Aydınlardan 'Kürt meselesi'ne çözüm paketi

'Kürt meselesi'ni masaya yatıran aydınlar, yaklaşık 40 maddeden oluşan çözüm önerileri sıraladı.

Aydınlardan 'Kürt meselesi'ne çözüm paketi

Zaman Ortak Akıl Toplantıları, kanayan bir yaraya daha parmak basıyor. ‘Kürt meselesi’ni masaya yatıran aydınlar, yaklaşık 40 maddeden oluşan çözüm önerileri sıraladı.

Binlerce insanın canına mal olan, kaynakları heba eden terör belası, bin yıllık kardeşliği bozmayı hedefliyor. Ortak tarih, kültür ve din şuuruyla perçinlenen birlikteliğe mayınlar döşüyor.

Çözümün  parçası olmak

Türkiye, son 20-25 yılda ekonomiden siyasete, kültürden medyaya her alanda değişiyor. Bu hızlı değişime inat, bir konu ısrarla varlığını sürdürüyor. Adına ister Güneydoğu meselesi, ister Kürt sorunu, ister terör diyelim, sonuç fazla değişmiyor. Türk’ü ve Kürt’üyle binlerce insanımızın canına mal olan, sınırlı kaynaklarımızı heba eden bu bela, artan şehit cenazeleri, Irak’taki gelişmeler ve ateşkes çağrılarıyla yine gündemde.
Hazirandaki dalgalanma münasebetiyle Türk ekonomisinin tıkandığı noktaları ve çözüm yollarını ele alan Ortak Akıl Toplantısı, bu kez Kürt Meselesini masaya yatırıyor.
Binlerce yıllık ortak tarih, kültür ve din şuuruyla perçinlenen bir kardeşliği bozmayı hedefleyen tuzaklar karşısında, topluma akl-ı selimi hatırlatmayı gazete olarak milli bir görev biliyoruz. Sorunun boyutlarının farkında olduğumuz gibi, bir toplantıyla çözülemeyeceğinin de farkındayız. Ayrıca asla bir çözüm ya da tanım dayatmaktan yana değiliz. Amacımız sağduyu sahibi aydınların özgürce görüşlerini ifade edeceği bir platform olmak. Böylece çözüme bir nebze katkımız olursa, ne mutlu…

Kanayan yaranın iyileşmesi için herkese fedakârlık düşüyor. Aydınlar, çözümün sadece askerden beklenemeyeceğini vurguluyor. Asker, PKK ile mücadelede başarılı; ama çözüm için askerî tedbir yetmez. Uzmanlara göre, sivil güç direksiyona geçerek daha çok inisiyatif almalı. Eğitim, ekonomi ve kültürel alanlarda atılması gereken birçok adım var. Türkiye’nin batısı ve doğusundaki sivil toplum örgütleri ile kanaat önderleri de elini taşın altına koymalı.

Yazarlar, kültürel, dinî ve eğitim haklarıyla ilgili talepleri karşılayabilecek demokratik adımların, önemli bir rahatlama sağlayacağını kaydediyor. Ortak Akıl’da öne çıkan konulardan biri de PKK’nın, Türkiye’nin AB sürecini engellemeye çalışması. Bu sebeple reformların önünün kesilmesine izin verilmemeli. Kimse AB standartlarındaki hukuk sisteminden kaçıp Asya devleti olmak istemez.

Aydınlar, insanları dağa çıkmaya iten şartların ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyor. Pozitif ayrımcılık uygulanarak bölgeye özel yatırımlar yapılması, sosyal ve ekonomik çöküntüyü hafifletir. Doğu ve Güneydoğu’nun yaşadığı travma ile şehit ailelerinin dramına özellikle dikkat çekiliyor. Nelerin yaşandığına bakılması ve iki tarafın da birbirinin acısını anlayabilmesi üzerinde duruluyor.

Türkiye’de empati duygusunun gelişmesi gerekiyor. Devletin de geçmişteki hatalarından ders çıkarması konusunda fikir birliği var. Kürt meselesinin uluslararası boyutlara taştığına dikkat çeken aydınlar, çare ve çözümün tek başına Türkiye’nin elinde olmadığını vurguluyor.

