banner39

Almanya’daki 'Rüya Okulları’

Eğitimli Alman-Türk vatandaşları çocukları için özel liseler ve yurtlar kuruyorlar. Onlar Alman eğitim sisteminden hayal kırıklığına uğramışlar.

Arşiv 27.08.2007, 02:36 09.04.2019, 07:52
Almanya’daki 'Rüya Okulları’

Julia Gerlach*

Alp Saraç kafasını sallıyor: ‘Siz cidden burada bir problem olduğunu anlamamız için Pisa Araştırmalarına ihtiyaç duyduğumuzu düşünmüyorsunuz sanırım!’ Ciddi bakışlı ekonomi diploması sahibi gözlüğünü düzelterek devam ediyor: ‘Türk çocuklarının Alman eğitim sisteminde ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu tabii ki biliyoruz. Ben kendim bunu yaşadım.’ Alp Saraç çocuğu için daha iyi şartlar istiyor ve o bir şey arzuluyorsa, bunun peşini bırakmak da istemiyor. Ve böylece Dialog Eğitim Derneği’nin Köln’deki özel okulunun yeni eğitim yılı açılışı yapılıyor. Alp Saraç konferans masasının başında oturuyor ve ışıltılı bir yüzle konuşulanları dinliyor. Renkli bir heyet var. Heyet üyelerinden birisi direkt üniversiteden, onun yanındaki önceden meslek okulu öğrencilerine ders vermiş. Diğerleriyse lise (Gymnasium) tecrübesine sahip kimseler. Bu zamanda öğretmen işe almak kolay değil. Bunun için iş pazarı çok iyi. Ve sonra: Ne macera ama! Burada (Almanya’da) Türk çocukları için bir okul meydana geliyor.

 

‘Çocuklarımız bu toplumda başarılı olmak zorundalar’

 

Eğitimli Türkler için bir okul. Onlar çocuklarını kendileri entegre etmek istiyorlar. Ve onlar Rütli tarzı okullardan da bıkmışlar. Kısaca bu bir rüya okul olmalı. Kendini her şeyiyle işine vermiş öğretmenler. Dil desteği, çünkü ikinci ve üçüncü jenerasyon Türk ebeveynlerinin çocuklarında bile dille ilgili bir çok problemler devam ediyor. Stres altındaki öğretmenler dil problemi yüzünden kendilerini ifade etmekte zorlanan Türk çocuklarını zekası az olarak görüyorlar. Lise mezunu (Abiturient) Türkler öğretmenlerinin kendilerine hiç güven duymadıkları duygusunda olduklarını ifade ediyorlar. Çünkü onların anne-babaları fabrikada çalışıyor, Anadolu’dan geliyorlar ve kızlar başörtüsü takıyorlar. Bütün bunlar okul başarılarındaki en büyük engel olarak bulunuyor.

 

Rüya okulunda öğrenciler saygı görecekler. Ayrıca böyle okullar olmalı mı? Ebeveynlerin yetersiz kaldıkları yerde ne kadar özel okul hizmete girmeli? Bir çok ebeveyn çocuklarının okul problemlerine yardım etmeyle ilgili olarak zaman, eğitim ve inanç konusunda eksiklik gösteriyor. (Bu okulda) Öğleden önce Kuzey Ren Vesfalya (NRW) öğretim planına tam uyumlu şekilde eğitim verilirken öğleden sonra destek kursları, Türkçe dersi veriliyor ve tiyatro grupları oluşturuluyor. Burada memleketle ilgili bilgiler ağırlıklı değil. Daha ziyade öğrencilerin bütün potansiyellerinin kullanılması hedefleniyor. Okul kurucusu: ‘Biz Türkçe’yi öyle desteklemeliyiz ki, öğrenciler bunu aktif olarak kullanabilmeliler.’ Diyor ve dil araştırmacılarından şunu alıntılıyor: Türkçe’yi ders planına Fransızca ve Latince gibi uyumlu yapmalıyız. Okulun başlamasından uzun süre öncesinde 50 kişilik kapasitesi çoktan dolmuş. Zira talep büyük.

 

Alman vatandaşı ebeveynlerin çocuklarının yüzde kırkı ilköğretimden sonra yükseköğrenime geçiş imkanı sağlayan liselere (Gymnasium) geçerken bu oran Türk pasaportuna sahip anne-babaların çocuklarında sadece yüzde 10,4 seviyesinde kalıyor. Bu istatistiklerde Alman uyruklu Türkler ayırt edilmemiş olsa da aradaki fark yine de büyük. Türk asıllı öğrenciler yine de İspanyol göçmenlerden de daha fazla zorlukla karşılaşıyorlar.

