banner27

Batı'da düşünce özgürlüğü İsrail'e ayarlı

Suudi Arabistan El-Vatan gazetesinde yer alan bir haber, Batılı ülkelerin düşünce özgürlüğünü sınırlandırmada hiç tereddüt etmediğini gösteriyor.

Batı'da düşünce özgürlüğü İsrail'e ayarlı

Dünya Bülteni Haber Merkezi

 

 

El-Hariri cinayeti mahkemesi

 

Lübnan Başbakanı Fuad Es-Sinyora, Refik El-Hariri cinayetine bakacak uluslararası mahkeme projesinde yeni düzenlemeler yapılarak, "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" ifadesinin metinden çıkarıldığını söylüyor.

 

Bugün yayımlanan Eş-Şarku'l-Evsat gazetesinde Fuad Es-Sinyora'nın bu konuyla ilgili açıklamasına yer veriliyor. Gazete, Es-Sinyora'nın metinde yapılan değişikliğin sebebini açıklamadığını belirtmiş.

 

Haberde ayrıca, Lübnanlı bazı çevrelerin, bu mahkemenin niteliği ve yetkileri hakkında kaygıları olduğu, Lübnan Hükümeti'ne de bir nüshası verilen metnin incelenmek üzere BM Güvenlik Kurulu'na gönderildiği ve Lübnan Adalet Bakanlığı'nın görevlendirdiği hukukçuların metni incelemesinin ardından projenin çok yakında Bakanlar Kurulu'nun onayına sunulacağı da ifade ediliyor.

 

 

Batı'da düşünce özgürlüğü İsrail'e ayarlı

 

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yahudi lobisinin etkinliği bilinmeyen bir şey değil. Suudi Arabistan El-Vatan gazetesinin bugünkü sayısında yer alan bir haber, Batılı ülkelerin, bu lobinin isteğiyle düşünce özgürlüğünü sınırlandırmada hiç tereddüt etmediğini gösteriyor.

 

Haberde, New York Üniversitesi Tarih Profesörü Tony Judt'un daha önceden planlanan bir konferansının, konferansa bir saat kala Polonya Konsolosluğu tarafından iptal edilmesi örnek olarak veriliyor ve iptal kararının Anti-Defamation League adlı Yahudi örgütünün isteğiyle alındığı belirtiliyor.

 

Haberde yine, "Judt'un konferansının iptal edilmesinin nedeni, onun anti-semitist olması veya "Holokost"u inkar etmesi falan değil. Çünkü kendisi bir Yahudi ve aile fertlerinden bir çok kişiyi ünlü Yahudi katliamında kaybetmiş. Judt'un konferansının iptal edilmesinin nedeni, onun İsrail Devleti'nin kuruluş biçimine karşı çıkması" deniliyor.

 

Aynı haberde, Avustralyalı yazar Carmen Callil'in Fransız Konsolosluğu'nda düzenleyeceği yeni kitabını tanıtım toplantısının iptal edilmesi İsrail ile ilgili konularda düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına ikinci bir örnek olarak veriliyor.

 

Avustralyalı yazarın suçu ise, kitabın önsözünde faşist Fransız Vichy Hükümeti'nin Yahudilere yaptıklarıyla İsrail'in Filistinlilere yaptıklarını karşılaştırması…

 

 

'Maliki, milislerin terörüyle Washington'un baskısı arasında'

 

Londra'da yayımlanan El-Hayat gazetesinin bugünkü sayısında yer alan bir haberin başlığı böyle. Haberde, Irak Hükümeti'nin gittikçe artan Amerikan baskıları karşısında milislerle mücadele etme kararlılığını göstermek için dün güvenlik güçlerine, silahlı gruplarla mücadele emri verdiği yazıyor.

 

Haberde ayrıca, Ekim ayı içerisinde Irak'ta 86 Amerikan askerinin öldürüldüğü ve Başbakan Yardımcısı Berham Salih'in Londra'da çokuluslu gücün Irak'tan çekilmekte acele etmemesini istediği belirtiliyor.

