Alman Zeitung'da Türkiye'ye övgü

Almanya'nın prestijli gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung'da yayımlanan yorumda, Türk dış politikasının son dönemdeki adımları övülürken, Türkiye'nin üyeliğinin AB için taşıdığı önem vurgulandı.

Alman Zeitung'da Türkiye'ye övgü

 FAZ'ın İstanbul temsilcisi Rainer Hermann'ın yorumu şöyle:

Avrupa Birliği ile Katılım Müzakerelerinde Sona Gelinmedi


14 Aralık'taki AB zirvesi sonrasında Türkiye, kendisine haksızlık edildiği hissine kapılırken, AB'ye üye devletlerden bazıları da Türklerin üyelik sürecinin özlemle beklenen sonunun nihayet geldiği görüşündeydiler.

Türkiye, liman ve havaalanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gemi ve uçaklarına açmaya yönelik Ankara Anlaşması'nın gereğini yerine getirmediği için, AB 35 müzakere başlığından sekizini dondurmuştu.

Ancak her iki taraf da olanları tam olarak algılayamamıştı. Türkiye ile katılım müzakerelerinde altı ay boyunca hiçbir hareketlilik gözlenmezken, AB Komisyonu, aralık ayındaki zirvede, dört başlığın her an açılabileceği tespitini yapmıştı.


Buna ilaveten AB içinde -Kıbrıs Cumhuriyeti'nin savunduğu tutuma karşı- Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın Kıbrıs meselesinin çözümünden uzun bir süre daha ayrı tutulamayacağı şeklindeki tutumu destek bulmaya başladı.

Gerçi AB, Türkiye'nin hukuki yükümlülüklerini kayıtsız şartsız yerine getirmesi gerektiği konusunda taviz vermese de, AB giderek Ankara Antlaşması'nın uygulanmasını, Kıbrıslı Türklere yönelik ticari ambargonun kaldırılacağına dair kendi siyasi vaatleriyle ilişkilendiriyor.

Finlandiya Dönem Başkanlığı daha ilk hamlesinde iki konu arasında bağlantı kurmuş, ardından Federal Almanya Şansölyesi Merkel de Helsinki'de, Finlandiya'nın, gümrük birliğinin uygulanmasının Kıbrıs meselesinin çözümüyle bağlantılı olarak gerçekleşmesine yönelik girişimini memnuniyetle karşıladığını vurgulamıştı.


Türk Hükümeti, zirve öncesinde, yakınlaşma sinyali olarak bir liman ve havaalanının Kıbrıslı Rumlara açılabileceğini açıklamıştı. Ne muhalefet ne de ordunun görüşü alınmadan ortaya atılan bu fikir Dışişleri Bakanlığından çıkmış, nitekim her iki taraf da pazarlık edilemez Türk "devlet politikasından" dönüş olarak gördükleri bu tutumu sert bir şekilde eleştirmişlerdi.

İç siyasi anlaşmazlık, Türkiye'nin Avrupa siyasetinin nasıl bir değişim geçirdiğini ortaya koymuştu. 90'lı yıllarda Ankara'daki siyasi seçkin tabaka, 1963'de yapılan Ortaklık Anlaşması'nda güvence altına alınana tam üyelik hedefinin, Türkiye'nin, şimdi talep edilen hakkı olduğu konusunda hem fikirler.


Bu arada Erdoğan Hükümeti AB karşısında özgüveni tam bir partner duruşu sergiliyor. Eskiden olduğu gibi tehdit etmek yerine, Türkiye'nin stratejik avantajlarıyla cezbediyor.

Örneğin Dışişleri Bakanı Gül 14 Aralık'ta kısa ve öz olarak, AB'nin kısa vadede fazlasıyla yasal zemine bağlı kaldığı, Türkiye'nin stratejik önemini gözden kaçırdığı saptamasında bulundu. Oysa Türkiye, Avrupa ile Orta Doğu arasında bölgesel güç olarak giderek önem kazanıyor.

Erdoğan, Avrupa ve Washington'daki partnerleriyle yakın istişare içinde, hassas misyonlarda arabuluculuk için Tahran ve Şam'a gidiyor. Türkiye, Batı'nın neredeyse hiç giriş imkanına sahip olmadığı rejimlerle temas içinde. Son olarak Erdoğan Beyrut'ta, Lübnan'daki Sünniler ile Şiiler arasında denge için girişimde bulundu.


Türkiye, (Kıbrıs ve Ermenistan dışında) becerikli bir dış politikayla tüm komşularıyla ilişkilerini normalleştirdi. Hedef, Avrupa güvenliğinin bam teli olan, bölgenin istikrarlı bir hale getirilmesi. Son örnek ise, Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili'nin aralık ayı sonunda üç bakan, 23 milletvekili ve Acaristan Özerk Bölgesi Başbakanı ile Ankara'ya gerçekleştirdiği ziyaretti.