 

Büyük kültürel farklarıyla beraber, bu istatistiklerin gösterdiği tabloda ebeveyn evlerinin sorumluluğu da olsa gerek. İspanyol göçmenler daha yetmişli yıllarda çocuklarının yollarını açmak için ebeveyn derneklerinde bir araya gelirken, Türklerin çoğu memleketlerine geri dönüş hayalleri kuruyorlardı. Bazıları kendilerini görevli saydılar. Ancak ilk önce çocuklarının köklerini korumak için camiler, Kuran kursları ve türkçe dersleri organize edilmeliydi. Çok sonra Türk eğitim dernekleri meydana geldi. Bu kurulan eğitim dernekleri de yaklaşık bundan on yıl öncesine dayanıyor. Tıpkı Alp Saraç’ın kurduğu dernek gibi. Saraç, Almanya’da üniversite eğitimi ve orta öğretimi bir arada götürebilen ve üniversite öğrencisiyken gençlere okul derslerine destek vererek gerçek bir (okul) destek merkezini meydana getirdi. Bugün Köln bölgesinde bulunan Diyalog Destek Kursları’na 900 öğrenci katılıyor. Bu kursun bir sonraki mantıki adımı olarak Türk-Alman Akademik Birliği özel liseye götüren taşıyıcı dernek oldu. Ve bu özel okul tek örnek değil. Bir çok Alman şehrinde geçtiğimiz eğitim yıllarında göçmen Türklerin çocuklarına yönelik liseler (Gymnasium) kuruldu.

 

Paderborn yakınlarındaki Eringerfeld’de bulunan özel lise bu projenin en tanınmış okulu. Dört yıllık, ikişer sınıflı olarak bütün Almanya’dan gelen erkek ve kız çocuklarından meydana gelen öğrencilerin çoğu okulun bitişiğindeki yurtlarda kalıyor. Emin Özel, (Okullar) ‘Çocuklara optimum destek sağlıyor ve bu sayede de toplumda başarılı insanlar oluyorlar’ diyor. İş adamı olan ve bir reklam ajansının sahibi bulunan Özel’in Okul destekleme derneğindeki katkısı tıpkı rotari klübü üyeliklerindeki bakış açısı gibi. Paderborn’nun halıhazırdaki atıcılık kralı Özel’in entegrasyon konsepti göz alıcı şekilde kolay. Şöyle ki: Kim başarılı olursa topluma dahil olur. Özel Eringerfeld lisesi de ‘başarı’ sayesinde okul düşüncesine yapılan temel itirazları giderecektir.

 

Ders programında din dersi değil, etik (ahlâk) dersi yer alıyor

 

Bir taraftan o bir ideal okul, iyi Türk evinden oluşan bir biyotop (hayat alanı) olmalı. Burada onlar (Türk çocukları) kendi aralarında bulunuyorlar ve en iyi şekilde de destekleniyorlar. Öte yandan anne-babaların en son isteyecekleri şey olan bir paralel toplum. Bölge idaresi de (okul idarecilerinden) Türk olmayan öğrencilerin nasıl kazanılacağına ilişkin bir konsept talep ediyor. Fakat (Türk olmayanlar) nereden gelecekler? Buna Emin Özer önce soruyla, sonra da cevabını ekleyerek yanıt veriyor. ‘Alman anne-babalarını anlayabiliyorum. Neden çocuklarını tamamen Türklerden oluşan bir okula göndersinler ki?’ diyor ve hemen ekliyor: ‘Çünkü biz daha iyi olduğumuz için!’

 

Eringerfeld’deki biyotop öğrencilerin hoşuna gitmiş görünüyor. Orası bir Alman okulu, dersler normal öğretim planına uygun takip ediliyor ve bahçede Almanca konuşma zorunluluğu bulunuyor. Ders programında din dersi yerine etik dersi yer alıyor. Başörtülü bir öğretmenin devlet okullarında iş bulma imkânı ne kadar azsa burada bulma imkânı da o kadar. Öğrenciler hariç her şey Alman! Bir yedinci sınıf öğrencisi: ‘Burası çok güzel! Biz iyi anlaşıyoruz ve kimse de aptalca bize bakarak rahatsızlık vermiyor.’ diyor. Öğrenci turuncu-mavi okul üniformasına uygun renkli bir başörtüsü takmış. Onun sıra arkadaşı diyor ki,’benim eski okulumdaki öğretmen bana, başörtümü çıkartırsam notlarımın daha iyi olacağını söylemişti.’ Yemekhanedeki tabaklardan köfte kokusu geliyor ve yanında pilavla yoğurt. Bir kız, ‘Ders etütleri kasıyor, ama zamanla buna alışılıyor’ diyor. Bu kız saçlarını at kuyruğu yapmış ve örtmeden dolaşıyor. Aynı kız öğrencinin Eringerfeld’de en çok hoşuna giden şey burada atların olması. Ayrıca öğleden sonraları yapılan destek dersleri başlamadan önce tek tekerlekli bisiklete binme denemesi de onun çok hoşuna gidiyor.