 

-------------------------------

 

İngiliz Basınından Özetler

 

İngiliz basınında bugün Irak'la ilgili olarak yapılan iki ayrı kamuoyu yoklaması öne çıkıyor.

Guardian gazetesinde duyurulan ilk ankete göre, İngiliz askerlerinin Irak'tan çekilmelerini isteyenlerin oranı yüzde 61...

İngiltere gazeteleri

Bunların yüzde 45'i hemen çekilmeden yana, yüzde 16'sı ise - Amerika onaylasın ya da onaylamasın - yıl sonuna kadar Irak'ın terkedilmesi gerektiğini düşünüyor.

Independent gazetesinde yer verilen kamuoyu yoklamasının sonuçları da benzer...

"Halkın yüzde 62'si İngiliz askerlerinin en kısa süre içinde Irak'tan çekilmesi gerektiğini düşünüyor. Yüzde 72'lik bir kesime göre, İngiliz ve Amerikan askerlerinin Irak'tan çekilmeleri halinde ülke iç savaşa sürüklenecek. Ancak yine yüzde 72'lik bir kesim Irak savaşında zafer kazanmanın mümkün olmadığı görüşünde."

Independent gazetesi başyazısını da kamuoyu yoklamasının sonuçlarına ayırmış bugün.

"Halkın yüzde 62'si en kısa sürede geri çekilmeden yana ama yüzde 72'si de hemen geri çekilinmesi halinde işlerin daha da kötüye gideceğini düşünüyor. Irak'taki varlığımızın devam etmesinin ne kadar önemli olduğu konusunda bizi ikna etmeye çalışan Başbakan Tony Blair kuşkusuz bu sonuca dikkat çekecektir. Ama halkın üçte ikisinden fazlası Irak savaşının kazanılamayacağını düşünüyor. Artık kimse, Irak'taki anarşi ortamından, Blair'in üç yıl önce söz verdiği gibi 'istikrarlı ve başarılı bir demokrasi' çıkacağına inanıyor gibi görünmüyor."

'Irak üçe bölünebilir'

Daily Telegraph gazetesinin manşetine ise İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett'ın sözleri yerleşiyor.

Beckett, Irak'ın üçe bölünmek zorunda kalabileceğini söylüyor.

"Irak'ın üçe bölünmesi ihtimali dün ilk kez Dışişleri bakanı Margaret Beckett tarafından kabul edildi. Beckett, Irak Dışişleri Bakanı Berham Salih'le görüşmesinin ardından Irak'ın işgalinin bir 'dış politika felaketi' olarak da değerlendirilebileceğini ifade etti.

"Iraklıların ülkelerinin arkasında durmaları gerektiğini söyleyen Beckett, uzun vadede yollarına tek devletle devam edip etmeme kararının ise kendilerine ait olduğunu belirtti. Beckett, "Dışarıdan fazlasıyla insan rastgele sınırlar çizdi, rastgele kararlar aldı" diye konuştu."

Demokrasinin acıları

1956 yılında Sovyet birliklerinin işgaliyle bastırılan Macaristan ayaklanmasının 50'inci yıldönümünde, hükümet karşıtlarının polisle çatışmaları tüm İngiliz gazetelerinde yer verilen konulardan biri.

Independent gazetesi başyazılarından birini de bu konuya ayırıyor:

"Ayaklanmanın yıldönümü için resmi törenlerin başladığı sırada, Budapeşte'de parlamento binası önünde polis ile yeni kuşak göstericilerin çatışıyor olması içinde ince bir alay barındırıyor. Protestocular, yıllar önce komünistlerin gençlik kolu lideri olan Başbakan Ferenc Gyurcsany'ye öfkelerini kustu, üzerinde 'özgürlük' yazılı pankartlar açtı. Bunlar güzel görüntüler değildi ama tarihin tekerrür etmesi anlamına da gelmiyordu. 1956'da Macaristan ulusal bir trajedi yaşamıştı, 50 yıl sonra yaşanan bu gösteriler ise demokrasinin büyüme sancıları..."

