banner15

ABD-Brezilya ilişkileri

Modern Dünya Sistemleri kitabı yazarı Wallarstein ABD'nin Brezilya'nın dünya politikasını yanlış okuduğunu belirtti.

ABD-Brezilya ilişkileri


Immanuel Wallerstein

Birleşik Devletler, Batı Avrupa ve Japonya'nın artan ekonomik (dolayısıyla da jeopolitik) gücünün hegemonik hâkimiyetini tehdit ettiğini aşağı yukarı 1970'lerde fark etmiş, Batı Avrupa ve Japonya'nın dünya meselelerinde fazlaca serbest hareket etmesinin önünü almak için duruşunu değiştirmişti.

ABD sözle değil ama fiilayatla şöyle demiş oldu: Size şimdiye değin uydu muamelesi yapıyorduk, dünya sahnesinde sorgusuz sualsiz liderliğimizi takip etmek zorundaydınız. Fakat artık daha güçlüsünüz. Bu yüzden sizi başıboş çok uzaklara gitmemeniz şartıyla kollektif karar alma süreçlerinde hissesi olacak ortaklar, küçük hissedarlar olarak davet ediyoruz. Bu yeni siyaset çeşitli şekillerde kurumsallaştırıldı: G-7'nin oluşturulması, Üçlü Komisyon'un kurulması ve “dostane” dünya seçkinlerinin toplanma yeri olarak Davos Dünya Ekonomi Forumu'nun icâdı.

Amerika'nın ana gâyesi, kendi jeopolitik çöküşünü yavaşlatmaktı. Yeni siyaset yaklaşık yirmi yıl boyunca iş gördü. Ancak ardarda yaşanan iki olayla akâmete uğradı. Birincisi, 1989-1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıdır. Böylece ABD'nin “ortaklarına” söylediği dünya sahnesinde fazla serbest olmamaları gerektiği savı ortadan kalktı. İkincisi ise Bush rejiminin kendi kendini baltalayıcı tektaraflı maço militarizmidir. Amerikan hegemonyasını onarmak yerine ABD'nin 2003'te Irak'ı işgal için BM Güvenlik Konseyi onayını alamaması gibi sarsıcı bir başarısızlıkla sonuçlandı. Bush'un neocon politikaları bütünüyle geri tepti, Amerika'nın ağır ilerleyen jeopolitik güç kaybı, hızla ilerleyen bir jeopolitik güç kaybına dönüştü. Amerika'nın artık eski gücüne sahip olmadığı herkesçe kabul edilmektedir.

ABD'nin Bush rejiminin yaptığı hatalardan ders çıkarmış olabileceği akla gelebilir. Fakat görünene bakılırsa aynı senaryoyu bugün de Brezilya'da tekrarlamaya çalışıyor. Bu teşebbüsün çözülmesi yirmi yıl sürmeyecektir.

Obama yönetiminin yaptığı başlıca jepolitik hamle, G-8'i G-20'ye dönüştürmek oldu. Toplantıya alınan en önemli grup, “yükselen” ülkeler de denilen BRIC ülkeleri. BRIC, Brezilya, Rusya (hâlihazırda G-8 üyesidir), Hindistan ve Çin'den oluşuyor.

Amerika'nın Brezilya'ya sunduğu şey “ortaklık.” Amerikan Dış İlişkiler Konseyi'nin yayınladığı U.S.-Latin America Relations: A New Direction for a New Reality başlıklı bir Görev Gücü ( Task Force) raporunda çok açık bu. Amerikan Dış İlişkiler Konseyi, merkezci seçkinlerin sesidir ve bu rapor galiba Beyaz Saray'ın düşüncelerini yansıtmaktadır.

Raporda Brezilya ile ilgili iki can alıcı cümle var. İlki şu: “Görev Gücü, Brezilya ve Meksika stratejik ilişkilerine derinlik kazandırılmasının ve Venezüela ve Küba'yla diplomatik çabaların yeniden formüle edilmesinin bu ülkelerle daha verimli etkileşim kurulmasını sağlamakla kalmayıp ABD-Latin Amerika ilişkilerini olumlu yönde dönüştüreceğini de inanmaktadır.”

