banner15

Bosna'da yeni savaş riski

Blair'in görevi bırakma takvimi İngiltere'nin başlıca gündemi, AB limanların Kıbrıs'a açılması krizini Adalet Divanı ile geciktirme peşinde, Türkiye'den Afganistan'a asker takviyesi istenebilir mi?

Bosna'da yeni savaş riski
İngiltere basınında bu sabah gündeme Başbakan Tony Blair'in görevden ne zaman ayrılacağı konusundaki tartışmalar bütünüyle hakim olmuş görünüyor.

Ülkenin ek yüksek tirajlı gazetelerinden The Sun, Başbakan'ın 31 Mayıs 2007'de parti liderliğinden, 26 Temmuz'da başbakanlıktan istifa edeceğini duyuruyor. Bu tahminî tarihlere Times da destek veriyor.

Blair hakkındaki tartışmalar, dün çok sayıda milletvekilinin görevden ayrılma tarihi vermesi talebiyle bir mektup kaleme alması ardından iyice alevlenmişti.

Independent ilk sayfasında, Blair'e görevden ayrılma çağrısı yapan siyasetçilerin fotoğraflarını yayımlayarak manşetinde soruyor: “Sen de mi Brütüs?”

Zira gazete, bu isimlerin bir dönem Blair'e en sadık isimler olarak görüldüğünü belirtiyor.

Aynı benzetme, Times sayfalarında yer alan bir karikatürde karşımıza çıkıyor. Yaralı Sezar olarak resmedilen Tony Blair'in çevresi mektup yazdıkları anlaşılan eli kalemli bir kalabalıkla sarılı.

Blair soruyor: "Sen de mi Brütüs?" Sonra da çevresine bakıp ekliyor: "Sen de mi? Sen de mi? Sen de mi? ..."

Gazete ilk sayfasında da bir İngiliz şaire nazire yaparak, "Blair el sallamıyor, boğuluyor" diye manşet atmış...

Times çok yakında, 'sabrının taştığını' söylediği yaklaşık 100 milletvekilinin bu isyan hareketinde yer alacağını duyuruyor. Bu rakam partinin parlamentodaki üyelerinin neredeyse üçte biri...

"Blair, dün yardımcıları ve müttefikleri ağzından, tekrar tekrar muhtemelen gelecek Temmuz'da görevden ayrılacağını duyurdu. Ama günün sonuna gelindiğinde, Blair'in görevi bırakma takviminin kontrolünü artık kaybettiği ortadaydı."

Blair'in 2007'deki parti kongresi öncesinde istifa planlarından söz eden Guardian ise manşetindeki şu diyalogla özetliyor durumu:

"Blair'in teklifi: Bir yıl içinde giderim - Brown: Yetmez"

"Gazete Blair'in şifreli şekilde bir takvim verdiğini ve Brown'un bunu yeterli görmediğini belirtiyor. Brown'a yakın isimlere göre, Maliye Bakanı net bir takvim belirlenmesini, bunun kamuoyuna açıklanmasını ve kendisini sürekli eleştirip Blair siyasetini sürdürme sözü isteyenlerin susturulmasını istiyor."

Daily Telegraph, "Blair zor durumlardan kurtulma sanatında ustadır ama bu kez zamanı daralıyor. Eğer hemen görevden ayrılma tarihini açıklamazsa, milletvekilleri bunu onun yerine yapacaklar" hükmünü veriyor.

Independent'ta yazan Steve Richards, "kilit soru ' Blair isyancıları biraz daha oyalayabilecek mi' değil, 'Yeter artık deyip gelecek sonbahardan çok önce gidecek mi' olmalı" diyor.

Gazete başyazısında ise 12 yıldır bekledikten sonra liderliği devralması beklenen Gordon Brown'a sabırlı olması çağrısı yapıyor başyazısında....

"Başbakan'ın safındakiler, halefini Blair çizgisine sıkıştırmaya çalışmamalı. Maliye Bakanı ise taraftarlarının Blair'in takvim açıklaması taleplerine son vermesini sağlamalı. Brown şimdiye dek sabırlı davrandı. Eğer kırık bir taç devralmak istemiyorsa biraz daha sabretmeli. İki tarafın bir mütareke yapması gerek. Aksi halde bu siyasi gösteri, İşçi Partisi için bir trajediye dönüşebilir."

Gazeteler bir yandan da dün partiye yakın Daily Mirror gazetesine sızan bir iç yazışmayı alaycı bir dille enine boyuna tartışıyor... Konuya göreli olarak soğukkanlı yaklaşan Financial Times'ta şu satırlar yer alıyor.

"10 numaranın Başbakan için bir veda turu hazırlama planlarına dair bir iç yazışmaya göre, Tony Blair halka daha istiyoruz dedirtecek şekilde, bis bile yapmayan bir yıldız gibi gitmeli."

"Bunun için televizyonda çocuk programı Blue Peter'a, dini ilahilerin söylendiği Songs of Praise'e ve radyoda pop müzik programlarına katılarak, ‘Blairizm’in zaferini halka duyurmalı ve onlara liderlerini ne kadar özleyeceklerini hissettirmeli."

