banner27

'CIA cezaevlerinde değişen bir şey yok'

İngiltere Başbakanı Tony Blair'in dün bir açıklama ile iktidardan bir yıl içinde ayrılmış olacağını duyurması, basındaki hararetli tartışmanın bugün önceki günlere göre durulmasını sağlamış görünüyor.

'CIA cezaevlerinde değişen bir şey yok'

Independent "yaralı" diye nitelediği Blair'in, görevden ayrılma sözüyle zaman kazandığı görüşünde.

Financial Times, ise "Blair ve Brown 4 Mayıs üzerinde anlaştılar" şeklinde manşet atmış.

“Brown'a yakın isimler, gelecek Şubat'ta Blair'in, 4 Mayıs'ta yani İskoçya ve Galler parlamento seçimlerinin ertesi günü parti liderliğinden ayrılacağını açıklamasının beklendiğini söylüyorlar. Bu durum, Blair'in halefinin- ki bunun Brown olacağı neredeyse kesin- Haziran ortasında başbakanlık koltuğuna oturması anlamına geliyor."

Gazete bununla beraber, 'Başbakan yine de bu tarihe kadar dayanabilir mi soruları gündemdeki yerini koruyor' diyor ve başyazısında da Başbakan'ın üç dönemlik uzun ve kaydadeğer iktidarı fiilen bitmiştir hükmünü veriyor.

Guardian'a göre Blair ve Maliye Bakanı Brown kampları arasındaki ateşkes, pek de istikrarlı görünmüyor.

Daily Telegraph, muhaliflerin "Blair'i bitirmeye gerek yok gerekli darbeyi vurduk" diye düşündüklerini savunuyor.

Gazete, ayrıca yaptırdığı yeni bir kamuoyu yoklamasına dayanarak, seçmenlerin Gordon Brown'un başbakanlığına pek de hevesli olmadığını belirtiyor.

"Maliye Bakanı, Blair'den daha iyi bir başbakan olur mu sorusuna sadece ankete katılanların yüzde yirmisi evet dedi. Blair'in şu anda hükümete hakim olduğunu düşünenlerin oranı yarıdan az, sadece yüzde 38. Hükümetin, hedeflerini net şekilde bildiğini düşünenlerin oranı yüzde 22. Anket, Blair'in gitmesinin İşçi Partisi'nin aradığı panzehir olmadığını gösteriyor.

Times, "Blair ve Brown doğru noktaya, saçma sapan bir şekilde zarara yol açan bir yoldan vardı" diyor. Gazeteye göre Blair'e şimdi, önümüzdeki aylarda eski ABD Başkanı Bill Clinton'ın stratejisine başvurarak, iç politikada pasifleşme, dış politikada daha etkin girişimler yapma telkininde bulunuluyor.

Filistinliler: Blair istenmeyen adam

Bu tartışmalar sürerken, Başbakan Blair Orta Doğu'ya gitmeye, İsrailli yetkililer ve Filistin lideri Mahmud Abbas ile görüşmeye hazırlanıyor. Ancak bir grup Filistinli aydın Blair'i istenmeyen adam olarak niteleyen bir kampanya başlatmış durumda.

Independent bu kampanyayı şöyle aktarmış.

"Filistin gazetesi El Ayyam'da yayımlanan ilanda şöyle deniliyor: 'Blair, Lübnan kanına bulaşmış ellerini Filistin suyuyla yıkamaya geliyor. Biz siyasetçiler, aydınlar ve sanatçılar, Tony Blair'in burada istenmeyen adam olduğunu bildiriyoruz.' Mektubu ne El Fetih ne Hamas'tan siyasetçiler imzaladı. Filistin yönetimi şu anda kendilerini görmeye gelen her yabancı lidere minnettar durumda.

"Kudüs'teki İngiliz konsolosluğundan ise mektup hakkında, 'Blair'in Lübnan savaşı sırasındaki konuşmaları Amerika'nın yeni muhafazakar görüşlerine büyük oranda katıldığını gösteriyor.' denildi."

İsrail dün Lübnan'a yaklaşık sekiz haftadır uyguladığı ablukayı kısmen kaldırdı. Independent ablukanın İsrail'in kendisine koyduğu hedefleri sağlamadığı yorumunu yapıyor:

"İsrail ordusu askerlerinin serbest kalmasını sağlayabilecek az sayıda unsurdan biri olduğu için ablukayı kaldırmaya karşıydı. Ama uçak ve gemilerin Lübnan'a ulaşmasını önlemek, aslında hiç bir zaman Hizbullah'a sıkıntı verecek bir şey değildi. Örgüt adamlarını bu yollarla nakletmiyor.