Terörün amacına ulaşmaması için toplumun sağduyusuna ihtiyaç var. Aydınlar, Türk-Kürt gerginliğinin içinden çıkılmaz hale gelmemesinde MHP’ye de büyük görev düştüğü inancında: Provokasyonların yol açacağı eylemlere fırsat tanınmamalı.


 

İŞTE ÇARPICI TEKLİFLER


  • Sivil güçler şoför koltuğuna otursun: Asker, PKK’ya karşı mücadelesinde başarılı. Ama sadece askerî tedbir yetmez, sivil güç daha çok inisiyatif almalı.
     

  • Bölgeye pozitif ayrımcılık şart: Ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda adımlar atılmalı. Bölgeye özel ilgi gösterilmeli, IMF politikalarının dışına çıkıp yatırım yapılmalı.
     

  • Din faktörü ihmal edilmesin: İslami kardeşlik bilincinin geliştirilmesi gerekir. Bölgedeki sivil dini kuruluşlar üzerindeki baskılar kaldırılmalı.
     

  • AB süreci aksamamalı: PKK, Türkiye’nin AB sürecini engellemeye çalışıyor. Reformlar aksamamalı. Özgürlükçü demokrasi güçlenmeli.
     

  • Temsil sorunu aşılmalı: Bölge TBMM’de yeterince temsil edilmiyor. Barajın düşürülmesi ya da Türkiye milletvekilliği gibi modellerle sorun çözülmeli.
     

  • Empati duygusu gelişmeli: Toplum, bombaların istenen etkileri bırakmadığını göstermeli. Sağduyuya, empati duygusunun gelişmesine ihtiyaç var.
     

  • Terör endüstrisine dikkat: Milyar dolarlarla ifade edilen büyük bir terör endüstrisi ile silah ve uyuşturucu kaçakçılığı var. Terörün bitmesi bunların işine gelmez.


Çözümü sadece askerî tedbirlerde aramak yanlış

[SEDAT LAÇİNER- Uluslararası ilişkiler ve Ortadoğu uzmanı, 18 Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi] Sivil güç daha çok inisiyatif almalı

1- Sivil güç daha çok inisiyatif almalı, şoför koltuğuna oturmalı.
Sivil güç gerçek iktidarı eline geçirebilirse, halk PKK’nın birçok adamını kendi eliyle devlete teslim edecektir. Yani burada PKK ile Kürt meselesinde büyük bir ayırım var. Buradaki ana mesele, bu ülkenin şoför koltuğunda kimse yok. Güvenlik ve kamu düzeni, bunlar yüksek politikadır. Ekonomi, köprü yapımı, bunlar alt politikadır. Eğer birincisini yapamazsanız ikincisini hiç yapamazsınız. Şimdi birincisinde sivil otoritenin, seçilmişlerin, etkisinin de yetkisinin de sıfıra yakın olduğunu düşünüyorum. Bugün PKK’nın bitirilmesi konusunda başbakan ve bakanları en az yetkili kişilerdir. Dün de böyle olmuştu. Süleyman Demirel’e "Neden bu sorunu bitirmediniz?" diye sorulduğunda, "Asker bir şey istedi de vermedik mi? Polis silah istedi de vermedik mi?" demiştir. Yani şunu söylemeye çalışıyor: ‘Benim burada ne rolüm olabilir ki? Ben barajlarla uğraştım.’

2- Kürtlerle entegrasyonu aşacak bir yakınlık var, bu yakınlık işlenmeli.
Entegrasyon, ulusçuluk, bunlar Batı kavramları, bizim sorunlarımızı çözmemizde sistemli düşünme anlamında çok faydalı olabilecek kavramlar. Ancak Türklerle Kürtler arasında entegrasyon probleminin Batı’daki anlamda olduğunu düşünmüyorum. Hatta entegrasyonu aşan bir yakınlık var. Linç noktasına gelmiş bir Amerikalı genç grubu daha sonra oturup da linç edecekleri kişiyle kahve içip, sarılıp birlikte maç izleyemez. Ama eminim ki Sakarya’da hatta Trabzon’da aşırı sol gruplarla yaşanan olaylar sonrası polis, tarafları karakolda bir araya getirse ‘Kardeşim oturun konuşun’ dese, 5 dakika sonra siz onları tanıyamazsınız. Bakın bu başka bir iklimdir, başka bir medeniyettir. Yani bunu Batı kavramıyla çözmek mümkün değildir.