Pek çok gazete, Blair'in, örneğin bu çocuk programına katılırsa, neler anlatacağına dair hayali diyaloglara sayfalarca yer ayırmış.

Times başyazısında, Başbakan'ın siyaset sahnesinden çekilmesinin bir tiyatro oyunuymuşçasına planlanamayacağını savunuyor:

"Başbakan'ın görevden ayrıldıktan sonra hakkında ne düşünüleceğini önceden belirlemesi imkansız. Bunu denemeyi bile düşünmemeli."

Guardian'da yazan Jonathan Freedland ise Blair'in geride bıraktığı mirasın aptalca bir maceradan ibaret olduğunu savunuyor. Kastettiği Irak ve Afganistan'daki savaşlar...

"Başbakan kaderini kendisini Amerikalıların çoğu tarafından bile bir felaket olarak ifade edilen bir siyasete bağlayarak mahkum etti. Yardımcıları bir mirastan söz ediyor, ama mirası dünyanın dört bir yanını allak bullak eden akılsızca bir maceraya kendisini zamklamak şeklinde. Blair'in Başbakanlığını yok etmesi, bu maceranın yarattığı zararın en ufak boyutu."

Lübnan sahiline devriye arayışı

Financial Times, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Fransa, İtalya ve Yunanistan donanmalarından acilen Lübnan açıklarında görev almalarını talep ettiğini yazıyor.

"Üç ülkeden acilen iki hafta süreyle Lübnan açıklarında devriye gezebilecek donanma gemileri istendi. Bu şekilde İsrail'in Alman donanması bölgeye ulaşması beklenmeden Lübnan'a ablukayı kaldırmaya ikna edilmesi hedefleniyor."

Guardian'da yazan Simon Jenkins, Afganistan'daki sıkıntıları tartışıyor. "İngiliz askerlerinin hayatını kurtaracaksa gerekirse Molla Ömer ile konuşmalıyız" diyor.

"Kabil'de kuşatılmış durumdaki Afganistan lideri Hamid Karzai, bir şeyi iyi biliyor. Kuzeyde ve batıdaki liderlerle yaptığı gibi Taleban ile de anlaşmaya varmalı. Baharda gangster ve uyuşturucu kaçakçılarını polis ve komutan olarak ataması yabancıları huzursuz etmiş olabilir ama Karzai'nin başkent dışında tutunmak için tek şansı var: Güvenlik sağlayabilecek olanların desteğini satın almak.

"Güneyde bunun karşılığı Taleban ile bağlantılı komutanlar. İngilizler ancak bu yapılırsa bölgede güvenlik sağlama sözünü tuttuklarını savunabilecekler. Bu, cephede kazanılabilecek bir savaş değil."

Türk askerine Afgan rolü mü?

Daily Telegraph'a göre ise farklı bir formül gündemde. Afganistan'da çatışmalar şiddetlenirken NATO'nun Avrupalı üyelerinden daha fazla asker katkısı yapmalarının isteneceğini savunuyor gazete.

Gazete diplomatik kaynaklara dayaranak, Fransa, Almanya, İtalya ve Türkiye ile ülkenin güneyinde muharip görev alacak asker gönderilmesi için görüşmeler yapıldığını belirtiyor.

NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer ve askeri komutan James Jones'un ülkeye varışı ardından, Kabil'de üst düzey bir diplomat, 'verilen mesaj sıradaki önceliğin güneye asker sağlamak olduğu' diyordu.

'Özellikle de Türklere ihtiyacımız var. Çünkü bunun kafirlerin İslam ile savaşı olmadığını göstermeliyiz.' "

AB Kıbrıs'a formül arıyor

Financial Times'a göre, Avrupa Birliği Türkiye ile Kıbrıs konusunda yaşanmasından korkulan krizi aşmak üzere harekete geçti.

Gazete, "Birlik Türklerle görüşmeleri canlı tutmak için Kıbrıs konusunda duraklıyor" diye yazıyor.

"Brüksel Türkiye'nin 43 yıllık Avrupa sürecini bütünüyle çökertmemek için en patlamaya hazır konulardan birini, ülkede gelecek yılki seçimlerin sonrasına ertelemeye çalışıyor.

"Üst düzey bir komisyon yetkilisi "seçim sonrasına dek beklememizi sağlayacak bir B planı bulmalıyız" diyor. Brüksel Ankara'ya limanlarını Kıbrıs'a açması için sene sonuna dek süre vermişti. Ancak Türkiye, AB Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu kıramadığından bu yönde adım atmaya niyeti olmadığını ilan etti.

"Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye ve Kıbrıs'ı limanlar konusunu Avrupa Adalet Divanı'na sevk etmeye ikna etmeye çalışıyor. Komisyon bu şekilde, konunun Türkiye'de gelecek yıl yapılacak genel seçimlerin sonrasına dek rafa kaldırılabileceğine inanıyor.

"Ankara'daki yetkililer bu girişim konusunda yorum yapmadı. Ancak Avrupalı yetkililer Türkiye'nin herhangi bir davayı kaybetmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu söylüyor.

