Bediüzzaman Menderes'e ne dedi?

Gizliliği 46 yıl sonra kaldırılan Yassıada arşivinden Bediüzzaman Said Nursî’ ye ait mektup ve belgeler de çıktı.

Bediüzzaman Menderes'e ne dedi?

Başbakanlık’ın halka açtığı belgeler arasında Nursî’nin dönemin Başbakanı Adnan Menderes ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a gönderdiği mektuplar da var. Büyük İslam alimi Nursî, Doğu’da ‘fen ilimleri ile dini barıştıran bir üniversite kurulması’na yönelik talebini Menderes ve Bayar’a iletmişti. 1955 yılında kaleme alınan üç sayfalık mektupta bir İslam Üniversitesi kurulması teklif ediliyor. Van’da tesis edilecek darü’l-fünunun bütün Asya’ya hitap edeceğini belirten Bediüzzaman, gerekçesini şöyle açıklıyor: “Felsefe fünunu ile ulûm-u diniye birbiri ile barışsın ve Avrupa medeniyeti İslamiyet hakaiki ile tam musalâha etsin. Ve Anadolu’daki ehl-i mektep ve ehl-i medrese tam birbirine yardımcı olarak ittifak etsin.” Söz konusu mektup, Risale-i Nur külliyatının önemli parçalarından Emirdağ Lahikası’nda da yer alıyor.

Bediüzzaman Said Nursi, Afrika ülkelerinden Mısır'da kurulan El Ezher Üniversitesi'nin bir benzerinin düşünülmesini istiyor. Mektupta, özetle şunları dile getiriyor: "Ben 65 sene evvel Camiü'l-Ezher'e gitmek istiyordum. Madem Camiü'l-Ezher âlem-i İslam'ın medresesidir. Öyle ise, ben de o mübarek medresede bir ders almalıyım, diye niyet etmiştim; fakat kısmet olmadı. Cenab-ı Hak rahmeti ile bir fikri ruhuma verdi ki, Camiü'l-Ezher'e Afrika'dan bir medrese-i umumiye olduğu gibi Asya, Afrika'dan ne kadar büyükse daha büyük bir darü'l-fünun da ve bir İslam üniversitesi de Asya'da lazımdır, dedim. Ve felsefe-i fünun ile ulum-ı diniye birbiri ile barışsın ve Avrupa medeniyeti İslamiyet hakaiki ile tam müsellah etsin. Ve Anadolu'daki ehl-i mektep ve ehl-i medrese tam birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye. Velayet-i Şarki'nin merkezinde hem Hindistan'ın hem Arabistan'ın hem İran'ın hem Kafkasya'nın hem Türkistan ortasında Medresetü'z-Zehra manasında Camiü'l-Ezher üslubunda bir darü'l-fünun hem mektep hem medrese olarak vücuda gelmesi için tam 55 senedir Risale-i Nur'un hakikatine çalıştığım gibi ona da çalışmışım. En evvel bunun kıymetini Allah rahmet etsin Sultan Reşat takdir etmiştir. Yalnız binasını yapmak için 20 bin altın lira vermişti. Sonra ben eski Harb-i Umumi'deki esaretimden döndüğüm vakit Ankara'da mevcut 200 mebustan 163 mebus, 150 bin lira o zaman paranın kıymetli vaktinde aynı o üniversite için vermeyi kabul ve imza ettiler. Mustafa Kemal de içinde idi. Şarkta 5 milyona yakın Kürt var. 100 milyona yakın İranlı ve Hintliler var. 70 milyon Arap var. 40 milyon Kafkas var. Acaba birbirine komşu ve kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere bu talebenin Van'daki medreseden aldığı ders-i dini mi daha lazımdır, yoksa o milletleri kaçıracak ve arkadaşlarından başkalarını düşünmeyen ve uhuvvet-i İslamiye'yi tanımayan ve sırf ulum-ı felsefeyi okuyup İslamî ilimleri nazara almamanın neticesi olan o merhum talebenin ikinci hali mi daha iyidir?”