3- Terör endüstrisinin bulunduğu gerçeğinden hareketle alınacak önlemler gözden geçirilmeli.
Sadece Kürt sorunu diye işin içine girersek birçok şeyi göz ardı etmiş oluruz. Bir terör endüstrisi var. Yılda 10 milyar dolar, kimilerine göre 15 milyar dolar, eğer siz bunu Amerika’nın kullandığı rakamlara göre düşünürseniz 40-50 milyar dolara yakın bir rakamla her yıl karşı karşıya kalırsınız. Burada büyük bir endüstri var bakın. Burada refleksler oluşur. Bir sorun 26 yıl, her yıl 20 milyar-30 milyar dolar harcanarak devam ediyorsa orada kemikleşmiş refleksler oluşur.

4- ‘Kepenk kapat’ diyenlere fırsat verilmemeli.
Güneydoğu sokaklarında dolaşıp insanlara emir veren, ‘kapat kepengi’ diyen, yaşlı insanlara tokat atabilecek, bir mahalleyi tamamen terörize edebilecek insanlar var. Bir iktidardan bahsediyoruz. PKK’nın konumunu kaybetmesi işlerine gelmez. Bu değişimi istemeyen çok sayıda insan var.


[ALİ NİHAT ÖZCAN - Terör Uzmanı Araştırmacı] Çözüme değil, yönetilebilirliğe odaklanalım

1- Bu sorunun çözümü yok; nasıl yönetilebileceği düşünülmeli.
Karşı tarafın veya bu işte talepleri olanların talep sınırlarının tatmin edilmesinde zorluklar var. Devlet sistemi veya demokrasi ile sonuç alınması isteniyorsa, siyasi şahıslar Kürt meselesini çözmeye çalıştıklarında bir de Türk meselesi ile karşı karşıya kalmak gibi riskleri var. O yüzden de Sayın Erdoğan’ın Diyarbakır’da yaptığı konuşmadan bir müddet sonra bu işten vazgeçmesi bence seçmen refleksli bir davranıştı. Bunu anlamakta zorluk çekmiyorum. Demokrasilerin bir anlamda zaafıdır bu. Demokrasilerin bu sorunu yönetme konusunda çok araçları yok, zaman zaman zorlanıyorlar.

2- Anayasa’nın değiştirilmesi uzun zaman gerektiriyor; kolay gözükmüyor.
Talepleri mevcut Anayasa’ya göre karşılamanız mümkün değil. O zaman oturup Anayasa’yı değiştireceksiniz. Demokratik araçlarla değiştirme şansınız var mı? Teorik olarak var ama pratikte böyle bir hamle yapacak partinin, ikinci seçimde kalması mümkün mü? O yüzden bu tür bir tartışma çözümü zorlar.

3- "Ben devletim" deyip içeri girecek ve sorunu çözecek bir güç yok.
Devletten neyi kastediyoruz? Devletten kastettiğimizin ne olduğunu net olarak ortaya koyabilirsek muhataplarımızın kim olduğunu, sorumlusunu bulacağız. Ama şu geldiğimiz aşama itibarıyla bence ortak bir aklı temsil eden, stratejik düşünme yetenekleri olan ya da bizim arzu ettiğimiz gibi böyle ‘ben devletim’ diye, kapıdan içeri girip sorunu çözecek biri yok.

4- Sorun uluslararası olduğu için tek çare ve çözüm sizde değil; o yüzden çözüme değil yönetilebilirliğe odaklanmak gerekiyor.
Bu meselenin nasıl bir boyut arz edeceği ile ilgili en önemli parametre ABD’nin bölge politikaları ve AB’nin bölgeye ilişkin beklentileri ile bu iki gücün Türkiye’ye ilişkin politikaları. Bir de çok görünmeyen; ama çok etkili olan Rusya ve İran gibi aktörler var. Dolayısıyla buradaki denklemi küçük hamlelerle istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.

5- Yönetilebilirlik sadece Kürtleri değil, Türkleri de kapsıyor.
Bu sorunu hangi otorite çözecekse, Kürt meselesini yönetmeye talip olduğunda onun ortaya çıkaracağı Türk meselesini de yönetmesi lazım. Burada birtakım adımlar atıp söylemler geliştirmeye başladığınızda, Türk kesiminden de tepkiler yükselecektir. O zaman hem oraya hem de buraya bakmanız lazım.