Türk muhatapları kendisine, NATO ve AB'ye giden yolda hızla ilerlemesi için Rusya ile kriz başlatmaması uyarısında bulundular. Türkiye diğer yandan, Moskova'nın Rusya'ya seyahati zorlaştırdığı Gürcülere vize zorunluluğunu kaldırdı.


Yapıcı ve başarılı bir şekilde yürütülen dış politika Ankara'nın elinde bulundurduğu bir kozdur. Bununla birlikte Türkiye, Avrupa'yla olan ilişkilerini, "ayrıcalıklı ortaklık" kavramında öngörüldüğü gibi yalnızca dış ve güvenlik politikasıyla sınırlandırmak istemiyor.

Ankara Hükümeti, zirve toplantısında yaşanan hoşnutsuzluklardan sonra da AB rotasını muhafaza etmiş, sekiz fasılla ilgili müzakerelerin dondurulması kararına ölçülü tepki vermiştir. Hükümet, AB üyeliğine alternatif bir "B Planı" üzerinde de çalışmıyor.

Gerçi üyelik konusunda yaşanan tartışmalarla bağlantılı olarak Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen Türklerin sayısı geçici olarak azalmıştı. Ancak yapılan son kamuoyu yoklamasında AB üyeliğini destekleyenlerin sayısının yine yüzde 56'ya yükseldiği görülüyor.


Erdoğan Hükümetinin 2007 yılında gerçekleştirilecek olan seçimleri gözönünde bulundurarak, daha fazla savunma pozisyonuna girdiği görülmektedir.

Sadece gayrimüslim azınlıkların haklarının bir nebze genişletilmesini sağlayan Vakıflar Kanunu'nun çıkarılmasında, ana muhalefet partisi CHP'nin milliyetçi çekincelerini dikkate almadı. Bunun dışında hükümet aylardır iç tartışmalardan kaçınmaya özen gösteriyor ve kanun tasarılarını CHP'nin bile onaylayacağı şekilde sulandırıyor.

Hükümetin bu tutumu, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ı hükümeti sert bir dille eleştirme yönünde cesaretlendirmiştir. Büyükanıt, hükümetin bir limanla bir havalimanın açılması kararı alırken, kendisiyle istişare etmemiş olması nedeniyle tepkisini dile getirmişti.


Ankara'da yaşanan duraksamaya ve AB içinde ortaya çıkan krize rağmen Türkiye, Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı sırasında AB üyeliği sürecine yeniden bir hareketlilik kazandırılmasını umuyor. Altı aydan fazla bir aradan sonra önümüzdeki haftalarda katılım müzakereleri devam ettirilecek.

İlk aşamada sanayi politikalarıyla ilgili faslın, daha sonra da başka üç faslın ele açılması öngörülüyor. AB Komisyonu, bu dört fasıla ilişkin tarama sürecini tamamlayıp müzakerelerin başlatılmasını tavsiye etmişti.

Şimdi ise AB Daimi Temsilciler Konseyi, Türkiye'den tutum belgesini sunmasını talep ederek, buna istinaden de kendi tutumunu belirleyecek. Şubat ayının sonunda bu işlem tamamlanmış olabilir.


Kıbrıs konusunda da bir hareketlilik görülüyor. Kıbrıs'ın, meseleyi sadece AB bünyesinde çözme amacıyla uzun bir süredir yürüttüğü başarılı çabalarından sonra, AB içinde, Kıbrıs konusunda tarafsız arabulucu olarak tekrar BM'yi devreye sokma yönünde bir uzlaşmanın ortaya çıktığı görülüyor.

BM'nin adanın yeniden birleşmesine yönelik önerisi 2004 yılında Kıbrıs Rumları tarafından reddedilmişti. AB buna karşın Annan planına "evet" oyu veren Kıbrıs Türklerine ticaret ambargoları kaldırma sözü vermişti.

14 Aralık itibarıyla AB'nin daha bu yıl içinde verdiği sözü tutma ve Kıbrıs Türkleriyle doğrudan ticaret yapılamasına izin verme olasılığı arttı. Federal Dışişleri Bakanı Steinmeier da bu doğrultuda görüş bildirdi.

 AB Dışişleri Bakanları Konseyinin bu yönde karar alması durumunda, sadece AB Komisyonunun bir talimatı gerekecektir. Bu durumda Kıbrıs meselesi Türkiye'nin Avrupa yolunda bir engel olmaktan çıkar.

ab haber

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner33

banner37