Bu tecrit 30 senelik muhaliflerin yaptığından daha ağır geliyor

Yassıada evrakları arasında Bediüzzaman Said Nursî’ye ait çok sayıda mektup bulunuyor. Bediüzzaman, Demokrat Parti’nin ilk yıllarında Menderes’e yazdığı mektuplarda onu ‘İslam kahramanı’ olarak nitelendirmiş. Bazı mektuplarında hükümete öneri ve uyarılarda bulunmuş. İktidarın son yıllarında ise Nursî, kendisi ve talebelerine yönelik sıkı takibattan dolayı duyduğu sıkıntıyı Menderes’e iletmiş. Ölümünden iki ay önce İçişleri Bakanı Namık Gedik’in kendisine uyguladığı ev hapsini ağır sözlerle eleştirmiş. Menderes’in kasasından çıkan 12 Ocak 1960 tarihli mektupta ev hapsinin 30 senelik muhaliflerin yaptığından daha ağır geldiği vurgulanıyor: “Bütün muhalifler ve siyasiler her yerde ve her tarafta serbest olarak gezerlerken Ankara’dan gelen bir emirle, ‘Şimdi evinden dahi çıkmayacaksın.’ denilmesi bir haps-i münferit hükmündedir. Otuz senelik muhaliflerin yaptığı istibdat lehine bu vaziyet çok ağır geliyor.” Bu mektup, Menderes’e talebeleri Mustafa Sungur ve Avukatı Necdet Doğanata tarafından iletilmiş. Üstad’ın rahatsızlığının had safhada olduğu günlerde yazılan mektubu Menderes saklamış. Ancak darbeden sonra bu mektuplar ‘Görevini Kötüye Kullanma Davası’nda delil olarak kullanıldı. Mektup “Muhterem Başvekilimiz Adnan Menderes” diye başlıyor ve şöyle devam ediyor: “Son hadiseler dolayısıyle Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin Emirdağı’nda istirahat ve ikâmet eylemeleri Anadolu Ajansı vasıtasıyle ilan ve bu hususta kendilerine mahallî makamlarca tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine Üstadımız Said Nursî aşağıdaki hususu zat-ı âlilerine ve Dahiliye Vekili’ne duyurulmasını arzu etmişlerdir. Şöyle ki; (Bütün muhalifler ve siyasiler her yerde ve her tarafta serbest olarak geziyorlar, Üstadımız’ın hareketine siyasi ve ne de muhalif olmadığı ve siyasete karışmadığı halde Ankara’dan gelen bir emirle, “Şimdi evinden dahi çıkmayacaksın.” demeleri bir haps-i münferit hükmündedir. Üstadımız zaten kimse ile görüşmüyor ve konuşmuyor hem sesi de kesilmiş, Risale-i Nur, Üstadımız’a ihtiyaç bırakmıyor. Isparta’da ve Emirdağ’da iki senelik kirasını verdiği ikâmetgâhına gitmeye mecburdur. Isparta ve Emirdağ’da birer ay tebdil-i hava için gidip gelmesi zarureti var. Esasen hastalığı itibarıyle bir yerde durmaya tahammül edemiyor, yazın dağlarda kışın şehirlere gezmeye ve oturmaya mecburdur. Risale-i Nur’un fevkalâde hizmeti için hariç memlekete gitmiyor. Burada bu sıkıntıyı çekiyor, şimdilik bu hastalığında, otuz senelik muhaliflerin yaptığı istibdat lehine bu vaziyet çok ağır geliyor.) Bu hususun nazara alınarak Üstadımız’a serbestiyet verilmesini arz ve talep ederiz.”


Talebeleri mektup yağmuruna tutmuş

Son günlerinde dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik’in talimatları yüzünden büyük sıkıntılar çeken Said Nursî için sevenleri Ankara’yı telgraf yağmuruna tutmuş. Mustafa Ramazanoğlu isimli bir vatandaş, Bediüzzaman’ın vefat ettiği gün Maraş’tan 5 bin kişi adına İçişleri Bakanı’na bir telgraf çekti. 5 Kasım 1960’ta Yassıada evrakları arasına alınan telgrafta şu ifadeler yazılı: “Said-i Nursî hazretlerinin cenupta vaki seyahatine müdahale edildiğini haber aldık. Hiçbir siyasi maksatla alâkası olmayan bu seyahate idarece müsamaha ve müsaade gösterilmesinin temini hususunda emirlerinizi istirham eder, ellerinizden öperim.” Urfalılar da vefattan bir gün önce polisler tarafından şehirden götürülmek istenen Bediüzzaman’ı bırakmak istememiş. Urfa Mezat Pazarı Başkanı Ahmet Atlı, İçişleri Bakanlığı’na şöyle bir telgraf göndermiş: “Bediüzzaman Said Nursi gayet hasta olup yola çıkacak halde değildir. Bu mübarek misafirimizin ayrılması imkân haricindedir. Bu seyahat hepimizi memnun edecekken ölüm halinde cebren buradan hareketini dünyada insan ve hiçbir kanun kabul etmeyeceğini, dolayısıyla bu müdahalenin kaldırılmasını arz ederiz.”


Ziyaret eden vekili de fişlemişler

Bediüzzaman’ın nasıl takip edildiğini gösteren yazışmalar da Yassıada belgeleri arasından çıktı. Isparta Valisi, Said Nursi ile irtibat kuran Demokrat Partilileri bile tespit etmiş. Yassıada Mahkemeleri’nde delil olarak kullanılan belgelerden biri olan Isparta Valisi Mazlum Yükel’in 18 Aralık 1956’da İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazıda şu ifadeler yer alıyor:

Tarikatçılığından ötürü durumu A fişimizin 5 sayısına kayıtlı Said-i Nursi (Bediüzzaman) ile 15 Aralık 1956 günü Muş Milletvekili Gıyasettin Emre’nin temas ettiği tespit edilmiştir. Adı geçenin geçmiş halleriyle siyasi temayülüne dair mevcut malumatın bildirilmesini rica ederim.

