banner39

Anlayış: Bürokratım, doğruyum, çalışkanım!

Anlayış Dergisi Türkiye'de işlevsel bir mecra olması beklenen ama bir ideolojik odak gibi hareket eden 'bürokrasi'yi kapağa taşıyor.

Arşiv 08.10.2009, 15:44 10.10.2009, 12:31
Anlayış: Bürokratım, doğruyum, çalışkanım!


Dünya Bülteni / Kültür Servisi

Cumhuriyet elitinin en büyük hedefi, toplumu Kemalizm çatısı altında "imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle"ye dönüştürmekti. Gelinen noktada ise Cumhuriyet sadece "imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir bürokrasi" üretebildi. Hesap sorulamaz ve toplum için en iyi olanı bilme iddiasına sahip olan bürokrasi fillere, toplum ise bu kaynaşmış kitlenin topyekun ezdiği imtiyazlı sınıflı bir kitleye dönüştü. Anlayış, Türkiye'de işlevsel bir mecra, operasyonel bir hizmet organı olmak yerine, ideolojik ve siyasi bir güç odağı gibi hareket eden "bürokrasi"yi Ekim sayısında kapağa taşıyor.

Dosya bölümünde Bekir Berat Özipek "Eski kavga yeni aktörler: Bürokratik oligarşi demokrasiye karşı", H. Emre Bağce "Türkiye'de bürokrasi ya da "CHP"okrasi", Murat Yılmaz "Asker-sivil bürokratik ittifak", Yusuf Şahin "Bürokratik gücün kaynağı", Abdulhamit Kırmızı "Genç bir bürokrata öğütler", Atilla Pamirli "Memuriyete güzelleme" başlıklı yazılarıyla Türkiye'de bir sınıf gibi hareket eden bürokrasiyi, tüm boyutlarıyla irdeliyorlar.

Memleket Hâli'nde Yücel Bulut, Osman Ertuğrul Efendi'nin cenazesiyle başlayan tartışmaların Osmanlı meselesinin zihinlerimizde hâlâ berraklaşamadığını gösterdiğini belirtiyor: "Bir kesimimiz Osmanlı'ya kültürel bir obje muamelesi yapıyor. Diğer bir kesimimiz ise Osmanlı'yı gerçekliğinden bütünüyle soyutlayarak ele alıyor; hatta kutsuyor."

YüzleşiYORUM'da Mustafa Özel, "İstikbal köklerdedir!" başlıklı yazısında, Türkiye'nin iç ve dış açılımlarına akıl erdiremeyenlerin, düştükleri yerde hâlâ yükseliş vehmi içinde kıvrananlar olduğunu söylüyor: "Avrupalılar, unutarak uluslaştılar; biz ise hatırlayarak millet olmaya mecburuz."

Gündem bölümünde Talha Köse "Ermeni Açılımı'ndan beklentiler", Sami Rıfat da "Güney Kafkasya'da oyun yeniden kuruluyor" başlıklı yazılarıyla hükümetin Ermenistan Açılımı'na tüm yönleriyle ışık tutuyorlar.

Bu ayki SöyleşiYORUM konukları ise Türkiye siyasal gerçekliğine dair yaptıkları nitelikli çalışmaları ile öne çıkan Prof. Murat Güvenç ve Prof. Hasan Kirmanoğlu. Türkiye Seçim Atlası 1950-2009: Türk Siyasetinde Süreklilik ve Değişim isimli kapsamlı bir çalışmaya imza atan Güvenç ve Kirmanoğlu'na göre "Türkiye'de siyasetin ana dinamiği yerellik".

Türkiye Siyaset'te Sezgin Tunç, Doğan Medya Grubu'na kesilen rekor vergi ve usulsüzlük cezasının, medyada "kudretliler", maliyede ise "üstatlar" devrinin kapandığına işaret ettiğini söylüyor. Türkiye Ekonomi'de İbrahim Öztürk, "Hamle değil, restorasyon!" başlıklı yazısında hükümetin Orta Vadeli Programı'nı mercek altına alıyor.

Dünya Siyaset'te Ali Aslan, 11 Eylül saldırılarının sekizinci yılında uluslararası siyasetin geldiği noktayı; Ebru Afat ise Eylül ayında hayatını kaybeden neo-muhafazakârlığın öncü ismi Irving Kristol üzerinden Amerikan muhafazakârlığının tarihî seyrini irdeliyor.

 Yahya Bostan Obama'nın yeni füze kalkanı hamlesini, Hakkı Uygur ise İran'ın nükleer faaliyetleri gündemi ile toplanacak Cenevre müzakerelerini değerlendiriyor.

Z. Tuba Kor Türkiye, Suriye ve Irak arasındaki son dönemde giderek hızlanan diplomatik trafiğe ışık tutuyor. İbrahim Tığlı ise İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman'ın Eylül ayında gerçekleştirdiği Afrika turunun nedenlerini sorguluyor. Dünya Ekonomi'de Sadık Ünay, tüm küresel krizlere rağmen "her dem yeni, her dem güçlü" kalmayı başarabilen IMF'yi masaya yatırıyor.

Toplum bölümünde İhsan Fazlıoğlu, "Hayatı ön-görmek" başlıklı yazısında hayat ilişkilerinde, toplumsal olgu ve olaylarda, her tedebbür bir tefekküre dayanırsa ancak ön-görünün olanaklı olabileceğini söylüyor. Nazife Şişman, cep telefonları üzerinden "her an her yerde ulaşılabilir birey"in kısıtlanmışlığı ve kontrol edilebilirliğini irdeliyor.

 Fatma K. Barbarosoğlu "Benim öğretmenlerim!" başlıklı yazısında her 24 Kasım'da öğretmenlere yapılan güzellemelere rağmen, eğitim sistemimizin neden hâlâ mevcut olduğunu sorguluyor.

M. Mücahit Küçükyılmaz "Medya plazalarının aynasında Münevver" başlıklı yazısında Münevver Karabulut cinayetinin realite fetişisti medya elinde nasıl dramatik bir hikayeye dönüştüğünü resmediyor. Ayrıca Murat Pay her televizyon kanalında rastlar olduğumuz sırlı dizileri, A. Kemal Bersay ise sadece Doğu'nun bir sorunu gibi gösterilen çifte ahlaklılık sorununu masaya yatırıyor.

banner53
Yorumlar (0)
25
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?