6- Yönetilebilirlikte en az maliyetin de düşünülmesi gerekir.
Böyle bir projeyi yönetmeniz için kaynak ayırmanız lazım. IMF politikaları ile bu bölgeye ne kadar para ayırabilirsiniz tartışılır. Bu ayırdığınız parayı da rasyonel kullanma yeteneğinizin tespit edilmesi lazım. Kaynak tahsisinin, sorunu gerçekten çözmeye mi yoksa başka işlere mi yarayacağını geçmiş 20 yıllık tecrübelerimizden biliyoruz.

7- Meselenin kültürel, hukuki ve Diyanet boyutu var.
Bütün bunların ortak bir potada birbiri ile çelişkiye düşmeden uygun strateji ile yönetilmesi lazım. Beceremezseniz, daha yüksek maliyetle bunu yaşamaya devam ederiz.


[ALİ BULAÇ - Gazeteci - Yazar] Bölgeye özel pozitif ayrımcılık yapılmalı

1- Federasyon iyi bir çözüm değil, etnik arındırmaya sebep olur.
Federasyon seçeneği ister istemez etnik arındırmayı temel alacaktır. Bölgede yaşayan Türk ve Arapların Batı’ya, Kürtlerin de güneye tehciri gerekir. Bu, nüfusun % 35’inin göçe tabi tutulması demek. Hiç makul bir çözüm değil.

2- Çözümü sadece askerî tedbirlerde aramak yanlış.
Türk askeri, PKK’ya karşı mücadelesinde aslında başarılıdır. Latin Amerika ülkelerinde bir gerillaya karşı bir asker ölürken bu oran 1993’ten sonra Türkiye’de sürdürülen mücadelede altı PKK’lıya karşı bir askere düşürüldü. Ama toplam kayıplar dünyada olmayacak kadar yüksek.

3- Sosyal ve kültürel anlamda adım atılmalı.
Mücadelenin ekonomik, sosyal ve kültürel olarak desteklenmesi gerekir. Kürtlerin ümidini Türkiye’ye bağlamak lazım.

4- Bölgeden 12 Eylül’ün izleri silinmeli.
Değiştirilen köy isimleri iade edilmeli ya da iki isim birlikte kullanılmalı. Bölgedeki psikolojik ortamı etkileyen durumlar ortadan kaldırılmalı.

5- Ekonomide pozitif ayrımcılık yapılmalı.
Türkiye’nin güvenliği, devletin bekası, sosyal bütünlük ve 75 milyon insanın geleceğini yakından ilgilendirdiği için IMF politikalarının dışına çıkıp, pozitif ayrımcılık yapılmalı. Bölgeye özel bir ilgi gösterilmeli, özel yatırım yapılmalı.

6- Bölgedeki temsil sorununu aşacak seçim sistemine geçilmeli.
Kabul etmek lazım ki siyasi bir temsil sorunu var bu bölgenin. Bölge halkı TBMM’de yeterince temsil edilmemektedir. Bu barajın düşürülmesi gerekir ya da Türkiye milletvekilliği gibi farklı modellerle bunun çözülmesi icap eder.

7- İslami kardeşlik bilincinin geliştirilmesi gerekir.
Bölgedeki sivil İslami, dini kuruluşlar üzerindeki baskıların kaldırılması gerekir. Yani orada tarikatlar yasak, tekkeler yasak, zaviyeler yasak, medreseler yasak, Kur’an kursu yasak. Peki bu Kürt bu Türk’le nasıl bir arada yaşayacak? 28 Şubat veya 27 Mayıs konsepti ile 12 Eylül uygulamaları aslında Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye sokmaktadır.

8- Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında ekonomik işbirliği güçlendirilmeli.
Türkiye’deki Kürtleri, Irak Kürtlerinden, İran ve Suriye Kürtlerinden ayıramayız. Herkes kendi bayrağını koruyabilir, fakat adı konulmamış bir AB modeli geliştirmemiz gerekir. Türkiye’nin inisiyatifinde bölgesel bir işbirliği geliştirilmelidir.

9- İki toplumun sivil toplum kuruluşları, medyası ve bilim adamları arasında iyi ilişkiler geliştirilmeli.
Sorunların ortaklaşa konuşulabileceği gezilerin, toplantıların yapılmasında fayda mülahaza ediyorum.