"Ambargo daha çok Lübnan halkına uygulanan toplu bir cezalandırma oldu. İsrail yönetimi Lübnan üzerindeki nüfuzunu uçuşları denetleyerek ve güney Lübnan'da asker bırakarak sağlamak istiyor. Elinde de beş Hizbullah esiri var. Öte yanda Hizbullah güçlü bir Lübnan devleti olmadıkça silah bırakmayacağını söylüyor ama bu talep sessizce bir kenara itiliyor."

Irak'ta toplu infaz

Daily Telegraph, Irak'ta Ebu Gureyb cezaevinde dün 27 kişinin Saddam Hüseyin döneminden bu yana ilk kez, topluca asılarak idam edilmesini kaygı verici buluyor.

"Saddam Hüseyin rejimin acımasız aşırılıkları dün yeniden canlandı. Ülkede ölüm cezası 2004'te yeniden uygulamaya konmuştu. Ebu Gureyb'deki toplu infaz ise cezaevinin denetiminin Iraklılara devrinin sadece bir kaç gün sonrasında yapıldı.

"Irak hükümetinin artan otoriter tavrı konusundaki kaygılar, El Arabiye televizyonunun Bağdat ofisinin bir ay süreyle kapatılması talebiyle iyice güçlendi. El Arabiye, Orta Doğu'nun en objektif kanallarından kabul ediliyor.

"Irak hükümetinin açıklığına dair görüşler de zedelendi. Yeni açıklamalar Ağustos'ta Bağdat'ta asayişi konusunda sağlanan başarının şişirildiğini ortaya koydu. Bu ay şiddet olaylarının önceki aya göre üçte iki azaldığı öne sürülmüştü ama dün ortaya çıkan rakamlar, Temmuz ayına göre ölenlerin sayısında bir azalma olmadığını yine 1536 kişinin öldüğünü gösteriyor."

'CIA cezaevlerinde değişen bir şey yok'

ABD Başkanı George Bush'un dün gizli cezaevlerinin varlığını doğrulaması gazetelerde bugün daha geniş şekilde tartışılıyor.

Financial Times'a göre, Bush terör zanlılarına muamele konusunda hiç bir ders almamış görünüyor.

"Uluslararası topluma, insan hakları savunucularına ve Yüksek Mahkeme'ye taviz gibi görünen bu adımlara aldanmamalıyız. Çünkü Bush, açıkça, şimdi boşalmış olsa da gizli cezaevlerinin varlığını sürdüreceğini söyledi. Hatta Kongre'den burada faaliyet gösteren CIA ajanlarına yeni bir kovuşturma dokunulmazlığı sağlanmasını istemekten çekinmedi.

"Yani olağanüstü nakiller, eskisi gibi sürecek, Amerika bir diğer önemli El Kaide zanlısını yakalayacak kadar şanslıysa ve Kongre talebini kabul ederse, o zaman sorgucuları elinde açık çek olacak. Ordu elini kirletmezken CIA bu işe dirseklerine dek batacak.

"Amerika'nın dünyada ahlaki otoritesini ciddi şekilde baltalayan beş yılın sonunda, Bush bu savaşı işkence ve sıkıyönetim yasalarıyla kazanamayacağını hala anlamamış görünüyor."

Guardian Avrupa Konseyi'nden gelen gizli cezaevlerine karşı harekete geçme çağrısına dikkat çekiyor:

"Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis, "CIA ajanlarının Avrupa'daki faaliyetlerinin Avrupalı bir istihbarat ajanınınkilerle aynı kurallara tabi olması gerektiğini savunuyor. Bunun yapılması için İngiltere'nin önayak olmasını istiyor.

"Bush yönetimi ise gizli cezaevlerinin yeri konusunda bir ifşaata niyeti olmadığını ifade etti. ABD Dışişleri Bakanı'nın hukuk danışmanı John Bellinger, "Avrupalılar bu gizli tesislerin nerede olduğunu öğrenmek istiyorlarsa bu onlara kalmış" dedi."

