banner39

Ayasofya'da ilk namaz kılındı

Ayasofya'da İstanbul'un fethi sonrası ilk cuma namazı kılındı, Şair Nabi ve Alaeddin Keykubad öldü.

Arşiv 01.06.2010, 09:59 02.06.2010, 03:48
Ayasofya'da ilk namaz kılındı

Dünya Bülteni / Tarih Servisi

1 Haziran 1453'te Ayasofya'da ilk cuma namazı kılındı, Şair Nabi vefat etti ve Alaeddin Keykubad hayatını kaybetti.

AYASOFYA’DA İLK NAMAZ KILINDI

1 Haziran 1453 Ayasofya'da ilk cuma namazı Akşemseddin tarafından kıldırıldı. İslâm tarihinde mevcut uygulamaya göre fetihten sonra hemen bir camii yaptırılır, buna zaman yetmediği hallerde, elverişli bir bina camiye çevrilir, ibadete açılır, orada İslâmî gelenekte hürriyet ve hâkimiyetin sembolü sayıla gelmiş olan ilk Cuma namazı kılınırdı. Cuma namazında, sultan veya onun adına bir âlim hutbe okur, hutbenin ikinci kısmında dine, devlete, geçmişte hizmet edenlere dua edildiği gibi, o beldeyi fethedenin adı anılır, devlet ve milletin payidar olması için dua edilirdi. Fatih de böyle yaptı.

Fetihten sonra, şehrin en büyük kilisesi olan Ayasofya’yı camiye çevirdi. 1 Haziran 1453 Cuma günü burada ilk Cuma namazı kılındı bu ilk cumada hutbeyi, Fatih adına Akşemseddin okudu. Böylece İstanbul’un ebedi bir Türk - İslâm beldesi olduğu tescil edilmiş oldu. Aynı gün, İstanbul’un, Osmanlı Devleti’nin başkenti olmasına karar verildi.

ŞAİR NABİ ÖLDÜ

1 Haziran 1712 Şair Nabi öldü. 1642 yılında, Şanlıurfa’da dünyaya gelen Nâbi sefalet içinde bir çocukluk dönemi geçirmiştir, 24 yaşına geldiğinde İstanbul’a gitmiştir. İstanbul'da öğrenimine devam eder, şiirleri ile ünlenir. Paşa hayatını kaybedince buradan Halep’e gider. İstanbul’da yaşadığı dönemde pek çok mühim kişilerle dostlukları olmuş, sarayın ileri gelenleri ile de kimi ilişkiler kurmuştur. Bunun da tesiri ile Halep’te geçirdiği yirmi beş yıl süresince devletin sağladığı imkânlarla rahat bir hayat sürdürmüştür. Yapıtlarının çoğunu Halep’te geçirdiği bu yıllarda yazmıştır. Daha sonra iyi anlaştığı Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nâbi’yi yanına aldı. Bu dönemlerde Nâbi Darphane Eminliği, Başmukabelecilik gibi vazifelerde bulundu. Bunların dışında, kimi kaynaklara göre Nâbi aynı zamanda çok güzel ve etkileyici bir sese sahipti ve müzik konusunda da fazlasıyla başarılıydı. “Seyid Nuh” adıyla bazı besteleri olduğu söylenir. Nâbi, İstanbul’da 1712'de hayatını kaybetti. Nabi bazı kaynaklara göre ispirliydi. Nâbi Osmanlı’nın duraklama döneminde yaşamış bir şairdi, yönetim ve toplumdaki dejenerasyona ve bozukluklara tanık oldu. Çevresindeki bu negatif olaylar onu didaktik ( öğretici )şiir yazmaya sevk etmiş, yapıtlarında devleti, toplumu ve sosyal hayatı eleştirmesine sebep olmuştur. Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan problemlerin ve günlük yaşamın içinde olmalı, yaşamdan, insandan ve insanî konulardan tecrit edilmemelidir. Bu nedenle şiirleri hayat ile ilgili, çözümler üretmeye çalışan, yer yer öğütlerde bulunan biçimdedir. Eserlerinin herkesçe anlaşılması ve yaşamla iç içe olmasını istemesindendir belki de, kullandığı dil sade ve süsten uzaktır. “Bende yok sabr-ı sükûn, sende vefadan zerre, İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kerre.” Na ve bi kelimeleri arapça ve farsçada ‘yok’ anlamına gelmektedir. Bu beyitte Nabî mahlasının oluşumunu belirtmektedir. Eserleri arasında; Hayriye, Dîvân, Hayrabâd, Tuhfetü’l Haremeyn, Surname, Fatihnâme-i Kâmaniçe

ALÂEDDİN KEYKUBAD ÖLDÜ

Sultan Alâeddin 1 Haziran 1237'de Kayseri'de öldü. Cenazesi Konya'da Kümbedsarayda toprağa verildi. Sultan Alâeddin Keykubad Anadolu’yu ilim, kültür, san'at bakımından olduğu kadar iktisadî ve ticarî hayat itibariyle de gelişmiş ve müreffeh bir ülke haline getirmişti. Onun döneminde Anadolu Selçuklu devleti kudret ve nüfuzunun zirvesine ulaşmış, Alâeddin Keykubad'in heybet ve ihtişamından çekinen Moğollar ve diğer unsurlar onun ölümüyle saldırgan bir tavır içine girmişlerdi. Ebü'l-Ferec (Ibnü'l-Ibrî) Alâeddin Keykubad'in emsalsiz bir hükümdar olduğunu, mükemmel bir kafaya ve yüksek bir siyaset anlayışına sahip bulunduğunu, bütün hükümdarların ona boyun eğdiğini ve bu sebeple kendisine Sultanü'l-âlem (Dünya hükümdarı)denildiğini kaydeder. Şiir ve edebiyatla yakından ilgilenen Sultan kendisi de Farsça şiirler yazmıştı. Onun sair ve edipleri himaye ettiğini duyan Türkistanlı sair Kaniî Türkiye'ye gelmiş ve rivayete göre 30 ciltlik bir Selçuklu Seh-nâmesini kaleme almıştır.

Sultan Alâeddin Keykubad bu kültürel faaliyetler yanında ticarî ve iktisadî hayatin gelişmesi için de yoğun bir faaliyet başlatmıştır. Uluslararası ticaret onun döneminde büyük bir gelişme göstermiştir. 1220'de Venediklilerle yaptığı anlaşmayla Türk tüccarlarının da onların ülkesinde ticaret yapma imkânını sağlamıştır.

Yollarda emniyet sağlanmakla beraber muhtemel soygunlara karşı tüccarların malları devlet tarafından sigorta ettirilmişti. Zararları derhal devlet tarafından ödenirdi. Sultan ticaret kervanlarının istirahatı için kervansaraylar yaptırmıştı. Buralarda yolculara zengin-fakir, Hıristiyan-Müslüman ayrımı yapılmadan yemek verilirdi.

Sultan büyük şehirleri surlarla çevirdiği gibi yaptırdığı cami, medrese, saray, hastahane, tersane, köprü ve kervansaraylarla Türkiye'yi imar etmişti.

 

banner53
Yorumlar (0)
26
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?