banner15

“ABD Liberal Demokrasiyi Dayatıyor”

Londra Siyasal İslami Düşünce Enstitüsü Başkanı Azzam Temimi, ABD’nin Ortadoğu ülkelerine liberal demokrasiyi dayattığını söyledi. Arkadaşımız Mustafa Eğilli, Yemen’in başkenti Sanaa’da Azzam Temimi ile Dünya Bülteni okuyucuları için görüştü.

“ABD Liberal Demokrasiyi Dayatıyor”

Dünya Bülteni

 

Arkadaşımız Mustafa Eğilli, 4-7 Aralık 2005 tarihleri arasında Yemen’de düzenlenen Uluslararası Kudüs Buluşması’na iştirak eden Londra Siyasal İslami Düşünce Enstitüsü Başkanı Azzam Temimi ile başkent Sanaa’da bir röportaj gerçekleştirdi. Siyasal İslam konusunda önemli araştırmaları bulunan Azzam Temimi, başkanlığını yaptığı Siyasal İslami Düşünce Enstitüsü’nden Ortadoğu’daki son gelişmelere kadar birçok konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. 

 

Sayın Azzam Temimi, öncelikle bu yoğun gündem arasında bize zaman ayırdığınız için size teşekkür ederiz. Sizi yakından takip eden okurlarımız için yönetiminde bulunduğunuz Londra Siyasal İslami Düşünce Enstitüsü’nden (IIPT) kısaca bahseder misiniz?

 

Son iki yüzyıldır İslam ülkelerinin büyük bir bölümü, Batı’nın ve laisizmin saldırılarına maruz kaldı. Müslümanlar yaşantılarının siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarında bu saldırılardan nasiplerini aldılar. İslam ülkelerindeki yönetimler ise, Batı’nın din ve devlet işlerini birbirinden ayıran laik ulus devlet modelini aynen alıp uyguladılar. Batı’da cari olan demokratik siyasi yönetim şekline ise iltifat etmediler. Böylece ümmeti parçalayan, gelişmesini engelleyen ve insan haklarını hiçe sayan, diktatör rejimler zuhur etti.

 

Bu durum açık tepkilerin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu tepkilerin en barizi, İslami anlayış ve kültürel birikim ile yola çıkan ıslah ve tecdid hareketlerinin neşet etmesidir. Bu hareketlerin ortaya koyduğu fikri örneklikler, bir yönden red ve içe kapanma; öbür taraftan da Batı medeniyetinin elde ettiği bazı başarıların kabulü şeklinde tezahür ediyordu. Bunların arasından usule dayalı içtihadı teşvik eden ve kaynağı ne olursa olsun hikmetin alınmasını salık veren, Müslüman düşünürler ve siyasi hareketler çıktı. Islah ve tecdid hareketlerinin ortaya koyduğu çabalar, engeller ve sıkıntılarla karşılaştı; ölü doğum yapması için çeşitli girişimlere maruz kaldı. Akademik araştırma merkezlerine ve basın araçlarına hâkim olan menfi havaya rağmen ıslahatçıların ürettikleri inkar edilemez boyuttadır. Ancak bununla birlikte siyasal İslami düşüncenin ürettikleri, hak ettiği önem ve ilgiye mazhar olamamıştır.

 

İşte böylesi bir ortamda siyasal İslami bilincin oluşması gayretlerine katkıda bulunmak ve çağdaş siyasal İslami düşünmenin gelişimi için içtihadı teşvik etmek için Londra Siyasal İslami Düşünce Enstitüsü kuruldu.

 

İslami Düşünce Enstitüsü’nün amaç ve hedefleri neler?

 

Öncelikli hedefimiz siyasal İslami düşüncenin bugüne kadar elde ettiği birikimi derlemektir. İslami düşünce ve deneyimlerin kritiğini yapmak; özellikle de olumsuz şartlardan dolayı şimdiye kadar incelenmemiş İslami hareketlerin tecrübelerini değerlendirmek ve çeşitli İslami deneyimleri eleştirel tahlillere tabi tutmak, teori ile pratiğin arasını uzlaştırmak ve böylece ıslah ve tecdid yolunda ilerleyenlerin önünü aydınlatmayı umuyoruz. Son olarak enstitümüz İslam düşüncesi konusunda kaynak ve merkez olmayı hedeflemektedir.

 

Bu amaca yönelik ne tür faaliyetlerde bulunuyorsunuz?

 

İlgili kurum ve kişilerle irtibata geçerek karşılıklı diyaloglar geliştirmek; konferans, panel ve seminerler düzenlemek; İslamiyat ve şarkiyat konularında araştırma yazıları yayınlamak ve kitap basmak gibi çalışmalarımız var.

 

İslam ümmeti bugün dağılmış ve çözülmüş durumda. Siz Müslümanların dirilme imkân ve dayanakları konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

İslam coğrafyası onlarca ülkeye bölünmüş ve Müslümanlar dağılmış bir durumdalar, Müslümanları bir arada tutacak bir ümmet yapısı yok. Yani Siyasi birliktelik anlamında ümmetten söz etmek mümkün değil ama İslami bilinç ve hassasiyet sahibi Müslüman bireyler ve gruplar dünyanın her tarafında mevcuttur ve bunlar belli bir mücadele içindedirler.