Times, Bush'un Guantanamo Üssü'ne gönderileceğini söylediği 14 kilit zanlının saldırı planlarını anlattığını, bunlar arasında İngiltere'de hedeflerin de olduğunu duyuruyor.

"El Kaide'nin operasyon sorumlusu Halid Şeyh Muhammed, Heathrow Havalimanı'nda uçakların terminal ve yakıt depolarını, kentin yeni finans merkezindeki gökdelenleri ve İngiltere'nin Kamboçya elçiliğini hedef alan intihar saldırıları planlıyordu. Güvenlik kaynakları bu planların Heathrow havalimanına 11 Şubat 203'te tanklar sevkedilmesiyle ilgisi olup olmadığı sorularına yanıt vermedi.

"Diğer hedefler arasında, Amerika'daki turistik merkezler, New York'taki Brooklyn Köprüsü, Cebelitarık Boğazı ve Hürmüz Boğazı sayılıyor."

11 Eylül saldırılarının beşinci yıldönümü yaklaşırken gazeteler konuyu artan bir yoğunlukta tartışıyor.

Independent'ta yazan Jonathan Raban, satırlarında dünya tarihinde asıl dönüm noktası olan tarihin 11 Eylül değil 18 Eylül olduğunu savunuyor:

"Kongre, 'Askeri Güç Kullanımı için Yetki' kararını o gün geçirdi. Karar Başkana, 11 Eylül saldırılarından sorumlu olduğunu tespit ettiği tüm ülke, kişi ve örgütlere karşı ve saldırıların tekrarını önlemek için böylesi ülke, kişi ve örgütler karşısında gerekli ve uygun şekilde güç kullanma yetkisi veriyordu.

"Karardaki "Böylesi ülkeler" ifadesi, Irak ve kimbilir belki de gelecekte İran ve Suriye'ye yönelik bir saldırı için de zemin yaratıyor. 18 Eylül tarihinde, yönetimin üç unsuru arasındaki hassas denge bozuldu. O günden bu yana başkanlık diğer yönetim birimleri üzerinde görülmedik bir hakimiyete kavuştu."

Guardian'da yazan Simon Jenkins, korku festivali olarak ifade ettiği 11 Eylül'ü anma etkinliklerinin Usame Bin Ladin'in işine yaradığını söylüyor.

"Alfred Nobel'in dinamiti keşfinden 40 yıl sonra, Rus teröristler dinamitle dolu bir uçağı Çar'ın sarayına uçurmayı düşünüyordu. 1883'te Chicago merkezli İrlandalı milliyetçiler, Londra metrosuna bombalı saldırı düzenlediğinde Times gazetesi 'metro bir daha güvenli kabul edilecek mi?' diye soruyordu. Yani terörün tercihleri konusunda bir değişiklik yok. Değişen bunun yarattığı artçı şok.

"Terörizmin etkisinin yüzde 10'u eylemse, yüzde 90'u medyada ve yönetimde yarattığı yankıdır. Son dönemde, hele ölenler de beyazsa, saldırılara tepki yedi gün 24 saatlik bir abartma kampanyası haline geldi. Bin Ladin'in örgütü de Bush yönetiminin siyasetleri sonunda, 2001'de dostsuz ve parasız kalacakken, şimdi küresel bir cihad olgusu haline geldi.

"Bugün Bin Ladin ile bir yerde mülakat yapabilecek olsam 'beşinci yıldönümü için özel bir planın var mı?' diye sorarım. 'O da, ne diye parayı israf edeyim' der. Batı medyası zaten saldırıların yarattığı korkuyu yeniden canlandırıyor. El Cezire ofisine bırakılan bir CD bile Londra ve Washington'u titretiyor. 11 Eylül'ü anmanın en iyi yolu sessiz kalmak. Ama şimdi Bin Ladin kıs kıs gülüyor olmalı..."

Daily Telegraph Belçika'nın Fas cezaevlerindeki Belçikalıların terör örgütlerine katıldığı konusunda kaygı duyduğunu yazıyor.

Belçikalı diplomatların bu konuda Fas'ı uyardığını belirten gazete, ülkede uyuşturucuya bağlı suçlardan hüküm giyen Fas asıllı Belçika vatandaşlarının terör örgütlerince hedef seçildiğini yazıyor. Üst düzey bir yetkiliye göre AB pasaportlu bu kişiler hiç iz bırakmadan kıtada istedikleri yere gidebilecek saatli bombalar.