Bilgi için Dahiliye Vekaleti’ne arz edilmiş, gereği için Muş Valiliği’ne yazılmıştır.”


Risale-i Nur, bin emniyet müdürünün sağladığı asayişi temin eder

Bediüzzaman Said Nursi, Ankara’yı teşrifinin devlet ricaline bildirilmesi başlıklı bir mektupta Risale-i Nur’un asayişi bozan değil, asayişe yardımcı olan bir eser olduğunu anlatmış. Verdiği örnekte, “Risale-i Nur bin tane emniyet müdürünün sağlayacağı asayişi temin etmezse Allah beni kahretsin.” demiş.


İşte Bediüzzaman’ın defin tutanağı

Bediüzzaman, 83 yıllık hayatında büyük sıkıntılar çekti. Ömrünün çoğu hapis ve sürgünde geçti. Hayata gözlerini kapadığında bile rahat bırakılmadı. 23 Mart 1960’ta Urfa’da vefat etti ve oraya defnedildi. Ancak, 27 Mayıs İhtilali’nden sonra buradan alınarak bilinmeyen bir yere götürüldü. O günden beri mezar yeri sürekli tartışıldı. Yassıada evrakları arasından defin belgesi de çıktı. Belgeye göre, naaşı Urfa’dan alınan Bediüzzaman 12 Temmuz 1960’ta Isparta Şehir Mezarlığı’na defnedildi.

Ömrünü Bediüzzaman'ın hayatını araştırmaya adayan Necmettin Şahiner, bu belgenin tartışmalara son noktayı koyacağına inanıyor. Şahiner, "Bu belge 40 yıllık birikimimi teyit ediyor. Görmek için sabırsızlanıyorum." diyor. Şahiner'e göre Isparta Şehir Mezarlığı'na defnedilen Nursi'nin naaşı daha sonra yakın talebeleri tarafından Isparta'da başka bir yere nakledildi. Bir süre önce Nursi’nin naaşının denize atıldığı iddia edilmişti.

Bediüzzaman özellikle son aylarında çok sıkı takibat altına alınmıştı. Ziyaret için geldiği Urfa'da kalmasına izin verilmiyordu. İçişleri Bakanlığı'nın talimatıyla gönderilen polislerin baskısı altındaydı. Bu tartışmalar yaşanırken gözlerini fani âleme kapadı. Urfa'ya defnedildi. Ancak halkın mezarına akın akın gitmesi bazılarını rahatsız ediyordu. Demokrat Parti iktidarının devrilmesinin ardından Bediüzzaman'ın mezarı gündeme alındı. Konya İmam Hatip Okulu'nda öğretmenlik yapan kardeşi Abdülmecit Ünlükul 4 Temmuz'da Konya Valiliği'ne bir dilekçe yazdı. Dilekçesinde kardeşinin mezar yeri uzak olduğu için ziyaret edemediğini ve bulunduğu yere aldırmak istediğini iletti. Darbe yönetimi bu dilekçeyi Üstad'ın mezarını Urfa'dan taşımak için kullandı. 11 Temmuz'da açılan mezar önce Afyon'a, ardından Isparta'ya nakledildi. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nün gizliliğini kaldırdığı Yassıada belgeleri arasında bulunan ‘zabıt varakası'nda defin işlemine ilişkin şu ifadeler yer alıyor: “Konya İmam Hatip Okulu Fehri Arabi hocası Abdülmecit Ünlükul'un Urfa'da medfun kardeşi Said-i Nursî'nin cesedini nakl-i kubur suretiyle Isparta'ya defnine müsaade olunmasına dair 4 Temmuz 1960 tarihli dilekçesi üzerine iş bu talebi is'af edilerek 12 Temmuz 1960 günü Afyon'a getirilmiş bulunan mevtaya ait tabut Afyon'dan teslim alınarak Isparta'ya getirilmiş ve aynı gün akşamı kardeşi Abdülmecit Ünlükul da hazır bulunduğu halde aşağıda imzaları bulunan kabre defnedildiğine dair iş bu zabıt mahallinde tanzim hep birlikte imza altına alınmıştır. Hazır bulunanlar Isparta Vali Muavini Besim Ulcay, Emniyet Müdürü Zeki Vural, Vilayet Jandarma Komutanı Zekeriya Kantekin, Merkez Kumandanı Yarbay Atamer, Merkez Hükümet ve Belediye Tabibi, mevtanın kardeşi Abdülmecit Ünlükul.”

YARIN: YASSIADA HAKİMİ SANIKLARA NASIL HİTAP ETTİ?

Kaynak: Zaman

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner33

banner37