 

Müslümanların dirilişi için en önemli iki unsur söz konusudur: İlki Kur’ani nasların sahih bir şekilde anlaşılması, ikincisi de içinde yaşadığımız dünyanın iyi tahlil edilmesidir. Bugün Müslümanlar nasları ve dünyayı tahlil etmede ve tanımada bir sıkıntı çekmemektedirler.  

 

Yani içinde bulunduğumuz şartlar, mesela bundan yüz yıl öncesine göre daha mı iyi?

 

Kesinlikle. Bundan yüz yıl öncesiyle kıyasladığımızda Müslümanların bilinç düzeyi, olayları algılamaları ve tepki vermeleri çok iyi boyutlarda. 1948’de Siyonistler Filistin’i işgal ettiklerinde ciddi bir direnişle karşılaşmamışlardı. Filistinliler ülkelerini bırakıp kaçmışlardı. Oysa bugün ölümüne direniyorlar. 

 

Bildiğiniz gibi geçen yıl Bush Büyük Ortadoğu Projesi adı altında bir girişim başlattı. Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeyi hedefleyen ABD’nin bu projesi ekonomik, askeri ve siyasi olmak üzere üç ana başlık altında uygulamaya konmuştu. Sizin BOP hakkındaki genel düşüncelerinizi alabilir miyiz?

 

Bush bu projesi, reform, kalkınma, demokrasi gibi albenili sloganlar eşliğinde gündeme getirdi. Aslında ABD’nin bu projeden amaçladığı şey bölgeyi kendisi için sorunsuz ve uysal bir hale getirmek.

 

Yani sömürülmeye müsait bir Ortadoğu istiyor…

 

Evet. Amerika’yı demokrasi, insan hakları, reform falan ilgilendirmiyor. Onun için önemli olan ne pahasına olursa olsun bölgedeki çıkarlarını korumak. ABD Ortadoğu’da demokrasinin yerleşmesini istemiyor. Çünkü gerçek anlamda bir demokrasi, Ortadoğu’da ABD’nin istemediği unsurların iktidara gelmesine neden olacaktır. Mısır’da, Ürdün’de, Suriye’de, Irak’ta ve körfez ülkelerinde yapılacak hür ve bağımsız seçimlerin sonunda İslami hareketler iktidara gelecektir. ABD böyle bir şeyi asla istemez. Bunun için ABD, Irak tecrübesinden sonra -Suriye örneğinde olduğu gibi- rejimlerin yıkılmasına değil değişmesine yönelik baskılar uyguluyor.

 

Dün yaptığımız görüşmede demokrasiyi ideoloji ve yönetim biçimi olmak üzere ikiye ayırmıştınız. Yaptığınız demokrasi tasnifini biraz açar mısınız?

 

Evet. Ben demokrasiyi ikiye ayırıyorum. Biri liberal demokrasidir ki bu demokrasinin felsefi yönünü teşkil ediyor. Liberalizm yaşam tarzıdır dolayısıyla da bir inançtır. Bireyin heva ve hevesi, arzuladığı şeyi helal ve meşru kılabildiği gibi istediği şeyi de yasak ve gayri meşru addedebilir. Yine liberalizmde mutlak doğrular, ilkeler ve sabiteler yoktur. Ahlaki değerlere önem verilmez ve itibar edilmez. Herkesin doğrusu ve ahlak anlayışı kendinedir ve bu anlayış sadece kendisini bağlar. Liberalizm bireyselci ve bencildir, toplumsal değerleri yok sayar. Bu anlamıyla demokrasinin felsefi boyutunu oluşturan liberalizm küfür ve şirk sistemidir. İslam akidesiyle çelişir.

 

Demokrasinin pratik boyutuna gelince, -felsefi boyutunu bir tarafa bırakacak olursak- bu yönüyle demokrasi, İslam’daki şura sistemine benzemektedir. Demokratik uygulama şura sisteminin modern ve gelişmiş şeklidir diyebiliriz. Bu anlamda yararlanılması gereken bir yöntemdir.

 

Pratik yönüyle bakıldığında demokrasi, iyi bir yönetim aracı sayılabilir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, inanca saygı, seçme ve seçilme hakkı, insan hakları, azınlık hakları, basın özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı ve şeffaflık gibi demokratik sitemin sağladığı imkânlar önemlidir. Bu uygulamalar kuşkusuz iyi ve güzel olan unsurlardır. Kısacası demokrasinin icra boyutu şuraya yakın bir uygulamadır.  

 

Peki, ABD’nin Ortadoğu’da terviç ettiği demokrasi hangisidir?