 

Paderborn’daki Gökkuşağı Eğitim Atölyesi okulun arkasında duruyor. Burası yedek okul olarak devletçe finanse ediliyor ve bunun yanında yıllık 5000 Avro gibi uygun yurt parası işadamı Emin Özel gibi kimselerce de finase ediliyor. Özel’e göre bu okullar ülkesinin insanlarının Almanya’da nerelere geldiklerinin işaretidir.

 

Sadece Almanya’da değil dünya çapında da sayısız özel Türk okullarının ortaya çıkmasının bir nedenini de New York’da arayabiliriz: Fethullah Gülen karizmatik bir vaiz ve o çoğu zaman ‘mutedil İslamcı’ etiketiyle anılıyor. O dinden, politik öğretileri çok az çıkartıyor ve bunun yerine eğitim konusunu ele alıyor. Eğitimli ve inançlı Müslümanlar başarılı ve güçlü bir İslam toplumunun temelini oluşturmalıdır. Onun konseptinde İslami bir toplum laik bir devletle son derece uyumlu şekilde bir arada olabilir. Mannheim’daki Sema özel lisesini destekleyen derneğin idarecilerinden birisi olan Ali Yıldırım, ‘bizim onun (F:Gülen’in) direkt bir taraftarı veya bir derneğin üyesi olduğumuz söylenemez’ diyor. Manheim’da da okul işletmeciliği ikinci yılına giriyor. Fethullah Gülen’in fikirleri ona ve diğerlerine esin kaynağı olarak hizmet etmiş.

 

Yıldırım Gülen’in: ‘Camiler yerine okullar kurun’ diyor. O, bununla iyi eğitimli gençliğin sadece başarılı insanlar olmayacağını, aynı zamanda radikalizme karşı da bu sayede en güzel korumanın sağlanacağını düşünüyor. Beyninizin yıkanmasına müsaade etmeyin, bilakis kendiniz karar verin!’dediğini söylüyor. Okulda din hiç bir rol oynamıyor. Okulun kurucuları, İslam Baden-Wğrttemberg’de ders planlarında yer almıyor, dolayısıyla bizde de İslam dersi bulunmuyor’ diyorlar. Diğer bütün özel Türk okullarında olduğu gibi burada da yeni trend öğretmenlerin hiç birinin Türkçe konuşmaması şeklinde kendini belli ediyor. Mannheim’daki Sema okulu bir evin üst katlarında yer alıyor ve demiryoluyla çevre yolu çıkışı arasında bulunuyor. Okulda geçen yıl 16 öğrenci varmış. Bu eğitim yılında yeni bir lise ve ortaokul sınıfı daha bunlara ilave edildi. Ve öğrenciler! Bir kız öğrenci, ‘ben doktor olmak istiyorum diyor.’ Bir delikanlı, ‘ve ben de avukat olmak istiyorum’ diyor.

 

Notlarını taşımak için kullandıkları dosyaları bir yıl sonunda biraz eskimişti, fakat onlar dosyanın üzerindeki turuncu üzerine beyaz şekilde yazılı logodan gururluydular. Avukat olacak olan: ‘Sema, cool!’ diyor.

 

İşte bir rüya okul. Her şeye rağmen onların yollarını bulmaları lazım. Yeni bir okul binası lazım ve bunun için de başka bağışçılar aranıyor. Fakat gelecek eğitim yılı için kayıt yaptırmış Türk asıllı olmayan ilk üç öğrenci için gururlular. Okullar daha şimdiden entegrasyon için birer işareti barındırıyor. Eğitimli Türk kesimi Almanya’da  bir yere geldiler.

* Alman gazeteci-yazar.

Bu makale Kadir Kon tarafından Almanca'dan Türkçe'ye tercüme edildi.

Haberin Almancası için tıklayın:

Die Traumschule

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?