[MUSTAFA AKYOL - Gazeteci-Yazar ‘Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek’ isimli kitabı var.] Devlet, geçmişteki hatalarından ders çıkarmalı

1- Türkler, Kürtlerin trajedisini anlamaya çalışmalı.
Çok büyük bir travma yaşanmış bölgede. İsyanlar bastırılmış, işkenceler, boşaltılan köyler yani bir sürü olay var. Bunu çoğu insan bilmiyor. Birçok Türk, "Kürtlerin ne derdi var? Bunlara ne oluyor?" diyor. "Kürt diye bir şey yok, yabancılar tarafından satın alınmış birtakım adamlar ortaya çıktılar" diye düşüneni bile var. Toplumsal olarak ne yaşandı? Bu insanların tepkisi nereden geliyor, bunların konuşulması lazım. Türk tarafının da büyük bir trajedisi var, çocukları öldü, şehit ailelerinin durumu ortada. İki tarafın da birbirinin acısını anlayabilmesi bence çok önemli.

2- Devlet daha önce yapılan hatalardan ders çıkarmalı.
Başbakan ‘Güneydoğu’da devlet hatalar yaptı’ dedi. Bence bunun arkasından gitmek, nerede, ne yaptık anlamak lazım. Bundan çekindiğiniz sürece bir tarafta yıkıntı olacak, diğer taraf da bunlar neden böyleler diye düşünecek. Bunun medya yoluyla, toplumsal diyalogla aşılması lazım.

3- Liberal demokrasi herkesin isteyeceği bir amaç olmalı.
Ümit Fırat Bey, ‘Ben bir Kürt’üm; ama demokratik bir ülke olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşamayı kabul ediyorum.’ diyor. İstenecek olan da liberal özgürlükçü demokrasi. Çözüm herkese kültürel haklarını, din ve eğitim hakları sağlayacak bir demokrasidir.

4- Federasyon mümkün değil, gerilimi tırmandırır.
Federasyon bölünme demek, insanların bir taraftan diğer bölgelere göç etmesi gerilimi daha da tırmandıracak bir şey.

5- Kürt radikalleri makul bir çizgiye çekilmeli.
Kürt radikallerin makul çizgide kalarak varılan durumu kabul ettiklerini açık şekilde ortaya koymaları şart. Türk tarafının ise inkar politikasını terk etmesi gerekiyor.

6- 2 bin 3 bin yıllık tarih değil, Osmanlı tarihindeki birliktelik vurgulanmalı.
Milli duygularımızdan bahsederken, bu gücü 2 bin-3 bin yıl öncesinin Orta Asya’sında değil, hepimizin ortak geçmişi olan Osmanlı’da bulmamız lazım.

7- Türkiye, Irak’ın bütünlüğünü savunmalı; ama kötü senaryoya da hazır olmalı.
Türkiye’nin Kuzey Irak konusunda Kürtlerin korkulu rüyası olma stratejisini tamamen terk etmesi lazım. Biz Irak’ın bütünlüğünü savunuyoruz ama bölge için kötü senaryo yaşanacaksa, Türkiye’nin orada doğacak olan Kürt oluşumunun düşmanı olmak yerine dostu olması daha doğrudur.


[Bejan Matur / Kürt kökenli şair, yazar] PKK, Kürtlerin geleceğine ipotek koyuyor

‘Kürtler’ diyebileceğimiz yekpare, homojen bir topluluk yok. ‘Kürtler’ derken beklentileri, politik kaygıları, anlayışları çeşitli bir topluluktan söz ediyoruz. Dolayısıyla Kürt sorununu tek başına sosyal, ekonomik ya da asayişle ilgili bir sorun olarak göremeyiz. Bir entegrasyon sorunu gibi görmek de yanlış ve yetersiz bir tespit. Çünkü Kürtler yaşadıkları topraklarda göçmen ya da göçebe değiller. Kürt sorununun temelinde bir ‘kimlik talebi’ yani bir özgürlük ve demokratik hak talebi var. ‘Aidiyet’ duygusundan beslenen bir var olma çabası meselenin kaynağını oluşturuyor bana göre. Yeryüzünün bu parçasında doğmuş ve üstelik tarihi boyunca oradan hiç ayrılmamış bir topluluğun kendisini yıllarca yok sayan, birlikte yaşadığı diğer topluluğa ‘ben varım, beni gör, varlığımı teslim et’ demesiyle başlayan, sonrasında şiddete dönüşen ve bugüne gelen bir sorundan söz ediyoruz.