 

Tabiî ki demokrasinin felsefi yönünü teşkil eden liberalizmdir. ABD, İslam ülkelerine liberalizmi dayatarak asıl kimliğinden uzaklaştırmak istiyor. ABD emperyalizmi, İslam ülkelerinde halk iradesini yansıtacak gerçek anlamda demokratik bir sistemin hâkim olmasını asla arzu etmez.

 

ABD’nin “Ilımlı İslam” tanımlaması konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

ABD yönetimi, bölgede işbirliği yapabileceği unsurlar arıyor aslında. İslam ve Müslümanları kendince tasnif ediyor: Terör ve şiddet uygulamakla suçladığı “radikal İslamcılar”; uysal, muti ve partner olarak gördüğü “ılımlı İslamcılar”. Böylece hem yerel işbirlikçiler edinmiş olacak hem de tüm Müslümanları ve İslam’ı hedef almadığını göstermiş olacak. Üstelik işgale karşı meşru direniş gösterenleri de “terörist” ilan edebilecek.

 

Bu bağlamda “ılımlı İslamcı” olarak nitelendiren ve nispeten ABD tarafından desteklenen Ak Parti hakkındaki düşünceleriniz neler?

Ak Parti’yi ve Sayın Erdoğan’ı genel olarak başarılı buluyorum. Türkiye’deki iç dengeler ve uluslararası konjonktür dikkate alındığında Erdoğan’ın işi çok zor görünüyor. 

 

Başbakan Tayip Erdoğan iktidara geldiğinde İsrail’in şiddet politikalarına karşı açık tavır almış ve İsrail’i devlet terörü uygulamakla suçlamıştı. Yine Şaron başta olmak üzere İsrailli yetkililerle görüşmeyi kabul etmemişti. Erdoğan’ın bu müspet tavırlarının arasından bir yıl geçmeden Şaron’la görüşmek için İsrail’le gitti. İsrail’le nispeten yavaşlattığı ilişkileri yeniden geliştirmeye başladı. Hükümetin bu politika değişikliğini ne bağlıyorsunuz?

 

Bu çok üzücü bir durum. Bizler Sayın Erdoğan’ın bu tavır değişikliğini anlamakta güçlük çekiyoruz. Ak Parti hükümeti, AB ve ABD ile ilişkilerini geliştirebilmek için İsrail’le işbirliğine zorlandı. Bu çok açık.

 

Sadece İsrail’le ilişkileri geliştirmekle kalınmadı aslında, İsrail ile İslam ülkelerinin arasında arabuluculuk görevi de üstlenildi. Son olarak bildiğiniz gibi İsrail-Pakistan dışişleri bakanlarının İstanbul’da bir araya gelmelerinde aracılık yapıldı. Yine Ankara Forumu adlı girişimle Filistinli ve İsrailli işadamları buluşturuluyor ve İsrail’in normalleşme sürecine katkıda bulunuluyor.

 

Ak Parti hükümeti bu tavrıyla kendinde bulunan hastalığı başkalarına da bulaştırıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil tabi. Erdoğan ve hükümeti iç ve dış baskılara aldırış etmeden kendi halkının istek ve iradesi doğrultusunda hareket etmelidir. Kendisinin bazı şeyleri yapmak zorunda kalması belki mazur görülebilinir ama bu marazı başkalarına taşımak asla maruz görülemez ve hiçbir gerekçe bunu meşrulaştıramaz.

 

En kısa zamanda sizinle İstanbul’da tekrar buluşmayı diliyoruz ve sohbetiniz için tekrar teşekkür ederiz. 

 

Azzam Temimi Kimdir?

 

Azzam Temimi, 15 Mart 1955 el-Halil’de doğdu. Öğrenimini İngiltere’de tamamladı. Ürdün ve İngiliz vatandaşlığına sahip olan Temimi, evli ve üç çocuk babasıdır. Uzun yıllardır Londra’da yaşıyor ve Londra Siyasal İslami Düşünce Enstitüsü (The Institute of Islamic Political Thought-IIPT) yöneticiliği ile The Markfield Enstitüsü’nde hocalık yapmaktadır. Kendisini Malik Bin Nebi ve Raşid Gannuşi gibi müfekkirlerin dahil olduğu ıslahatçı ekole nispet eden yazarın İslam düşüncesi üzerine sayısız makalelerinin yanı sıra şuana kadar yayınlanmış beş adet kitabı da bulunmaktadır:

 

Raşid Gannuşi: İslamcıların İçinde Bir Demokrat: (Rachid Ghannouchi, Democrat within Islamism, Oxford University Press, New York, Autumn  2001)

Ortadoğu’da İslam ve Laiklik: (Islam and Secularism in the Middle East (ed.), Hurst, London. and NY Univ Press in New York, Autumn 2000)

Parlayan Güç İslam: (Power-Sharing Islam? (ed.), London 1993)

İslamcıların Yönetime Katılımı: (Musharakat al-Islamiyin Fis-Sultah (ed.), London 1994)

İslam’da Siyasi Hukuk: (Ash-Shar'iyah as-Siyasiyah fil-Islam (Political Legitimacy in Islam) (ed.), London 1997)

 

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48