Yisrael Beytenu koalisyon ortağı

İsrail'de koalisyona aşırı sağcı Yisrael Beytenu (İsrail Evimiz) Partisi'nin dahil edilmesi de İngiliz basının ilgi gösterdiği haberler arasında... Guardian haberi şu satırlarla aktarıyor:

"İsrail'in sınırlarının Arap vatandaşlarını dışarıda bırakacak şekilde yeniden çizilmesi gerektiğini savunan Yisrael Beytenu'nun lideri Avigdor Lieberman'ın hükümete girmesi şahin bir politikaya dönüleceğine işaret ediyor. Lieberman, stratejik tehditlerden sorumlu başbakan yardımcısı olacak.

"Avigdor Lieberman'ın hükümete dahil olması, koalisyonun diğer üyesi İşçi Partisi için de bir çelişki yaratıyor. İşçi Partisi lideri ve aynı zamanda Savunma Bakanı olan Amir Peretz, bir ay önce Lieberman'ın hükümete alınmasına karşı çıkmıştı ama şimdi kararı kabul etmiş görünüyor.

"Lieberman, Arap İsrail köyleriyle İsrailli yerleşimcilerin mübadele edilmesini savunmasının yanısıra, Hamas ya da Hizbullah'la görüşen İsrailli Arap milletvekillerinin işbirlikçi olduklarını öne sürmüş ve yargılanmaları gerektiğini söylemişti."

İsrail projesi

Financial Times'ta yer alan bir haberde ise, Amerika Birleşik Devletleri'nde, İsrail ile Filistin arasında barışın sağlanması için çalışacak yeni bir Yahudi lobisinin örgütlenmeye çalıştığı yazılıyor.

Haberde George Soros'un da bu örgütlenmeye destek vermeyi düşündüğü belirtiliyor.

"İsrail projesi adı verilen örgütlenmenin, ABD'nin Orta Doğu'da devreye girmesi ve iki devletli bir çözüme ulaşılması yönünde lobi faaliyetlerinde bulunması planlanıyor. Yeni İsrail projesinin yöneticilerinden Jeremy Ben-Ami, "Lübnan krizi tartışmalara aciliyet getirdi. Tartışmalar, İsrail'in güvenliğinin Filistin krizini barışçıl bir yolla çözmekten geçtiği görüşünü Yahudi toplumuna benimsetme çabası içeriyor" dedi. Projeye destek vermesi beklenen George Soros, İsrail'in Hizbullah'a karşı kullandığı taktikleri eleştirmiş ve Filistinlilerle siyasi bir çözüme ulaşılarak, artan şiddet döngüsüne son verilmesi çağrısında bulunmuştu."

Cep telefonu kısırlığa yol açıyor

Independent gazetesinden bir habere göre, cep telefonlarının sık kullanımı erkeklerde kısırlığa yol açabiliyor.

"Amerikalı bilimadamlarının yaptığı bir araştırmaya göre, cep telefonlarından yayılan mikrodalgalar sperm sayısını, hareketliliğini ve kalitesini neredeyse yarı yarıya düşürüyor. Bu durumun bazı erkeklerde kısırlığa dahi neden olabileceği belirtiliyor.

"Dünya genelinde bir milyar kişi cep telefonu kullanıyor ve cep telefonu kullanıcılarının sayısı her yıl yüzde 20 ila 30 oranında artıyor.

"Kısırlık tedavisi gören 364 erkek üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, günde dört saatten uzun süre cep telefonu kullanan erkeklerin sperm sayımları sağlıklı kabul edilen düzeyin yarısında seyrederken; cep telefonu kullanmadığını söyleyenlerin spermleri hem sayıca yüksek, hem de çok daha sağlıklı..."

 

Kaynak: Dünya Bülteni ve BBC

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25