Karşılıklı olarak birbirimizi algılamamızda bir sorun olduğunu düşünüyorum. Basit bir empati değil sözünü ettiğim. Bu topraklarda yaşayan bir Kürt’ün kendisini nasıl hissettiği, nasıl tarif ettiği ile ortalama bir Türk’ün derinden ilgilendiğine dair kuşkularım var. Kürtler ve Türkler, bölgenin en çok kaynaşmış iki toplumu olabilir; ama bugün birbirlerini anlamalarının önünde ciddi engeller var. Dil meselesini ele alalım. Düşünün, geçen gün Osman Baydemir de söyledi, binlerce Kürt Türkçeyi okul sıralarında biraz da zorla öğreniyor. Benim çevremde de hemen herkes böyleydi. Ablalarım, arkadaşlarım… Bu nasıl bir ayrışma yaratıyor görmek lazım. Benim çocukluk yıllarımda okulda bir öğretmenimiz vardı ve her gün adına ‘gizli polis’ dediğimiz bir arkadaşımızı görevlendirir evlerinde anneleriyle Kürtçe konuşan talebeleri tespit ettirirdi. Şimdi bunun yarattığı travmayı bir düşünün. Durum böyleyken ‘Kürtlerin ne sorunu var?’ diyen insanlar, kitleler var bu ülkede. Aynı biçimde Kürtler de Türkleri algılamakta zorlanıyorlar. Karşılıklı birbirimizi anlayabileceğimiz insani bir dil bulmak zorundayız her şeyden önce. Politik bir zemin bulmadan önce insani bir zemin yaratmalıyız, çünkü politik tercihlerimiz ne olursa olsun birbirimizin travmalarını, acılarını anlamaktan mahrumuz. Politik, ekonomik adımlardan daha önemli bu.

Bu kadar derin kökleri olan bir sorunda, ‘çözüm şudur’ gibi afaki cümleler kurmak pek anlamlı değil. Tam tersi büyük çözüm önerilerindense, küçük de olsa her kazanımı önemsememiz gerekiyor. Bir yanda bazı Kürt siyaset çevreleri bu kadar sınırlı bir özgürlük zemini varken "AB’nin Kürtlere vereceği haklar bize yetmez, biz bunları kabul etmiyoruz" gibi ifadelerle ortaya çıkıyorlar. Bu bakış açısı sorunu daha baştan kilitliyor. AB sürecinde elde edilecek kazanımların Kürtlere sağlayacakları bu çevrelerin çok da umurunda değil. Çünkü Kürtler adına siyaset yapanlar bağımsız bir irade gösteremiyorlar. İmralı’ya bağlılar. Kürtler adına söz aldıklarında sıraladıkları talepler iki maddeyle sınırlı. ‘Dağdakiler indirilsin, Öcalan serbest bırakılsın’. PKK’nın legalleşme ihtiyacının Kürtlerin geleceğine ipotek koyduğu açık. Kürtler açısından en temel sorun bu bence.

Kürtlerle Türklerin birlikte yaşama iradesinin erozyona uğradığı endişesi taşıyor bazı insanlar. ‘Ortak bir acıyı yüklenmekten uzaklaşıyoruz’ uyarısı yapanlar var. Eğer ‘birlikte yaşama iradesini önemsiyor ve bu irade yok olursa olsun’ demiyorsanız, en fazla bu erozyonla mücadele etmeniz gerekir. Bu mücadelenin özü de her şeyden önce şiddete karşı olmaktır. Son günlerde her kesimden ‘şiddet dursun’ çağrıları yapılıyor. Bunu saygıyla karşılıyorum ama bu çağrı tek başına bir anlam taşımıyor; ‘Şiddet devam etsin’ diyen yok zaten. Önemli olan şiddetin durması karşılığında hangi adımları atmaya, nasıl bir bedel ödemeye hazır olduğun. Bu hem Türk kamuoyu için hem de Kürt siyasetçi ve aydınları için geçerli. Durduğun yerden hiçbir adım atmadan, bir bedel ödemeyi göze almadan, yani şiddeti besleyen politikalardan uzaklaşmadan ‘şiddet dursun’ çağrısı yapıyorsan amacının gerçekten şiddetin durmasını sağlamak olduğunu söyleyemezsin. Daha açık söyleyeyim: ‘Haklarımı istiyorum’ diyerek birilerini öldürüyorsanız dünyadaki hiçbir savaşı, şiddeti antidemokratik uygulamayı kınamaya hakkınız olmaz. Eğer haklarını istiyorsan Gandhi gibi ölmeyi göze almalısın. Çünkü öldüren olmaktansa ölen olmak felsefi, etik, insani açıdan daha saygıya değer. Kimse herhangi bir amaç için şiddeti meşru göremez. Devletin güvenlik güçleri kendi vatandaşını öldürmeyi doğal hak ve ahlaken meşru göremez. Mecbur kalır da şiddet uygularsa şiddete maruz kalan insanların acılarını anlamak, onarmak zorunda.