"Kıbrıs da girişime AB'nin bu yıl harekete geçme talebini sulandıracağı gerekçesiyle direniyor. Ancak Komisyon, Birliğin üç büyüğü, Fransa, İngiltere ve Almanya'dan gelecek baskının, tarafları ikna etmesini umuyor."

Gazetenin okur mektuplarına ayırdığı sayfasında, Türkiye'deki Avrupa Birliği delegasyonunun başkanı Hansjörg Kretschmer, gazetedeki bir haberi eleştirerek "Taksim'deki AB merkezi yerden yere vurulmayı hak etmiyordu" diye yazmış.

Geçtiğimiz günlerde (28 Ağustos) İstanbul'da metruk bir binada, kimsenin uğramadığı, bakımsız bir merkez olarak tasvir edilen temsilciliği savunan Kretschmer, "belki merkez İstanbul'un en güzel binasında değil. Ama biz burayı bir anıt olarak düşünmedik, önemli olan işlevi" diyor.

Merkezin şimdiye dek 45 bini aşkın kişiye ulaştığını belirten yetkili, şöyle devam ediyor:

"Okuyucularınızı temin ederim ki Avrupa Komisyonu Türkiye delegasyonu, katılım sürecini desteklemek için hiç olmadığı kadar yoğun çalışmaktadır. Bu nedenle de yakınlarda Komisyon'daki en büyük delegasyon durumuna geldik."

Gazete başyazısında üyelik için bekleyen diğer iki ülke olan Romanya ve Bulgaristan'ın durumunu ele alırken, Birliğe şu tavsiyede bulunuyor:

"Avrupa Birliği bu iki ülkeden önce hiç, aday ülkelere fiili müzakerelere başlanmadan katılım tarihi vermemişti. Umarız bir daha da bunu yapmaz. Zira gereken ders alındı. Türkiye ve benzeri adaylarla çok daha sorunlu olabilecek müzakerelere başlarken, üyeliğin AB kurallarına uyum halinde mümkün olacağını ortaya koydu."

Bosna'da gerginlik

Guardian Bosna'da tırmanan yeni bir gerginliğin bölgede savaş riski yarattığını savunuyor.

"Bosna Hersek Federasyonu'na bağlı Sırp Cumhuriyeti'nin başbakanı, Bosnalı Sırpların Bosna'dan kopmasını sağlayacak bir referandum yapılmasını istedi. Bu adım yeni bir savaş başlatabilir ve Bosna devletinin sonunu getirebilir. Milorad Dodik bu açıklamayı genel seçimlere üç hafta kala sert geçen kampanya sırasında yaptı.

"Sözleri, Belgrad yönetimi Kosova'yı kaybederse Sırbistan'ın Bosna'nın büyük bölümünü ilhak edebileceğini de ima ediyor. Dodik, Bosna Hersek devletinin geleceği olmadığını belirterek, kendi mini devleti için referandumun kaçınılmaz olduğunu söyledi."

Çinli liderin Avrupa turu

Times, Avrupa turuna çıkan Çin Başbakanı Wen Jiabao ile görüşmüş.

Gazete Başbakan'ın görüşünü "refah için yarışta demokrasi ikinci sırada gelir" diye özetlemiş.

"Wen Jiabiao gelişen ekonomiye güven duyduğunu ifade ederken, daha fazla demokrasi için hızla harekete geçilmesi ihtimali olmadığını söyledi.

"Başbakan Çin'de demokrasiye geçişin çok ağır, aşamalı bir süreç olacağını belirterek takvim vermekten kaçındı. Komünist Parti'nin süreci geciktirmesine gerekçe olarak ise, ülkenin muazzam büyüklüğünü, müthiş nüfusunu, zengin ve yoksul ile eğitimli ve eğitimsiz arasındaki uçurumu gösterdi."

Gazete başyazısında, Çin'de öncelikli olarak yolsuzluğun önlenmesini bunun için de basına daha fazla özgürlük tanınması gerektiğini savunuyor.

Uçaklarda bagaj tartışması

Daily Telegraph, Avrupa Birliği havacılık yetkililerinin el bagajlarına kısıtlamaları da içeren yeni terörle mücadele önlemlerini görüşmek üzere bugün Brüksel'de iki günlük bir toplantıya başlayacağına dikkat çekiyor.

Bu önlemler geçen ay Londra'da uçaklara saldırı planının ortaya çıkarıldığı açıklaması ardından uygulamaya konmuştu.

Gazeteye göre gündemde uçaklara sıvı sokulmasını yasaklama önerileri de var.

"Ancak hükümetlerin bu kadar katı bir adıma sıcak bakmadıkları belirtiliyor. Yetkililer belirli bir sıvı miktarı belirlemeye çalışacak ama uzmanlar hala güvenli olabilecek miktarın ne olduğunu bilmiyor.

"Bir ihtimal, el bagajlarına rastgele aramaları yoğunlaştırmak olabilir. Havalimanı işletmecileri de sıvı yasağı kararı alınırsa bunun gelirlerinin üçte birini sağlayan vergisiz alışverişe etkisinden kaygılı... "

 

Kaynak: BBC

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48