Financial Times, NATO komutanı Orgeneral James Jones'un Afganistan'da yeniden yapılandırma faaliyetlerinin de "yaşam destek ünitesinde" olduğu benzetmesini aktarıyor:

"İttifak 1949'dan bu yana kendisini en şiddetli çarpışmaların ortasında bulmuşken, Jones, şu tarihe kadar üyelerin söz verdikleri güçlerin sadece yüzde 85'ini sağladıklarını söyledi. Jones'a göre, daha fazla helikopter ve uçak ile yedek bir tugay gerekiyor."

Times başyazısında, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in Afganistan sınırındaki Veziristan'da, aşiretlerle vardığı askerleri çekme anlaşmasının, "bölgede çok ciddi bir iktidar boşluğu yaratacağı ve Taleban'ın dönüşünü sağlayacağı" öngörüsünde bulunuyor.

"Müşerref'in üç yılda 700 asker kaybettikten sonra yaptığı barış anlaşması her yönüyle bir yenilgi. Anlaşma Taleban ve El Kaide'nin yeniden silah stoklayarak gelecek operasyonlarını planlayabileceği bir ortam yaratıyor.

Müşerref'in hükümeti ve Pakistan istihbaratı içindeki bazı unsurların Taleban'ın Afganistan'da yeniden iktidara dönüşünü olası gördüğü ve kendilerini bu geçişe hazırladığı anlaşılıyor. Buna izin verilemez. Afganistan'daki NATO operasyonunu yönetenlere gerekli her türlü kaynak sağlanmalı. Aksi halde, beş yıl öncesinin acımasız, Buda heykelleri yıkan ve 11 Eylül'ü doğuran devletine dönülecek."

Babacan: Müzakereler dünya için hayati

Financial Times, Ali Babacan ile yaptığı mülakatı, Babacan'ın, Türkiye'nin AB üyeliği sadece taraflar için değil "tüm dünya için hayati önemde" sözlerini manşete çekerek vermiş.

"Müzakerelerin kesilmesi tehlikeli bir sinyal olur diyen Babacan, bu sürecin 'AB'nin değer ve ilkelerinin Müslüman nüfuslu bir ülke tarafından da paylaşılabileceği savı açısından bir sınav olduğunu savundu.

"Kıbrıs'a limanların açılması talepleri konusunda, Babacan 'Türkiye liman ve havaalanları konusunda tek taraflı bir şey yapmayacaktır, orası açık' diye konuştu.

"Lefkoşa müzakerelerin kesilmesi için veto gücünü kullanırsa bunun sorumluluğunun da kendisine ait olacağını belirten Babacan, Lefkoşa'ya uluslararası baskı uygulanmasını isteyerek "Veto Avrupa'ya uygun bir yöntem değil" dedi.

"Bakan, Komisyon'un Kıbrıs konusunu Adalet Divanına havale etme girişimi konusunda da "hiç bir seçeneği ihtimal dışı bırakmıyoruz" diye konuştu.

"Kıbrıslı diplomatlarsa dün bu fikrin, 'herhangi bir sürece başlanmasını bile sağlayamayacağını' söylediler. 'Hükümetimiz, Türkiye'ye bedavaya ek süre verecek değil' dediler..."

Yerleşik hayata geçiş 'mecburiyetten'

Norwich'te devam eden bir bilim festivaline sunulan ilginç çalışmalar gazetelerde yer bulmaya devam ediyor. Bugün tüm gazeteler yerleşik yaşama geçişe dair yeni bir senaryoyu irdeliyor. Times çalışmayı şöyle anlatıyor:

"İlk yerleşik medeniyetler sosyal ve kültürel bir ilerlemenin ürünü değildi, sadece hızla değişen bir dünyada hayatta kalma arayışının ürünüydü.

"Altı bin yıl önce iklim kuraklaşıp Kuzey Afrika ve Asya'ya yağış getiren muson sistemi yok olunca, insanlar avcı toplayıcı yaşam tarzını sürdüremez oldu.

"Avladıkları hayvanlar öldü, bitkiler azaldı. İnsan buna yanıt olarak nehirler çevresinde toplanmaya ve sürekli gıda kaynağı sağlamak üzere tarıma yöneldi.

"Yani ilk kentlerin kurulmasını sağlayan sosyalleşme arzusu değil, iklim değişimiydi."

 

Kaynak: BBC

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25