AB sürecinin Türkiye demokrasisine sağlayacaklarının sorunun aşılmasında etkili olacağı kesin. Fakat bu sürecin başında beliren bazı tepkilerin de doğru okunması ve tehlikeli yanının deşifre edilmesi gerekiyor. Mesela Türkiyeli, Batılılaşma çabasındaki sınıflar, tam ekonomileri düzelmiş, Avrupa rüyası gerçekleşecekken önlerine Kürt sorunu gibi ertelenmiş, üzeri örtülmüş ve hâlâ kanamakta olan devasa bir kambur çıkıyor. Dahası bu mesele onlara Ortadoğu ile bağlantıda olduklarını hatırlatıyor. Yani unutmak istediğimiz Doğulu yanımızı irticadan çok günümüzde Kürt meselesi temsil ediyor. Beyaz Türkler, ‘Kürtleri Avrupa ile bütünleşmenin önündeki engel’ gibi algılıyorlar. Ama sırtındaki bu kamburun oluşmasındaki rolünü yok sayarak yapıyor bunu. Son olarak, Türkler için ne kadar demokrasi istiyorsak, bu topraklarda yaşayan Kürtler için de o kadar demokrasi talebimiz olmak zorunda.


[ÜMİT FIRAT - Serbesti dergisi yazarı, şiddet karşıtı Kürt aydını kimliği ile öne çıkıyor.] Reform sürecini baltalamaya çalışanlara müsaade edilmemeli

1- PKK, Türkiye’nin AB sürecini engellemeye çalışıyor; reform sürecinin önünün kesilmesine izin verilmemeli.
PKK’nın, Türkiye’nin AB sürecini engellemeye çalışması önemli bir konu. PKK, Avrupa Birliği’ne düşman. Bakın şimdi 1 Haziran 2004’te Kandil’de Zübeyir Aydar, tek taraflı ateşkese son verildiğini açıkladı. Oysa biliyoruz ki aslında savaşa son vermişlerdi. Ateşkese falan değil. Ben ateşkese son verilmesini, Türkiye’nin o dönemde girdiği reform sürecinin önünün kesilmesiyle bağlantılı buluyorum.

2- Kimse AB standartlarındaki hukuk sisteminden kaçıp Asya devleti olmak istemez.
AB standartlarındaki bir ülkenin yurttaşları kolay kolay karanlık bir aleme doğru gitmek istemez. Ayrıca BASK bundan 20 yıl önce birleşik bir BASK hayali kuruyordu. Ama şimdi buna gerek yok ki. Artık gümrük, sınır kalmadı. Birleşme hayalinin de pratik olarak ilişki rahatlığı sonrasında sona ereceğini düşünüyorum.

3- İnsanları dağa çıkmaya iten şartların ortadan kaldırılması gerekir.
PKK, Kürt meselesinin kendisi değil. Ama bugün ortaya çıkan en önemli sonuçlarından biridir. Dolayısıyla PKK meselesini çözmeden Kürt meselesinin özüne yaklaşmak son derece zordur. Ama bu, fiziki olarak yok etmek suretiyle olmaz, insanları dağa çıkmaya, silahlı mücadeleye iten koşulların olabildiğince azaltılması gerekir.