Hassaten Brezilya ile ilgili olan ikinci cümle de şu: “Gürev Gücü, geniş bir yelpazeye yayılan ikili, bölgesel ve küresel meseleleri de bünyesinde barındıracak daha tutarlı, eşgüdümlü ve daha geniş bir ortaklık geliştirmek için ABD'nin Brezilya ile mevcut etanol işbirliğini temel almasını tavsiye etmektedir.”

Rapor 2009 yılında yayınlandı. Amerikan Dış İlişkiler Konseyi ile Fundação Getulio Vargas (FGV) Aralık ayında “yükselen Brezilya” konulu bir seminer düzenlediler. Seminer tarihi, Honduras'taki siyasi krize ve İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın Brezilya'yı ziyaretine denk geldi. Seminere katılan Amerikalı katılımcılar Brezilyalılarla aynı dili konuşmadılar.

Amerikalılar Brezilya'nın bölgesel güç olarak yani imparatorluğu tâbi bir güç olarak hareket etmesi gerektiğine inanmaktaydılar. Amerikalı katılımcılar Kolombiya'nın Amerika'yla olan askeri ve iktisâdi bağlarını Brezilya'nın tasdik etmemesini anlayamadılar. Brezilya'nın “dünya düzenini” korumada bazı sorumluluklar üstlenmesi gerektiğini de düşündüler, ki Brezilyalılar İran konusunda Amerika'nın ikiyüzlülük yaptığını hisseder dururken İran nükleer siyaseti üzerindeki Amerikan baskısına katılmaları demekti. Amerikalı katılımcılar Chavez Venezüela'sını “demokrasiden uzak” bulurken, Brezilyalılar Venezüela'nın “aşırı demokrasiden” çektiği nitelendirmesini yapan başkan Lula'nın görüşünü aksettirdiler.

Muhafazakar Amerikalı bir analist, Susan Percell, Ocak 2010'da Miami Herald'da yayınlanan eleştiri yazısında Amerika'nın Brezilya politikasını “hüsn-ü kuruntu” diye adlandırdı. Haklı olabilir. Onun görüşüne göre “Washington, Latin Amerika'daki siyasi sorunların ve güvenlik problemlerinin Amerikan çıkarlarıyla da münasip bir şekilde üstesinden gelmek için Brezilya'ya nereye kadar bel bağlanabileceği hakkındaki varsayımlarını yeniden düşünmelidir.”

Yine Ocak ayında Lula'nın partisi PT'nin Uluslararası İlişkiler Sekreteri Valter Pomar, Amerika'nın G-20'yi oluşturma niyetinin “çokkutupluluğu zapt-u rapt altında tutmak için alternatif güç kutuplarını yutmak ve kontrol etmek” olduğunu söyledi. Emperyal güce tâbi bir devlet olarak dünya kapitalist çıkarlarını desteklemek ile “demokratik-halk çıkarlarını” desteklemek arasında kalan Brezilya'nın tercihini ikincisinden yana yapacağında ısrar etti.

ABD, Batı Avrupa ve Japonya'nın 1970'lerde artan gücü karşısında onlara terfi olarak küçük hissedar mevkiini sundu. 2003 yılında Fransa ve Almanya bağımsız bir dünya rolünde daha fazla ilerleme kararı verdi. 2009 genel seçimlerinde ve Okinawa'daki belediye seçimlerinde aynı şeye Japonya da karar vermiş görünüyor. Artan gücü karşısında Brezilya'ya küçük hissedarlık yalnızca 2009'da sunuldu. Brezilya, neredeyse hemen ve derhal bağımsız bir dünya rolünde ısrarcı görünüyor.

Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı

Güncelleme Tarihi: 04 Şubat 2010, 16:15
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35