banner15

Batı'ya köpek, Doğu'ya Hayyam!

Kremlin'in ev sahibi şaşırtmayı sürdürüyor. Siyah köpeklerle Batı'yı ağırlarken, şarap, bilim ve ruh ile doğuyu kucaklıyor. Putin'in gittikçe gelişen çizgisi çok katmanlı ve her olay için ayrı bir okumayı hak ediyor.

Batı'ya köpek, Doğu'ya Hayyam!

Almanya Başbakanı Merkel ile Rus Devlet Başkanı arasındaki görüşmenin “body language-vücut dili” tüm üniversitelerin ulaslararası ilişkiler bölümlerinde ders olarak okutulmalı. Bu bir liderin, özelde de Putin’in zihin kimyasını çözen en sembol olaylardan birincisi!

Alman Başbakanı Moskova’yı sadece ülkesinin lideri olarak değil, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin dönem başkanı, yani Avrupa ülkelerinin ortak lideri olarak da ziyaret etti. Konu da kıta Avrupası’yla Rusya arasında yaşanan enerji krizinin çözülmesi üzerineydi.

Putin gayet açık biçimde Avrupa’nın gırtlağına soğuk elini geçirmişti ve bunun için “aba altından sopa gösterilmesi, sorunun hemen aşılması” gerekiyordu. Merkel bunun için daha ikili resmi görüşmelerin yapılacağı odaya bile girmeden, “Ben burada sadece Almanya’ıy değil, Avrupa’yı da temsil ediyorum. Avrupa ile Rusya arasındaki enerji sıkıntısı hemen aşılmalı. Bunun için Rusya’nın anlaşmalara sadık kalacağına inanıyorum” dedi.

Putin ise sadece gülümsedi ve “buyurun içeride görüşelim” dedi. Özel görüşmenin yapılacağı odanın kapısana doğru ilerlediler ve Merkel içeri ilk adımını attı. Şok! Onu “sim-siyah bir Labrador” karşıladı!

Köpegin dili…

Böylece iki büyük devletin kritik görüşmesinde Avrupa yakasının tüm gücü bir anda sona erdi. Merkel köpeklerden korkuyordu ve dahası Putin’in siyah Labrador’u korkulmayacak bir köpek değildi.

Zar zor yerine oturan Merkel, korku ve yardım isteyen gözlerle Putin’e bakarken, görüşmeleri izleyen dünya basını “Avrupa lideri”nin korkusunu fotoğraflaştırıyordu. Putin kısa cümlesiyle gerginlik bitti.. “Bir şey yapmaz. Ama sizi korkuttuğu için onu cezalandıracağım!” Avrupa’nın korkusunun tasması Putin’in elindeydi!

Kremlin’in evsahibi tam olarak bu. Çok zeki olduğu zaten biliniyor. Ama “soğuk savaş” döneminin en iyi eğitilmiş ve yüksek tecrübe biriktirmiş adamlarından biri o. Üstelik, aradan geçen zaman içinde enteleküel birikimini de iyice parlatmış durumda. Bunun üzerine yıllara dayanan devlet başkanlığı vasfını da etkilerseniz, ortaya başlıbaşına korkulması gereken bir karakter çıkıyor.

Putin’in başkanlığı döneminde yılda bir uyguladığı “basın maratonları” da bu özel duruma katılabilir. Putin, onlarca, yüzlerce değil, sayıları bini aşan “yerli-yabancı” basın mensuplarını karşısına alıyor ve “limit” koymadan her konudaki sorularını yanıtlıyor.

Şu ana kadar genellikle gazetecelier pes etmiş durumda. Son basın maratonu 3.5 saat sürdü ve Başkan’ın “başka” diye bakan gözleri artık “havada bir el göremediğinden” biraz erken sonlandı.

Ruhu şarapla yıkamak!

Bu maraton içinde iki ilginç konu gündeme geldi. Birincisi Putin’in hemen tüm sorulara bir sürü rakamla, atlamadan ve karıştırmadan yanıt vermesiydi. Toplantı sırasında bu öyle bir hal aldı ki, gazeteciler, “yüksek teknolojinin kullanıldığı bir yardım alarak mı yanıtlıyorsunuz bu soruları” deme gereğini hissettiler.