4- Genel af bir paket içinde sunulmalı ve Kürt meselesine ilişkin konular bu pakete alınmalı.
Siyasi genel affın PKK bakımından çok fazla bir anlamı yok. Çünkü bir insan hâlâ dağa gitmekte ise dağda cazibe merkezi varsa o insanın oraya gitmesini genel afla engelleyemezsiniz. Genel af bir paket biçiminde sunulmalı. Pek çok özgürlüğü, hukuki yapıyı beraberinde getiren Kürt meselesine ilişkin düzenlemeler bu paket içinde yer almalı. Bunu siyasi partiler yapacaktır. Seçimlerden önce de siyasi partiler oy kaygısı ile böyle bir taahhütte bulunmazlar. Hükümet kurdukları zaman da problemin üzerine gittiklerinde seçmenlerini aldatmış olacaklarına inanırlar. Bu nedenle hep bir kısırdöngü ve çaresizlik içinde yuvarlanıp gidiliyor.

5- Yer isimleri, dil, ifade özgürlüğü gibi konular yeniden ve daha özgürlükçü düşünülmeli.

6- Koruculuk meselesinin zaman içinde ıslah edilip çözülmesi lazım.
Koruculuk meselesinin bir yola konulması şart. Koruculuk sorununun ‘hadi sizi terhis ettim’ demek suretiyle çözülmeyeceğini biliyoruz. Bunlara emekli maaşı bağlanabilir. Buna karşın bu maaş ömür boyu verilecekse ellerinden silahları alınmalıdır.

7- Genelde Kürtlere ne olmaması tavsiye edildi, biraz da ne olmaları konusunda yapıcı öneriler yapılmalı.


[MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE - Gazi Üniversitesi öğretim üyesi, Zaman yazarı] Sorunun çözümü için empati duygusunun gelişmesi gerekiyor

1- Terör amacına ulaşıyor; bunu önlemek için toplumun sağduyusuna ihtiyaç var.
Terör amacına ulaşıyorsa bu, terörü sonsuz miktarda çoğaltır. Terörün amacına ulaşmadığını gösterecek olan da toplumun sağduyusu. Sakin, soğukkanlı aklı topluma telkin etmemiz lazım.

2- Kürt sorununu kimsenin yönetmeye niyeti yok.
Sorunu yönetme konusunda da ciddi bir problemimiz var. Siyasi ortama basit gerginlikler hakim. Türkiye, bir yıl sonra seçime girecek, bir de bunun yarattığı bir gerginlik var. Bunlar sorunları içinden çıkılmaz hale getiriyor, zorlaştırıyor, ağırlaştırıyor. Çok basit gerginlikler siyasi parti rekabeti devreye girdiği zaman beklemediğiniz sonuçlar ortaya çıkarıyor.

3- Türkiye’de empati duygusunun gelişmesi gerek.
Ben sorunun çözümü için empati duygusunun geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

4- MHP ve lideri Bahçeli, olayları sokağa dökmemeye çalışıyor; bunun desteklenmesi lazım.
Türk-Kürt gerginliğinde meselenin içinden çıkılmaz hale gelip gelmeyeceği MHP'nın tavrına bağlı. MHP lideri, sokağa çıkılmasını baskı altında tutuyor. Toplumsal şiddet eylemlerinde bulunulmasını yasaklıyor. Türk-Kürt gerginliğini Bahçeli, bilinçli ve ısrarlı olarak durduruyor. Onun ciddi manada desteklenmesi ve teşvik edilmesi gerekiyor.

5- Zaman Gazetesi gibi sicili temiz kurumların doğru mesajlar vererek gerginliği yumuşatması gerekiyor.
Ben özellikle toplumda oluşan basıncı alma konusunda Zaman Gazetesi’ne çok ciddi görevler düştüğüne inanıyorum. Çünkü Zaman Gazetesi, çok ciddi bir otorite mevkiinde. Sicili temiz. Verdiği mesajlar etkili. Çözüm tamamen halkın psikolojisinin yönetilmesine bağlı. Türk-Kürt gerginliğini mümkün olduğu kadar yumuşatmak, bunu anormal bir durum olarak tanımlamak ve yerleştirmek, ondan sonra da toplum üzerindeki o basıncı almak çok önemli.


YARIN: Kürt meselesinde bugüne nasıl gelindi?

Kaynak: Zaman

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner33

banner37