dizaynı sonrası ve ulus-devletlerin oluşmasından sonra sonuç olarak elde edilen faydalara baktığımızda ise gördüğümüz, Emir Faysal Irak’ta bir Arap devleti, Weizman ve Siyonist hareket de Filistin’de, İngiltere koruması altında-bir İsrail devleti kurulması hakki kazandılar” diyor.

 

Kitabın adı: Paris 1919: Dünyayı değiştiren 6 ay

Kitabın yazarı: Margaret MacMillan

Kitabı yayınlayan yayınevi: Random house

Kitabın ilk basım tarihi: 2002

Kitabın sayfa sayısı: 560

banner53
Yorumlar (0)
12
hafif yağmur
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?