Bunun dışında özellikle oturumun sonuna doğru “aptal sarışınların kırıtma soruları” ve gazeteci ağzıyla “çanak” sorular sayılmazsa tek bir yanıt ilgi çekiciydi. Tabii herkes açısından değil. Putin Ömer Hayyam okuduğunu söyledi!

Batılı liderler ve hatta Türk liderler genellikle konjonktüre uygun güncel politika kitapları, biyografiler, ekonomi ve vizyon kitapları okurken, Putin’in bu tercihi biraz garip durdu. Daha doğrusu ilginç. Putin’in Ömer Hayyam okuması nasıl yorumlanmalıydı ki?

Ömer Hayyam’ın sırrı…

Ömer Hayyam ilginç bir kişilik. İranlı.. Şair, filozof, astronom ve matematikçi. Tanrı ile arasının iyi olmadığı söylenebilir! Ya da tam tersi! Yüzeysel okumalar, onun tanrı tanımaz olduğunu bile söyleyebilir.

Esasen konuya çok vakıf biri.. “Tanrının tüm sözlerini ezberlemiş, yasaklarıyla emirlerini anlamaya çalışmı, vaadettiği cenneti hayalinde canlandırmaya çalışmış, sonra da birden reddetmeye karar vermiş!

Bunun için yaşadığını kar sayan, bundan başka dünya tanımayan, yaşamı bir nefeslik an olarak gören bir filozof. Fakat.. Aynı zamanda dünyanın tüm göz kamaştıran “şeyler”inden de tiksiniyordu. Para, pul, han, haman, altın, gümüş, şatafat boş işlerdi. Ölüm herkesi eşitleyecekti.

Ölümle hiç karşılaşmayacaklarmış gibi yaşayanlarla da, ömürlerini öbür dünyaya hazırlıkla geçirinlerle de arası iyi olmadı. Tam ortadaydı! Şaraba övgüler düzüyor, ama ağzından ölüm ve tanrıyı düşürmüyordu.

Kimseye kötülük yapmamak, öldürmemek, çalmamak, sömürmemek, hak yememek yolu iyiydi. Karın toksa ve üstünde de bir giyecek varsa gerisi önemli değildi! Kendi “hak yolunu” betimlmiyordu ama sanki biraz da tasavvufi tını taşıyordu.

Bilim!!!

Ömer Hayyam iyi bir bilim adamı aynı zamanda. Hatta tıp üzerinde Melikşah’ın oğluna bakacak kadar eğil. Astronomi’de de öyle. Öyle ki, gökyüzüyle ilgili ölçümleri Avrupa’nın kılavuz kitaplarından sayılmıştı. Yaptığı “Celali Takvimi”, tüm dünya günlerini şaşırırken, 5 bin yılda bir hata yapıyordu.

Hasılı Hayyam, “Kabe’den putperest döndüm!” dediğinde, bunun nasıl yorumlanacağı üzerine çok kafa patlatılması gerekiyor! Ama Hayyam’ın şarapçılığı kadar, ahlakçı ve bilim adamı kimliği kesin.

İşte bu son cümle Putin’in kimliğinin filozofik iz düşümünü oluşturuyor. Rusya’nın dünya karşısındaki soğuk savaş ertesi konumunu ahlakçılığına yediremiyor. Rusya karşısındaki Batı’yı “global zevkler yüzünden ahlaksız olmakla” tanımlıyor.

Kuru mantıkçı tarafı ise eski kimliğinden geliyor, pür-realist duruşunun ardında bu var. Mantıkçı ve bilgiye saygılı. Rusya’nın konumunu ahlakla belirlerken, karşıyı realizm ile canlandırıyor. Yani teorik duruşunun pratiği farklı üslup kullanıyor. Ortada duruyor. Şarap konusunda ise bir farklılık yok. Beyaz tercih etmekten öte.

Kaynak: iyibilgi.com

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35